Perşembe , 25 Nisan 2019
Anasayfa / Yazar Arşivi: imhgebze

Yazar Arşivi: imhgebze

İslami Söylem ve Genç Kuşaklar

İslami Söylem ve Genç Kuşaklar

Hareket Müzakereleri’nin Nisan ayı gündeminde Recep Demir ve Mustafa Ercivan konuştu.

Recep Demir: Gençlikle ilgili karamsar olmayalım, dersler çıkaralım

Mustafa Ercivan: Şikayet ettiğimiz gençliğimiz bizim eserimizdir

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze’nin her ay periyodik olarak gerçekleştirdiği “Hareket Müzakereleri” toplantılarının Nisan ayı gündeminde “İslami Söylem ve Genç Kuşaklar” konusu masaya yatırıldı. Eğitimci Yazar Kamil Ergenç’in yönettiği müzakarelerin sunumunu Eğitimci Recep Demir ile İMH Gebze Genç Hareket Başkanı Mustafa Ercivan yaptı.

İMH Gebze genel kurul üyeleri ile teşkilat mensuplarının katıldığı müzakerenin açılışını yapan moderatör Kamil Ergenç, gençliğin gidişatının tarihin her döneminde tüm inanç, düşünce, ideoloji ve devletlerin gündeminde olduğunu, genç ve dinamik bir yapıya sahip olması hasebiyle güç ve otorite sahipleri tarafından kontrol altına alınması gereken bir kesim olarak görüldüğünü söyledi. Ergenç hoca, gençliğin sağlıklı yöne kanalize edildiğinde toplumsal değişimde olumlu bir role sahip olabileceğini ifade etti.

KARAMSAR OLMAYALIM, DERSLER ÇIKARALIM

Müzakerelerin ilk sunumunu gerçekleştiren Eğitimci Recep Demir hoca, konuşmasına Gebze’de kısa bir süre önce öğrencisi tarafından bıçaklı saldırıya uğrayarak katledilen Necmettin Kuyucu hocaya Allah’tan rahmet dileyerek başladı. Gençliği kuşatma anlamında ciddi eksikliklerimizin olduğunu ifade eden Recep Demir hoca, “Şehit olduğuna inandığımız Necmettin Hocamızın öğrencisi tarafından katlinden dolayı karamsarlığa kapılmayalım, ama bu olaydan dersler çıkaralım. Kötü örnek, örnek değildir. Gençlik çok hareketli, çok devingen bir kuşaktır. Bu yaşlarda kimlik ve şahsiyet inşa edebileceği gibi sahipsizlik ve kötü arkadaş çevresi gibi etkenlerle savrulabilir de. Bu dönemde gençlere yol gösterici olmak gerekir” dedi.

RABBİMİZ 15 YAŞINDA ÇOCUĞU MUHATAB ALIYOR BİZ HALA YAVRUMUZ DİYORUZ

Gençliği kuşatma konusunda İslami söylemle Müslümanların söyleminin uyuşmadığını vurgulayan Recep Demir hoca konuşmasına şöyle devam etti:

“Peygamberimiz çocuklarımızı yedi yaşında namaza alıştırmamızı istiyor. Rabbimiz 15 yaşında bir genci muhatap alıyor. Ona bir şahsiyet olarak değer veriyor ama biz 15-17 yaşında gence yavrumuz diyoruz. 12-20 yaşlarındaki gençleri hala çocuk olarak görüyoruz. 17 yaşında bir genç öğretmenini öldürüyor ama çocuk olarak yargılanıyor. 17 yaşındaki bir genç en az beş yıldır mükellef bir insan ama biz onu bu olgunluğa göre yetiştirmediğimiz için çocuk olarak kabul ediliyor. Çocuklarımızı ve gençlerimizi ebeveynler olarak yaşlarına uygun olgunlukta yetiştirmeliyiz. 17-18 yaşlarındaki genç çocuk olarak görülmemeli.

KUR’AN’IN GENÇ MODELLERİ

Kur’an’ı Kerim’de gençliğe ve tüm insanlığa rol model olarak gösterilen pek çok sayıda genç var. Hz. İbrahim, Hz. Meryem, Hz. Ayşe, Habil, Musa, Davut, Ashab-ı Kehf gibi örnekler iman, ahlak, düşünce ve ahlak olarak sağlam karakterli, donanımlı, rol model olan gençlerdir. Kur’an’ın genç modelleri zulme, şirke, fesada, sömürüye açık ve kesin tavır alan, zulüm düzenine muhalif duruşu olan, akidede asla uzlaşmaya yanaşmayan, sürekli tebliğ ve insanları aydınlatma arzusu taşıyan, Allah’tan başkalarına boyun eğmeyen, azim ve irade sahibi kişilerdir. Bizler gençlerimizi hayırlı işlerle uğraşacak bir atmosferin içine sokmalıyız. 25 yaşındaki genç evlenmiyor, çünkü sorumluluk almak istemiyor. Çünkü onları yedi yaşından itibaren sorumlu insanlar olarak yetiştiremedik.

KİŞİ DOSTUNUN DİNİ ÜZEREDİR

Gençlerin aile ortamı başta olmak üzere, okul ve arkadaş çevresi kişiliğinin oluşumunda etkili oluyor. Peygamberimiz (SAV), “kişi dostunun dini üzeredir” diyor. Gençler boş vakit geçirmemelidir. Yalnız kalan birinin ikincisi şeytandır. Bu şekilde haramdan uzak duramaz. Haramlar hafızayı, zamanını, dikkatini, edebini tahrip eder. İslami söylem bugün maalesef gençliği kuşatamıyor. Gençlerin önüne konulan iradesiz, sorumsuz özgürlük dayatmaları tüketim toplumuna yeni üyeler katarak telefon, internet, marka bağımlılığına yol açıyor. Gençlerimiz ahiret bilincinden yoksun bir hayat sürünce, sınırlar ortadan kalkıyor. Gençlere sorumsuz özgürlük yerine erdemli olmayı, erdemli bir hayat sürmeyi öğretmemiz gerekir.”

