Salı , 26 Eylül 2017
Anasayfa / Başkandan / Başkandan

Başkandan

Hep Birlikte Kendi Medeniyetimize Doğru

Kendi Medeniyetimize Doğru

Günümüz insanı, tarih boyunca görmediği, bir lüksün, konforun, teknolojik gelişmenin, maddi kalkınmanın içindedir. Bugün bizden bir kuşak önceki neslin hayal edemediği imkânlara kavuştuk. Bilim ve teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Tüm bu gelişmelere karşın dünyamız üzerinde kara bulutlar eksik olmuyor. İnsanoğlu hiç bu kadar çaresiz, şaşkın, umutsuz ve mutsuz olmamıştı. Oyun ve eğlencede sınır tanımayanların sahte tebessümlerinin arkasında derin krizler var. Teknoloji sayesinde fiziki olarak birbirine çok yakınlaşan insanoğlu gerçek anlamda hiç bu kadar birbirinden uzaklaşmamıştı. Bu çağ imaj, şekil, reklam, reyting çağı… Hormonlu bir çağ. Cazibeli, ışıltılı, renkli görüntüsünün içi boş, kof, ruhsuz ve tatsız.

Bu çağ tüm kutsalların, yüce değerlerin, inancın ve ideallerin yok olduğu, buharlaştığı bir çağdır. Modern denilen hayat, popüler denilen kültür tüm dünyayı esir almıştır. Artık beşer ürünü, yeryüzü kaynaklı olan ideolojilerin – kapitalizm, liberalizm, komünizm, laisizm, ulusçuluk,  vs.- insanlığa söyleyeceği bir şey kalmamıştır.

Bugün dünyaya insanoğlunun gelebileceği nihai nokta olarak sunulan batı medeniyeti iflas etmiştir. Onun kutsalları olan demokrasi, laiklik, AB Kriterleri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin bir yalan rüzgârı olduğu anlaşıldı. Şapka düştü, kel göründü. Maskeli, makyajlı, süslü yüzünün arkasındaki çirkinlik, vahşilik ortaya çıktı. Biz, tek dişi kalmış medeniyet denilen bu canavarın Bosna’da, Arakan’da,Çeçenya’da, Afganistan’da, Filistin’de, Ortadoğu ve Afrika’da ne büyük katliamlara imza attığını biliyoruz. Dünya kamuoyunu, ellerindeki medya ile kandırmaya çalıştılar. Fakat kitlelerin gözüne Hollywood gözlüğü takarak yönlendirmeye çalışanların mızrakları çuvala sığmaz oldu.Batı medeniyeti kan ve gözyaşı ile eşitlendi. Mazlumların çığlıkları gökyüzünü doldurdu.

Batı medeniyetinin birey olarak insana da söyleyecek bir şeyi kalmamıştır. İnsanı ekonomik hayvan olarak tanımlayan Batı, bütün dikkatleri insanın bedenine, tenine, hazzına çekmiştir. Artık karşımızda egoist, pragmatist, şımarık, idealsiz bir nesil var. Bunların dünyasında insanlık, şefkat, merhamet, vicdan, diğerkâmlık, aşk, sevgi gibi değerlerin yerini bencillik, ihtiras, çıkar, güç, para, şan, şöhret gibi hayvani dürtüler almıştır. Hayatta elde edemeyeceği, ulaşamayacağı, tatmadığı hiçbir şey kalmayan batı insanı, huzuru ve mutluluğu, çılgınlık ve sapkınlıkta aramaktadır. Kendi iç dünyasında büyük bir bunalım ve kriz yaşamaktadır. Freni patlamış bir kamyon misali hiçbir kural, sınır, inanç, ahlak, haya, namus tanımayan neslin yaptıklarını insaf ve vicdan sahibi yürekler kaldıramıyor.

Tek kurtuluş yolu İslam’dır. İslam medeniyetidir. İslam’dan başka hiçbir yol, yöntem, ideoloji insanlığın kurtuluşu için yeterli değildir. İslam’dan başka bir yol arayanlar hem kendi iç dünyalarıyla (enfusi ayetler) hem de dış dünyalarıyla (afaki ayetler) çelişkiye ve çatışmaya düşmekten kurtulamazlar. Bizi ve kâinatı yaratan ile bu dini gönderen aynı varlıktır. Allah’tır. Onun yarattıkları ve yaptıkları arasında bir tenakuz yoktur. Allah, tabiat ve insan arasında savaş ve rekabet değil aksine  tam bir barış ve uyum vardır.

Öyleyse yaşanabilir bir dünyanın hayalini kuranlar,  adalet ve özgürlüğün sesini yükseltmek isteyenler,  sevgi ve barış rüzgârının esmesini dileyenler İslam medeniyeti çatısı altında toplanmalılar. Bu bir fantastik rüya, bir hayal değildir.  Bilakis tarihte yaşanmış bir gerçekliktir.   “Asr-ı  Saadet” bunun en güzel örneğidir. Daha yakın bir zamanda, Osmanlıda, hayvanlara ne kadar yük vurulacağı kanunla garanti altına alınmış, Anadolu’nun dağlarına kışın vahşi hayvanların aç kalmamaları için yiyecek bırakılmıştır. Camilere Sadaka Taşları konulmuş, dini, dili, mezhebi, etnik kökeni farklı insanlar asırlarca bir arada barış içinde yaşamışlardır.

Büyük medeniyetimizin altın sayfalarından küçük hatırlatmalardır bunlar. Bu medeniyetin çocukları olan bizlerin onu tekrar ihya ve inşa etme gibi büyük bir vazifesi vardır. Bu vazife yeryüzünü imar etmeyi, ekini ve nesli korumayı, marufu emredip münkerden nehyetmeyi, dileyeni kula kulluktan kurtarıp Allah’ın adaletine kavuşturmayı  da gerektirir… Cahiliyenin koyu karanlığında debelenen zavallılara ışık tutma, yolunu kaybetmiş olanlara kurtuluş yolunu gösterme vazifesi…Yeryüzünün kurumuş damarlarına hayat verme,kalbi sökülmüş çağa, taşlaşmış,robotlaşmış bedenlere insanlığını hatırlatma vazifesi…Öze dönme, fıtrata dönme, zamana şahit olma, önder ve örnek olma vazifesi…

Hep birlikte kendi medeniyetimize doğru yelken açmak…Hep birlikte saadeti dareyne koşmak temennisiyle…