Cumartesi , 18 Kasım 2017
Anasayfa / Yazarlar / ADALET

ADALET

OHAL kapsamında çıkartılan KHK’lar ve son günlerde yoğunlaşan terör operasyonları, birçok mağduriyetlere ve haksızlıklara yol açmıştır. Devlet ricalinin de sık sık ifade ettiği gibi, at iziyle it izinin birbirine girmesi, sapla samanın karıştırılması buna zemin hazırlamıştır. Bu süreçte hukukun temel ilkeleri (beraeti zimmetin asıl olması, sorumluluğun şahsiliği ilkesi, iddia edenin ispat külfeti, adaletin gözetilmesi vb.) ihlal edilmiştir.

28 Şubatın seneyi devriyesini yaşadığımız bu günlerde tekrar o meşum günleri anımsatacak uygulamalardan sakınılmalıdır.  O günleri yaşayanlar bilirler; zamanın işgüzar bürokratları bütün işlerini bırakıp başörtülü avına çıkmışlardı. Adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Çünkü bu durum bürokraside yükselme gerekçesiydi. Mazlumiyet ve gözyaşları üzerine saltanat kuruyorlardı. İrtica ülkenin bir numaralı sorunu haline getirilip istedikleri kişileri irticacı(!) ilan ederek ona bu dünyayı dar ediyorlardı.

Şimdilerde de bunun değişik bir versiyonu ile karşı karşıyayız. Mc Cartycilik yapıp ihbar furyasına çıkarak herkesi zan altında bırakanlar var. Öyle bir hava estiriliyor ki, takiyyeyi kendine temel ilke edinmiş malum yapı, her yere sızmış olabilir(!) Kırk yıllık dostların arasına şüphe girdi. Bu paranoyak durumdan kurtulmazsak, korkarım kendimizden bile şüphe edeceğiz.

Her gördüğümüz sakallıya DAEŞ’li muamelesi yapmak ya da Bank Asya’da fi tarihinde hesap açtırmış, çocuğunu onların dershanesine göndermiş birisine de peşinen FETÖ’cü yaftası vurup mahkûm etmek adalette ve ma’şeri vicdanda derin yaralara yol açmaktadır. Bunun birçok örneğine ne yazık ki şahit oluyoruz.

Zamanın kudretli 28 Şubatçılarından şu an eser yoktur devlet erkinde. Lakin 28 Şubat, toplumu ve devleti tehdit eden bir zihniyettir. Asıl bu zihniyetten kurtulmak gerekir. Bu zihniyette, güçlünün sözü geçerlidir. Tek ses, tek renk, tek düşünce hâkimdir. Adalet, kişilere göredir. Senin gurubundan, partinden, cemiyetinden olmayan herkes kötü ve potansiyel tehlikelidir. Hatta bizden olmayanların yaşamaya dahi hakkı yoktur, kendilerine başka bir ülke bulsunlar(!)

Oysa kendi aleyhimize de olsa, adaletten ayrılmamayı emreder kerim kitabımız. Kızı Fatıma da olsa suç işleyeni cezalandıracağını söyler kutlu elçimiz. “Kim olursa olsun mazlumun yanında kim olursa olsun zalimiz karşısında” sloganımızdır. Bizden olmayanları ötekileştirmeden, tanımlamadan; tanımak, tanışmak, tearüfte bulunmaktır esas olan.

Öte taraftan FETÖ üzerinden tüm cemaatleri terbiyeye kalkışmak, muhalif ses çıkartan her kesime ayar vermek en hafif ifadeyle fırsatçılıktır. Pireye kızıp yorganı yakmaktır. Bunlar da ilerde FETÖ gibi paralel bir yapı oluşturur düşüncesiyle, sivil hareketleri sindirmek, tehlikeli görmek, bu toplumun hayat damarlarını kesmektir. Toplumun ıslahında ve eğitiminde bu gönüllü teşekküllerin rolü büyüktür. Bu iş memur zihniyetiyle, devlet gücüyle olacak iş değildir. Bu iş, atanmışların değil, kendini bu yola adanmışların işidir. Ücretini ayın on beşinde değil, cennette alacağına inanan dava adamlarının işidir. Tabi ki ülkemizdeki cemaat yapılanmalarının ciddi bir ıslahata, eleştiriye ihtiyacı vardır. Sivil hareketlerin yapısal ve zihinsel problemleri vardır. Fakat çözüm, bunları toptancı bir mantıkla ele almak ve yok etmek yerine, ıslah etmek ve sahih çizgiye oturtmaktan geçer.

Muhalif seslerin de birçoğunun derdi maalesef üzüm yemek değildir. Fakat bu durum adaletten sapma gerekçesi olamaz. Her yapılan eleştiriyi peşinen reddetmek, sahibini hain, düşman ilan etmek ne kadar doğru? Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterirken bizden olmayanların söylediklerinin hepsi mi yanlış? Sözü dinleyip en güzeline tabi olmakla emrolunmadık mı?

Hak ve adalet hassas bir meseledir. Söz ve güç sahipleri her yerde adil ve merhametli olmak zorundadır. Bu hususta filin züccaciye dükkânına girmesi gibi hareket edilemez. Adaletin keskin kılıcı rastgele savrulamaz. Durumdan vazife çıkarılıp süreç cadı avına dönüştürülemez. Bir kişinin bile haksız yere cezalandırılmaması adına ince eleyip sık dokunarak adalet aranmalıdır. Yoksa mazlumun ahını almak büyük vebaldir. Çünkü mazlumun ahı ile Allah arasında perde yoktur.

Bizim medeniyetimiz adalet üzerine kuruludur. Allah adildir ve adil olanları sever. Adalet, her ne pahasına olursa olsun, ayakta tutulmalıdır. Çünkü adalet, mülkün(devletin) temelidir.Hakkı gözetmek, adaletle hükmetmek ve zulümden kaçınmak İslam’ın temel değerleridir. Bunlar zaman ve mekân üstü evrensel değerlerimizdir.

Adaletin olmadığı yerde zulüm olur. “Küfr ile pâyidâr olunur, zulm ile olunmaz!” Sadece dostlarımıza değil, düşmanlarımıza da adil olmakla mükellefiz. Düşman adil değil diye, adaletsizliğe sapamayız. Aliya’nın dediği gibi, “onlar bizim düşmanımız, öğretmenimiz değil.” Mücadele ettiğiniz hasmınıza, rakibinize benzemek en büyük tehlikedir. Yoksa onlardan ne farkın kalır ki? Bir kavme olan kinimiz, öfkemiz bizi adaletsizliğe sürüklememeli. Bizim için zor da olsa, bize acı da verse hasımlarımıza karşı adaleti kurban edemeyiz.

Hakkında Ali EROL