ŞİKAYET ETTİĞİMİZ GENÇLİK BİZİM ESERİMİZ

Müzakarelerin ikinci konuşmasını gerçekleştiren İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze Genç Hareket Başkanı Mustafa Ercivan, sunumunda gençliğin sahadaki fotoğrafını çekmeye çalışacağını belirterek, daha çok ebeveynlere yüklenmek istediğini ifade etti ve “Şikayet ettiğimiz gençliğimiz bizim eserimizdir” dedi. Dindar nesil söyleminin sahadaki karşılığının iç açıcı olmadığını kaydeden Mustafa Ercivan, “Hayallerle gerçekler arasında uçurumlar var. Bu konuda bizlerin de suçu var. Ahlaki yozlaşma bağlamında okullarla ilgili ise enteresan bir tablo var. İHL’lerin durumu her şeye rağmen diğerlerinden iyi. Mezuniyet baloları, partiler, danslar, maneviyatı kaybedilmiş gençler. Müthiş bir ahlaki yozlaşma var. Nihilist, sorumsuz, anı yaşayan bir gençlik var. İslami kesim de bu tabloya alışmaya başladı. Öte yandan dindar nesil söylemine mugayir aile kavramının içinin boşaltılması gibi durumla da karşı karşıyayız” diye konuştu.

GENÇLERİN AHLAKİ DURUŞUNDAN ÇOK, NOT ORTALAMASINA BAKIYORUZ

Müslüman ailelerin çocuklarının ahlaki, ibadi duruşundan çok not ortalamasını öncelemeye başladığını ifade eden Mustafa Ercivan, “Daha konformist bir hayat özlemi, manevi atmosferin göz ardı edilmesine yol açtı. Aile içi kopukluklar, cep telefonları, dijital teknoloji bağımlılığı arttı. Çocuklar ebeveynin kontrolünden çıktı. Müslüman aileler de kendileri ve çocukları için dünyevi hedefleri öncelediler. İslami hassasiyetler, ahlak, ahiret maalesef İslami çevrelerde de ikinci plana atılır oldu. Eskiden öğrenci evleri gençler için cazip mekanlardı. İslami anlamda özgürleşmenin sembolüydü. Şimdi gençler öğrenci evlerinde yaşamak istemiyor. Bir yumurta kırıp pişirmeyi bilmiyorlar. Din gençliğe sorumluluk getirirken, mevcut ortam sorumluluktan uzak bir genç yetiştiriyor” dedi.

ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAZSAK DAHA SEKÜLER VE KONFORLU BİR GENÇ KUŞAK BİZİ BEKLİYOR

STK’ların yaptığı pek çok faaliyetin yerel yönetimler tarafından da yapıldığını belirten Mustafa Ercivan, “Daha iyi imkanlar sunduğu için vatandaş çocuklarını bize değil, belediyelerin yaz okullarına göndermek istiyor. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra ebeveynler İslami cemiyetlere daha mesafeli davranıyor. Gençliği kuşatmak için onların dünyasına girmek, onların zamanına hitap etmek, güncel dili yakalamak gerekiyor. Karşılaşılan tüm olumsuzluklara rağmen dindar nesil söylemi büyük önem arzediyor. Cemiyetler üzerine düşeni yapmazsa daha seküler ve konforlu bir genç kuşakla karşı karşıya kalacağız maalesef” diyerek sunumunu tamamladı.

İslami Söylem ve Genç Kuşaklar konulu Hareket Müzakereleri, katılımcıların soru, görüş ve önerileriyle sona erdi.

 

Paylaş

İlahiyatçı Ömer Bostan İMH Gebze’de “Cahiliye” kavramını anlattı

‘Cahiliye her dönemde karşımıza çıkan bir zihniyettir’

Ömer Bostan: ‘Cahiliye ile mücadele etmek için ilimle donanmak ve Kur’an ilmiyle yaşamak gerekir’

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze tarafından her ay periyodik olarak devam eden Kavram Dersleri kapsamında ‘Cahiliye’ kavramı ele alındı. Sunumu gerçekleştiren Haseki Dini Yüksek İhtisas hocası Ömer Bostan, her kavramın zıddıyla daha iyi anlaşılabileceğini belirterek cahiliye kavramının anlaşılabilmesi için de ‘ilim’ kavramına müracaat edilmesi gerektiğini söyledi. Cahiliye kavramının kökü olan cehl’in ilimden, bilgiden yoksunluk olarak ifade edildiğini vurgulayan Ömer Bostan, cahiliyenin her dönemde karşımıza çıkan bir zihniyet olduğunu belirtti.

CAHİLİYENİN BOYUTLARI

Cahiliyenin kulluk üzere olmayan bir hayat biçimi olarak tezahür ettiğini ifade eden Ömer Bostan hoca, “Kur’an Allah’tan başkasına kulluğu cahillik olarak tanımlar. Örneğin, Peygamberimizin azılı muhaliflerinden Ebu Cehil olarak bilinen şahıs, dönemin aydın ve kültürlü bir insanıydı. Okumayan, bilmeyen, bizim anladığımız şekilde cahil biri değildi. Zira cahiliyenin temel sapmalarından şirk de bir cehalet ürünüdür. Kur’an’da cahiliyenin ferdi, kurumsal ve devletlerarası boyutu var. Allah’ın hükmünü reddetme, O’nun hükmünü başka mercilere verme, cahiliyenin en önemli yansımalarındandır. Yine Kur’an’da geriye dönüş irtica; kendine sahip olamamak, aşiret, sülale, kabile asabiyeti, cinsel sapma, Allah hakkında suizanda bulunmak cahiliyenin en önemli tezahürlerindendir. Cahiliyenin en önemli vasfı zandır. İlim üzere, delil üzere değil zan üzere hareket etmektir. Cahiliye ile mücadele etmek için ilimle donanmak ve Kur’an ilmiyle yaşamak gerekir” dedi.

Konuşmasında ağırlıklı olarak cahiliye kavramının değişik boyutlarıyla ele alındığı Zümer/64, Maide/50, Ahzab/33 ve Fetih/26. ayetler üzerinde duran Ömer Bostan hoca, programın sonunda kendisine yöneltilen sorulara cevap vererek sunumunu tamamladı.

 

Paylaş

İMH Voleybol Turnuvası başladı

 

23 takımın katıldığı turnuva Gebze Gençlik Merkezi’nde başladı.

Açılış maçında Çözüm Koleji Genç Akse’yi 2-0 mağlup etti.

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze tarafından tarafından düzenlenen Geleneksel 5. Voleybol Turnuvası Gebze Gençlik Merkezi spor salonunda başladı. Turnuvanın açılışı dolayısıyla görüşlerini ifade eden İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze Başkanı Musa Öztürk, organizasyona gösterilen ilgiye teşekkür ederek, geleneksel hale gelen voleybol turnuvasının ilçedeki sivil toplum kuruluşları arasında tanışma, dayanışma ve dostluk vesilesi haline geldiğini belirtti.

Gebze’deki sivil toplum kuruluşları ve eğitim camiası ile mahalle voleybol takımlarının büyük ilgi gösterdiği turnuvanın açılış maçı Çözüm Koleji ile Genç Akse arasında oynandı. Çözüm Koleji üstün bir oyunla setleri 25-17 ve 25-14 alarak Genç Akse’yi 2-0 mağlup etti.

Gecenin diğer karşılaşmalarında ise şu sonuçlar alındı:

Akgenç Mahalle: 2 İşyeri Market: 1

Halka: 2 Çözüm Kişisel Gelişim: 0

Toplam 23 takımın katıldığı voleybol turnuvası Gebze Gençlik Merkezi’nde Pazar günü hariç haftanın her günü yapılacak ve eleme gruplarından sonra yapılacak final maçlarıyla 2 Mayıs 2019 tarihinde sona erecek.

Paylaş

Gebze İMH voleybol turnuvası düzenliyor

İnsan ve Medeniyet Hareketi’nin düzenlediği 5. Geleneksel Voleybol Turnuvası’na kayıtlar başladı. Başvurular 29 Mart 2019 Cuma günü mesai saati bitiminde sona erecek.

1 Nisan 2019 Pazartesi akşamı başlayacak müsabakalar Gebze Gençlik Merkezi Spor Salonu’nda yapılacak.

Gebze’de gerçekleştirdiği sosyal ve kültürel faaliyetlerle adından söz ettiren İnsan ve Medeniyet Hareketi’nin Geleneksel 5. Voleybol Turnuvası’na başvurular devam ediyor. Turnuvaya Gebze’deki tüm kulüpler, sivil toplum kuruluşları ve derneklerle dileyen Gebzeliler takım kurarak katılabilecek.

SON BAŞVURU 29 MART 2019 CUMA

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze Başkanı Musa Öztürk tarafından yapılan açıklamaya göre, turnuvaya katılmak isteyen kulüp, dernek ve sivil toplum kuruluşları başvurularını 29 Mart 2019 Cuma günü akşamına kadar Hacı Halil Mahallesi Ali Rıza Efendi Caddesi 1231 Sokak’taki İMH Gebze merkezine yapabilecek. Turnuva ile ilgili 0 262 644 30 50 ve 0 542 644 30 50 No’lu telefonlardan bilgi alınabilecek.

MÜSABAKALAR GEBZE GENÇLİK MERKEZİ SPOR SALONU’NDA YAPILACAK

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze’nin bu yıl beşincisini düzenlediği voleybol turnuvası müsabakaları 1 Nisan 2019 Pazartesi akşamı Gebze Gençlik Merkezi Spor Salonu’nda başlayacak. İMH Gebze Başkanı Musa Öztürk, bu yıl beşincisini gerçekleştirdikleri voleybol turnuvasının tüm kulüp ve sivil toplum kuruluşlarına açık olduğunu belirterek, voleybola ilgi duyan dernek ve kuruluşları turnuvaya katılmaya davet etti.

Paylaş

İstanbul İMH Hicret’ten Gebze İMH’ye ziyaret

 

İnsan ve Medeniyet Hareketi Anadolu Hicret ve Gebze Akademi Eğitim Kültürel Dayanışma Derneği yönetimleri İnsan ve Medeniyet Hareketi merkezine ayrı ayrı ziyaretlerde bulundu.

İlk ziyareti gerçekleştiren İnsan ve Medeniyet Hareketi Hicret Başkanı Mehmet Sarı ve yönetim kurulu üyeleri ile ilçe ve bölge temsilcilerinden oluşan misafir heyete İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze’nin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verildi. İMH Gebze Başkanı Musa Öztürk, misafir Anadolu Hicret yönetimine ziyaretlerinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek Gebze’de devam eden eğitim, kültür, sosyal faaliyetler ile özellikle gençlik çalışmaları hakkında görüş alışverişinde bulundu. Konuk İMH Anadolu Hicret Başkanı Mehmet Sarı ve İstanbul Anadolu yakası ilçe temsilcileri de Maltepe, Kartal, Pendik, Tuzla, Sancaktepe ve Sultanbeyli bölgelerinden oluşan Anadolu Hicret’in yürüttüğü faaliyetler hakkında Gebze yönetimine bilgi verdi.

İMH Anadolu Koordinatörü Ertuğrul Taşlı’nın da katıldığı ziyaret, her iki kardeş kurumun bölgelerinde gerçekleştirdikleri takva eksenli eğitim ve toplumsal ıslah çalışmalarının verimlilik ve bereketinin artırılmasına yönelik öneri ve değerlendirmeleriyle son buldu.

 

Paylaş

Akademi Derneğinden Gebze İMH’ye ziyaret

AKADEMİ DERNEĞİNDEN GEBZE İMH ZİYARETİ

Gebze’de yürüttüğü eğitsel, kültürel, sosyal ve arama kurtarma faaliyetleri ile adından söz ettiren kardeş Akademi Derneği Başkanı Şerafettin Yazıcı ve yönetim kurulu üyeleri, İMH Gebze merkezini ziyaret etti. İki dernek yönetimi ilçede gerçekleştirdikleri faaliyetler hakkında karşılıklı bilgi alışverişinde bulundu.

İMH Gebze Başkanı Musa Öztürk, konuk Akademi heyetini bölgede gerçekleştirdikleri, eğitsel, kültürel, sosyal, sportif ve gençlik faaliyetleri hakkında bilgilendirirken, Akademi Derneği Başkanı Şerafettin Yazıcı da derneğin Gebze’deki çalışmalarını anlattı. Musa Öztürk, kardeşlik ilişkilerini geliştirici bu tür ziyaretlerin önemine değinerek, nazik ziyaretlerinden dolayı misafirlerine teşekkür etti.

 

Paylaş

Kemal Özden: Yeryüzü, Siyonist ve Emperyalist Tahakküme Teslim Edilemez.

Siyonist işgal devleti atılan bir roketi bahane ederek Gazze’yi yoğun bombardıman altına aldı. Hamas hedeflerini vurduğunu iddia eden Siyonistler sivillerin yaşadığı binaları yerle bir ediyor.

ABD Başkanı Trump’un Golan Tepelerinin İsrail’e ait olduğuna dair bir belgeyi imzalamasının ardından cesaret bulan işgalciler Gazze’ye attıkları her bombayla elde ettikleri “siyasi zaferi” kutluyorlar.

ABD yönetimi daha önceden Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyarak Siyonistlerin oyuncağı haline geldiğini göstermişti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Golan Tepelerini İsrail toprağı saymamasına rağmen tek başına böyle bir adım atması ABD’nin tamamen Siyonistlerin güdümüne girdiğini ortaya koyuyor.

Soğuk savaşın ardından kendine yeni düşman olarak “yeşil tehlike”yi seçen Batıl(ı) istikbar, aziz İslam dinini terörizmle eşitlemeye çalışmaktadır. Geçtiğimiz hafta Yeni Zelanda’da camilere yapılan terör saldırısı emperyalistlerin yıllardır yapmış olduğu bu dezenformasyonun bir sonucudur.

Son 30 yılda Amerikan Emperyalizmi sırasıyla Irak, Afganistan ve Suriye’yi işgal etti. DEAŞ’la mücadele bahanesiyle İslam topraklarında yüzbinlerce sivilin yaşamını yitirmesine sebep olan Emperyalistler milyonlarca kişinin de mülteci konumuna düşmesine neden oldular.

Geldiğimiz noktada Siyonistler ve Emperyalistler el ele vererek İslam topraklarını tarumar ediyor. ABD ve İsrail’in uyguladığı politikalara sorgusuz sualsiz teslimiyet gösteren İslam dünyasındaki kukla yönetimler yaşanan acıların devamını sağlıyor.

ABD’nin Golan Tepelerini İsrail toprağı olarak tanımasını ve Siyonistlerin Gazze’yi bombardımana tutmasını şiddetle kınıyoruz.

Filistin topraklarına huzur gelmeden ve Kudüs özgür olmadan dünya barışı tesis edilemez.

Müslümanlar başta olmak üzere vicdanını yitirmemiş tüm dünya milletlerini yeryüzünde hüküm süren Emperyalist ve Siyonist tahakküme karşı tek ses olmaya davet ediyoruz.

Kemal ÖZDEN
İnsan ve Medeniyet Hareketi YİK Başkanı

Paylaş

Büyükgöz’den Gebze İMH’ye ziyaret

31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerde AK Parti’nin Gebze Belediye Başkan adayı olan Zinnur Büyükgöz ve AK Parti Gebze belediye meclis üyesi adayları İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze merkezini ziyaret etti.

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze yönetim kurulu üyeleri ile genel kurul üyelerinin iştirak ettiği ziyarette yaklaşan seçim çalışmalarıyla ilgili tanıtım faaliyetlerine devam eden AK Parti Gebze Belediye Başkan adayı Zinnur Büyükgöz, Gebze’ye yönelik vizyon ve projeleri hakkında bilgi verdi. Gebze için hazırladıkları projeleri güçlü bir meclis ve yönetim kadrosuyla icra edeceklerini belirten Zinnur Büyükgöz, 1 Nisan’dan itibaren Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Gebze’de yeni bir gönül ve hizmet belediyeciliğini başlatmaya kararlı olduklarını söyledi.

 

Paylaş

Gebze’de Dünya Müslümanları ile Dayanışma Gecesi

 

Gebze Sivil Dayanışma Platformu’nun düzenlediği programda dünya Müslümanlarının sorunları ve çözüm yolları gündeme getirildi.

Dr. Ahmet Emin Dağ: 1.5 milyar İslam aleminin yarısı okuma yazma bilmiyor. 750 milyon Müslüman Kur’an dahi okuyamıyor.

Dr. Fehmi Talat: İsrail Mısır’daki darbe için milyarlarca dolar harcadı. Mursi Başkan iken yemeğini tasla evinden getirdi.

Gebze Sivil Dayanışma Platformu tarafından düzenlenen Dünya Müslümanları ile Dayanışma Gecesi Osman Hamdi Bey Kültür Merkezi’nde yapıldı. Başta Filistin, Mısır, Türkistan, Yemen, Suriye ve Afganistan’da Müslümanlara yapılan baskı ve katliamlarla en son Yeni Zelanda’da Cuma namazı için toplanan Müslümanlara yönelik katliamın gündeme getirildiği programa konuşmacı olarak Mısır İhvanı resmi sözcüsü Dr. Talat Fehmi ile İNSAMER Başkanı Dr. Ahmet Emin Dağ katılırken, Grup Yürüyüş de gecenin anlam ve önemine uygun şehadet, birlik ve dayanışma temalı ezgi ve marşlar seslendirdi. Sunuculuğunu Engin Ataman’ın yaptığı, Adem Akbaş hocanın Kur’an’ı Kerim tilaveti ve H. İbrahim Yavuz hocanın okuduğu duayla açılan programa platform üyesi Gebzeli sivil toplum kuruluşu mensupları ile Gebzeliler büyük ilgi gösterdi, Yeni Zelanda’da Müslümanlara yönelik gerçekleştirilen katliam kınandı.

VARLIKLA İMTİHAN EDİLİYORUZ

Gebze Sivil Dayanışma Platformu adına programın açılış konuşmasını yapan Musa Öztürk, Dünya Müslümanları ile birlik ve dayanışma duygularını canlı tutmak için gerçekleştirdikleri gecenin geleneksel olarak her yıl tekrar edileceğini belirtti. Musa Öztürk dünya Müslümanlarının son 150 yılda karşılaştıkları üzücü sürecin Müslümanların dağınıklığından ve güç sahiplerinin de bunu fırsata çevirmesinden kaynaklandığını ifade etti. Yeni Zelanda katliamı ile kelimelerin ifade etmekte güçlük çektiği fütursuz bir saldırıyla karşı karşıya kaldıklarını belirten Musa Öztürk, “Mesele zalimlerin ne yaptığı değil, Müslümanların ayağa kalkıp kalkmama meselesidir. Davanın ciddi erleri olduğumuzda meselemiz çözülecektir. Bizler Türkiye’de varlıkla imtihan ediliyoruz. Konforlu bir hayat yaşayarak sorunlarımızı çözemeyiz. Paris saldırısında dünyayı ayağa kaldıran Avrupa Mısır’da dokuz genç idam edilirken, Türkistan’daki baskı ve zulümlere sessiz kalırken, Yeni Zelanda’daki saldırıyı terör olarak nitelendirmezken elbette iki yüzlülük yapacaktır. Bizler ümmeti ayağa kaldıracak işlere ciddiyetle eğilmedikçe zalimler azgınlığını sürdürecektir” dedi.

İSLAM DÜNYASINDAN ÇARPICI TESPİTLER

Programın ilk sunumunu gerçekleştiren İHH yönetim kurulu üyesi ve İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) Başkanı Dr. Ahmet Emin Dağ, dünya Müslümanları ve İslam dünyası ile ilgili çarpıcı tespitlerde bulundu. Dünya Müslümanlarının milyonlarca kilometrekarelik bir coğrafyada, yüzlerce etnik yapıdan, farklı ırk, renk ve dillere mensup insanlardan oluştuğunu kaydeden Dr. Dağ, “1.5 milyar Müslümanın 500 milyonu gayrimüslim ülkelerde azınlık olarak yaşıyor. Dünyanın yeraltı zenginliğinin yüzde 50’si İslam ülkelerinde ama dünyanın en fakir ülkeleri İslam ülkeleri. Bu zenginlikler Müslümanlara değil, Batı’ya akıyor. 57 İslam ülkesinin toplam gayri safi milli hasıla payı sadece Fransa kadar ediyor. 80 milyonluk nüfusuyla Türkiye GSMH açısından İslam dünyasının en zengini. Dolayısıyla ümmete karşı sorumluluğumuz artıyor. 1.5 milyar insanın yarısı okuma yazma bilmiyor. “Oku” ayetiyle başlayan bir dine mensubuz. 750 milyon Müslüman Kur’an dahi okuyamıyor. Bu oran kadınlarda yüzde 60 dolaylarında. Bu eğitim kapasitesiyle İslam dünyasının yaşadığı sorunları aşması mümkün değildir” dedi.

ZİHİNSEL VE SİYASAL BİRLİĞE İHTİYACIMIZ VAR

Müslümanların dayanışmasının önündeki en büyük engelin yine kendileri olduğunu belirten Dr. Ahmet Emin Dağ, “İslam dünyasında 40 ayrı çatışma noktası var. Bunların çoğunda sebep Batılı sömürgeciler değil. Müslümanlar birbiriyle çatışıyor. Ateşe benzin dökenler onlar ama aramızdaki savaşın sebebi biziz. Yeni Zelanda’daki katliam onlarca kez Pakistan’da, Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de yaşandı. Hasta ruhlu insanlar mezhep taassubuyla birbirlerini katlediyor. Irak ve Suriye’deki durum diğer İslam ülkelerine mezhep gerilimi ihraç ediyor. Bizlerin öncelikle zihinsel birliğe, sonra da siyasal birliğe ihtiyacımız var. Onlar Müslümanlara karşı birlik ve beraberlik sağlamada başarılılar. Avrupa ve Amerika’da her gün Müslümanlara, mabetlerine saldırı haberleri geliyor, fakat katliama dönüşmediği için haber değeri bile taşımıyor.” dedi.

Dr. Ahmet Emin Dağ konuşmasına şöyle devam etti:

SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI

İslam dünyasının yaşadığı sorunları genel ve yerel sorunlar olmak üzere iki ana başlıkta toplamak gerekir. Genel sorunlarımız; birlik ve dayanışma duygularından yoksunluk, dini anlayıştaki problemler ve dini yaşamadaki gevşeklik, fakirlik ve sosyal adaletsizlik, cehalet ve ilimden uzaklaşmadır. Yerel sorunlarımız ise; Suriye, Filistin sorunu, Irak, Afganistan, Mısır, Yemen, Arakan, Doğu Türkistan, Keşmir’dir. Bu sorunları çözmek için yapılması gerekenler siyasal olarak; Müslüman ülkeler arası birlik ve beraberliğin sağlanması, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolünü artırmak, ortak siyasi ve ekonomik birlik kurmak, ortak para birimi, bilim ve eğitim konularında işbirliğidir. Toplumsal olarak, ümmet bilincini geliştirmek, sivil ittifakları artırmak, yardımlaşma kurumları tesis etmektir. Bireysel olarak ise, dinimizi iyi öğrenmek, taassuptan uzak durmak, bağışlara önem vermek ve dua etmektir.

  1. TALAT FEHMİ: MURSİ BAŞKAN İKEN YEMEĞİNİ TASLA EVİNDEN GETİRDİ

Son olarak kürsüye çıkan Mısır Müslüman Kardeşler Hareketi (İhvan) resmi sözcüsü Dr. Talat Fehmi, Mısır’da devam eden zulüm ve 3 Temmuz 2013’te Sisi diktası tarafından yapılan darbeyle ilgili gerçekleri paylaştı. Mısır’da yaşanan Sisi darbesine Mursi tarafından Mısır’ın bağımsızlaşması için atılan siyasal ve ekonomik adımların yol açtığını belirten Dr. Talat Fehmi, “ABD’nin Mısır Büyükelçisi Anne Peterson dedi ki, ‘Mursi başkan olduktan sonra bizim talimatlarımızı dinlemedi.’ Ona şöyle cevap verdim. Evet Mursi, sizi dinlemedi. Sizin talimatlarınıza asla boyun eğmedi. Mursi Mısır’ın kendi silah fabrikasını kurdu. Kendi ülkesinin gıda üretiminin kendisine yetmesi için çalıştı. Nil’in sularını Mısır’ın çıkarları için kullandı. Yerli otomobil, yerli tablet, yerli uydu çalışması başlattı. Dünya güçlerine borç almak için avuç açmadı. İşsizlik azaldı. Bir yılda memur maaşını yüzde 60 artırdı. Normalde yüzde 10-20’lik artış Mısır’da iyi kabul edilir. Mursi bir yıl içinde herkesin gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Maaş almadı, bazı harcamaları cebinden ödedi. Başkan iken yemeğini tasla evinden getirdi. Yardımcıları da görevdeyken maaşlarına dokunmadı. Mursi görev süresinde kendisine ayrılan malikaneye taşınmadı. Kirada oturmaya devam etti” diye konuştu.

İSRAİL DARBE İÇİN MİLYARLARCA DOLAR HARCADI

İhvan resmi sözcüsü Dr. Talat Fehmi şöyle devam etti:

Mursi göreve başladıktan sonra ABD ve Siyonizmin isteklerine aykırı bir siyaset izledi. Türkiye, İran, Pakistan, Rusya, Brezilya, Çin’i ziyaret etti. Bir yıl boyunca Sina-Refah sınır kapasını açarak Gazze’lilerin geçim şartlarının düzelmesine yardımcı oldu. Bizatihi İsrail’in açıklamalarında “Mursi gelince endişelendik. Bütçenin büyük bölümünü Mursi’nin hamlelerini bertaraf etmek için ayırdık dediler. İsrail Gazze’de savaşın durması için ABD aracılığıyla savaşın durması için yardım istedi. Devletin tüm organları Mursi’yi yalnız bıraktı. İsrail darbeden sonra açıklama yaptı. Eğer Mursi bir yıl daha kalsaydı onun projelerini başarısız kılamazdık, milyarlarca dolar harcadık. Eğer Mursi yönetimi kalırsa Türkiye Mısır anlaşacak. Bu İsrail’in yok olmasına yeterli gelecektir dediler.

TÜRKİYE VE MISIR ARASINDAKİ FARK

Bize, 15 Temmuz’daki darbe teşebbüsü başarısız oldu. Türkiye ile Mısır arasındaki fark nedir diye soruyorlar. Bu iki ülke kıyas edilemez. Sizin 70 yıllık demokrasiniz vardı, bizim henüz bir yıl olmuştu. Türkiye 70 yıllık demokrasi serüveninde pek çok darbe yaşadı. İlk darbede Adnan Menderes ve arkadaşları idam edildi. Bu darbe İslamcılara yapılmamıştı. Darbelerin genel hedefi özgürlükleri kısıtlamaktır. Türkiye’nin RP, Fazilet ve AK Parti bağlamında 25 yıllık belediye tecrübesi var. Bu sürede ciddi sosyal hizmetler yapıldı. Mısır’da Mübarek döneminde istisnasız bütün odalar, öğrenci birlikleri, belediye seçimlerinde İhvan kazandı, Mübarek baş edemeyince hepsini kapattı. 6 mahkeme sadece İhvan için kuruldu. Ben sekiz defa tutuklandım. Darbeden sonra şu an 60 bin İhvan mensubu cezaevlerinde işkence altında zulüm görüyor. Bize neden boyun eğmiyorsunuz? Neden teslim olmuyorsunuz diyorlar, Biz sadece Allah’ın önünde eğiliriz. Mısır halkı bu süreçte bize daha fazla yaklaşıyor, ısınıyor, merak edip araştırıyor. Zafer inananların olacaktır inşallah.

Talat’ın konuşmasını dinleyen gençler, sık sık tekbir getirerek, “Kahrolsun Sisi, seninleyiz Mursi, şehitlerin yolunu sürdüreceğiz, yaşasın ümmet dayanışması, Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İsrail” sloganları attı.

 

Paylaş

Gebze İMH’de Hoşgörü kavramı konuşuldu

Gebze İMH’de Hoşgörü kavramı

Hoşgörü başlıklı sunumu gerçekleştiren Gürsel Şanlı, hoşgörü/tolerans kavramının neoliberalizm tarafından araçsallaştırılarak sömürgeci amaçları gerçekleştirmek için nasıl kullanıldığını anlattıktan sonra İslam’ın hoşgörü kavramına bakış açısı hakkında bilgi verdi.

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze’de periyodik olarak yapılan aylık kavram derslerine Hoşgörü kavramı ile devam edildi. Sunumu gerçekleştiren Gürsel Şanlı, hoşgörü kavramının tanımı ve doğuşuna kısaca değindikten sonra hoşgörü/tolerans kavramının amacından ve içeriğinden saptırılarak neoliberalizm ve emperyalizm tarafından nasıl araçsallaştırıldığını, İslam dünyasında dinsel, ideolojik, siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik alanda nasıl bir fetih ve sömürgeleştirme aracı olarak kullanıldığını anlattı.

KAVRAMIN TANIM VE DOĞUŞU

Hoşgörü kavramının müsamaha, tahammül, tesamuh, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla katlanma şeklinde tanımlandığını ifade eden Gürsel Şanlı, konuşmasında hoşgörü, tahammül, müsamaha ve tolerans konularında Batı’nın ve hiçbir din ve ideolojinin İslam’a ve Müslümanlara ders verecek durumda olmadıklarını söyledi.

Hoşgörü kavramının liberal ideoloji ile birlikte 17. Yüzyılda gündeme geldiğini, Hristiyan mezhep ve cemaatler arasındaki çatışmanın ortadan kaldırılarak Hristiyanlığın monist yaklaşımlarıyla protestan anlayışın bir arada barış içerisinde yaşamasını sağlamayı amaçladığını kaydetti. Gürsel Şanlı ülkemizdeki Müslüman aydın ve alimlerin tolerans kavramının karşılığı olarak kullanılan ve Türkiye’de yaygın olan hoşgörü kavramı yerine tahammül ve katlanmanın daha doğru bir kullanım olduğu görüşünde olduklarını ifade etti.

KAVRAMSAL EGEMENLİK, KAVRAMSAL EMPERYALİZM VE HOŞGÖRÜ KAVRAMI

Her din, her inanç ve her ideolojinin kavramlara kendi düşünce sistemi içerisinde anlam yüklediğini belirten Gürsel Şanlı, “zamana hakim olan baskın inanç ve ideoloji, kavrama yüklediği kendi anlamını başkalarının tanımına uymasa da egemen kılar. Egemen tanıma göre diğer düşünce ve inançları konumlandırır. Kavramsal emperyalizm, kavramsal sömürgecilik dediğimiz bu durum onları üstün konuma sizi daima zayıf ve savunma pozisyonuna sokar. Özne-nesne ilişkisi kurar. Sizin «İslam’da hoşgörü vardır» demeniz bir şey ifade etmiyor. Hakim liberal tanım «İslam’da hoşgörü yok» diyor. Çünkü sizin kavrama yüklediğiniz anlamla onun kavrama yüklediği anlam farklı” diye konuştu.

HOŞGÖRÜ PROJE BİR KAVRAMDIR

Hoşgörü kavramının Batının İslam dünyasında Ilımlı İslam Projesi politikaları kapsamında maske bir kavram olarak gündeme getirildiğini kaydeden Gürsel Şanlı, hoşgörünün kavramsal emperyalizmin bir yansıması olarak proje bir kavram olarak kullanıldığını belirterek, sunumunun devamında şu görüşleri ifade etti:

Çok boyutlu, çok yönlü, çok amaçlı bir kavramla karşı karşıyayız. Ama öncelikle belirtelim, hoşgörü kavramı proje bir kavramdır. Bizlerin öncelikle herhangi bir kavram karşımıza çıktığında bu kavram kim tarafından ve hangi maksatla gündeme getiriliyor sorusunu sormamız ve analitik bir yaklaşımla irdeleyip doğru cevabını bulmamız gerekiyor. Zira bizler, özellikle Batının gündeme getirdiği kavramlara karşı çok dikkatli, çok uyanık, çok şüpheci ve çok analitik bakılması gereken bir çağda yaşıyoruz. Bizlerin maruz kaldığı en büyük emperyalizm, en büyük sömürgecilik, zihinsel sömürgeciliktir. Bunun da kaynağı kavramsal emperyalizmdir. İşgal projelerini öncelikle kavramsal egemenlikle, kavramları zihinlerimize, kültürümüze ihraç etmek suretiyle başarmaktadır.

BATI MÜSLÜMANLARA NEDEN HOŞGÖRÜ GÖSTERMİYOR?

Hoşgörü, postmodern dönemin de popüler kavramıdır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkmakla birlikte özellikle 1980’li yıllardan itibaren popülarite kazanan Postmodernizm, «tartışılmaz ve evrensel bir gerçeğin olması mümkün değildir» der. Görecelilik kaçınılmaz olarak başka kültürlerin hakikat iddialarına da kulak vermeyi gerektirir. İslam da tekçi hakikat anlayışı nedeniyle «Hak, gerçek tek din İslam’dır. Diğerleri batıldır. Yanlıştır, geçersizdir» görüşüne sahip olduğu için ötekileştiren bir din ve inançtır, dolayısıyla İslam bu yönüyle hoş görülemez.

Liberal ideoloji dinlerin üstünlük iddiasından vazgeçmesini istemektedir. Bu yaklaşıma göre değişmez temel hakikat yoktur, hakikat izafidir. Herkesin kendisine ait iyisi var. Karşılıklı tavizlerle mutabakata varılmalı diyorlar. Burada Müslümanlardan İslam’ın haram kıldığı kötü kategorisindeki davranışları aşağılamaya kalkmamaları, (zina, eşcinsellik, faiz, içki, evlilik dışı hayat vb.) giderek hoşgörü aracılığıyla dinlerinden vazgeçmeleri istenmektedir. Müslümanlardan İslam’ın haram saydığı her şeyin ve her fiilin kamusal alanda meşruiyet kazanması beklenmektedir. İstenen, İslam’ın koyduğu yasakların, haramların Müslümanların eliyle yasak olmaktan çıkarılmasıdır. Başkası yaparsa baskıcılık olur ve meşruiyet kazanmaz. Bu istekler Müslümanlar eliyle Müslümanlara kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.

BATININ VE NEOLİBERALİZMİN UYGULAMADAKİ HOŞGÖRÜ ANLAYIŞI

Liberal düşüncede değer çoğulculuğu en önemli kavramlardan biridir. Bir toplumda hiçbir değer diğerinden önemli değildir. Tek doğru yoktur. Çok doğru vardır. Hiçbir kimse başkalarının doğrusuna müdahale edemez. Karışamaz. Peki uygulama nasıldır? Avrupa ülkelerinde Batı dışı değerlere, özellikle de İslami değerlere yaklaşım nasıl, farklı olana tahammül var mı? Bugün Avrupa’da Müslümanların en asgari taleplerine, helallerine ve haramlarına bile tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük var. Danimarka’da karşı cinsle el sıkışmayan Müslümanlara artık vatandaşlık hakkı verilmiyor. Belçika’da helal kesim yasaklanıyor, kamusal alanda örtü burka-peçe yasağı tüm Avrupa’da yayılıyor.

HOŞGÖRÜ VE İSLAMOFOBİ BİRLİKTE YÜRÜYOR

Batı’nın İslam’la savaşında iki önemli ayak görüyoruz. Birinci ayak İslam dünyasında Ilımlı İslam Projesi ki, Hoşgörü kavramı çok elverişli ve kullanışlı bir kavramdır. İkinci ayak ise Batı toplumlarında, Batı dünyasında İslamofobi politikası. İslam dünyasında Batı’ya ve Hristiyanlığa karşı bir hoşgörü anlayışının geliştirilmesi;  Batı toplumlarında ise İslam’ın akıllarda ve kalplerde merak edilip araştırılmaması için İslamofobi. Yani İslam korkusu üretmek ve Müslümanlara karşı nefret uyandırmak. Bunun için ne yapmak lazım. İslam’ı hoşgörüsüz, şiddet üreten, terörist, acımasız, barbar, insanlık düşmanı bir din olarak göstermek lazım. Bu amaçla Müslümanlar arasından ayarttığı, kandırdığı, manipüle ettiği kişi ve örgütlere sansasyonel, dehşet ve nefret uyandıran eylemler yaptırıyorlar.

İslam dünyasına hoşgörü ihraç eden ve Müslümanlardan hoşgörülü olmalarını isteyen Neoliberalizm; bağımsızlığa, milli egemenliğe, teknolojik ilerlemeye, İslami bütünlük ve İslami kimliğe, İslamın siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak bütün veçhesiyle var olma hakkına, herkesin kendi kalma hakkına emri bil maruf nehyi anil münker’e, helale, harama, dini kıyafete, fahşanın, zinanın, eşcinsellik ve evlilik dışı yaşamın sapkınlık olarak nitelendirilmesine hoşgörü göstermiyor.

 

İSLAM VE HOŞGÖRÜ

Hoşgörü İslam açısından da çok boyutlu bir kavram. İslam’ın hoşgörü kavramının çerçevesini, kapsamını ve ufkunu ortaya koyan temel kavramlar rahmet, hilm, tahammül, hikmet, letafet, vedud, afuv, gafur, rauf, sabır, tevbe gibi kavramlardır. İslam fikirsel düzeyde her türlü görüşü dinler, dinleme hoşgörüsü gösterir. Kendi inancına göre yaşamasına engel olmaz. Fikirsel düzeyde kalan her görüşe fikirle karşılık verir. İslam hoş görmediği inanç, düşünce ve amellere hayat hakkı verir ama can, din, akıl, nesil, mal emniyetini bozacak icraata dökülürse gücü nisbetinde müdahale eder. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Rabbül Aleminin isimleri arasında bir isim var ki, yarattıkları ile ilgili tasarrufunda o isim öne çıkar. O da Rahman sıfatıdır. Allah rahmeti kendisinin üzerine farz kıldığını ifade ederek, kullarına öncelikle bu sıfatla muamelede bulunduğunu vurgulamaktadır.

Bunun hikmetlerinden biri kuşkusuz, insanı sevme ve onu kurtarmaktır. Mahrumiyet azabından. İman, İslam, hidayet, Nur ve marifetten yoksunluk azabından kurtarmaktır. İslam, Rabbül alemin tarafından en güzel şekilde yaratılan insanı kemal yolculuğundan alıkoyan ve onu ruhsal ve bedensel düşüş ve çöküşe sürükleyen, toplumsal huzuru ve düzeni bozan fesadın, fahşanın, sapkınlığın, kötülüğün suçun yayılmasına müdahale eder, zulmü, kötülüğü, adaletsizliği, temel insani haklara yönelik ihlalleri hoş görmez. İslam’ın haramları da yasakları da, sınırları da insan içindir. Egemenlik için, sermaye için, otorite için değildir. Amaç insanı korumak ve yüceltmektir. İnsani gelişimin önündeki engelleri kaldırmaktır.

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze merkezindeki konferans salonunda gerçekleştirilen hoşgörü başlıklı sunum soru-cevap bölümüyle sona erdi.

 

 

 

Paylaş
Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Facebook
Facebook
Twitter