Salı , 26 Eylül 2017
Anasayfa / Dünya

Dünya

Srebrenica Katliamının 22. Yılı

Bosna Hersek’te 22. yıl önce Medeni Avrupanın Ortasında vahim bir katliam gerçekleşti. 11 Temmuz Srebrenica katliamı artık batının kirli yüzünü gizleyemediği bir katliamdır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

srebrenica

“Soykırım unutulunca tekrarlanır” Aliya İzetbegoviç

 

 

Bayramlar Bayram Ola

İslam Dünyasının birliğini göreceğimiz nice bayramlar diliyoruz.

bayram

ABD Uçakları Halep’te Cami Bombaladı

Halep’te bombalanan camide 70’ten fazla Müslüman hayatını kaybetti.

İslam Dünyasında yıllardır akan kanın baş sorumlusu olan ABD yatsı namazında Halep’te cami bombaladı. İçeride yaklaşık 300 kişinin bulunduğu esnada gerçekleşen saldırıda 70’in üstünde Müslüman hayatını kaybetti.

Soğuk savaşın sona ermesinin ardından İslam ülkelerine çöreklenen Amerikan emperyalizmi her geçen gün daha çok Müslüman kanının akmasına neden oluyor. Bölgede Irak ve Afganistan işgaliyle başlayan istikrarsızlaştırma süreci sözde Arap baharının ardından zirveye ulaştı.

Dünyanın en büyük silah satıcısı konumundaki Amerika Birleşik Devletleri sattığı silahlarla ülkelerin ekonomilerini sömürürken çıkarttığı savaşlarla ülkelerin yerle bir olmasına neden oluyor. Gittiği yerlere demokrasi götürdüğünü söyleyerek insan aklıyla alay eden ABD yeryüzü mazlumlarının kanını dökerek gücüne güç katmaya devam ediyor.

Kimi zaman mezhep çatışmasını, kimi zaman etnik husumetleri körükleyerek Müslümanların kendi kavgalarından çıkar sağlayan emperyalistlerin tahakkümünden kurtulmak için Müslümanlar kendi aralarında barışı temin etmek zorundaldırlar. Müslümanlar, Batılı vampirlerin kurduğu tukları ancak İslam kardeşliği bilinciyle birleşerek boşa çıkarabilirler.

Amerikalı katillerin hiçbir etik değer gözetmeden Halep’te Camiyi bombalamasını lanetliyoruz.

Müslümanların bir an önce gaflet uykusundan uyanmasını, bu tür alçak saldırıların yaşanmaması için İslam Ülkelerinin emperyalist katillere karşı ortak tavır almasını diliyoruz.
Kemal ÖZDEN
İnsan ve Medeniyet Hareketi Yönetim Kurulu Başkanı

Metin Yüksel’in Şehadet Yıl Dönümü

İslam o kadar mükemmel bir dindir ki kendi rahlesinden geçen insanlara sorumluluk ve bilinç yükler. Bu sorumluluğu üstlenenler İslam Davasına Aşkla bağlı olurlar. Metin Yüksel davasına aşkla bağlanmış, aşkla mücadele etmiş ve ömrünü de şehadetle sonlandırmış yiğit gençlerdendi.

Metin Yüksel’in hayatına baktığımızda aklımıza Ahzab Suresi 23. Ayet gelir: “Mü’minlerden öyle yiğitler vardır ki Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiç bir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.”

Bundan tam 38 sene önce Fatih Camii avlusunda Irkçı bir grup tarafından şehit edildiğinde henüz 21 yaşındaydı. Metin Yüksel 21 yıllık hayatını acelesi varmış, hemen gidecekmiş gibi yaşamış bir mücahitti. 21 Yıllık yaşamına Akıncılar gibi köklü bir teşkilatı sığdırmış, Sağ sol mücadelesinin en keskin dönemlerinde arkadaşlarını ve çevresini çatışmaların uzağında tutmuş, dik durarak ama kimsenin oyuncağı olmayacak bir basiretle yaşamıştı. 1980 darbesini hazırlayan süreçte çatışmayan kimse kalmasın diye İslamcı gruplardan da çokça genç katledilmiş ama basiretli islami çevreler o kadar şehit vermesine rağmen çatışmaya girmeme ferasetini göstermiştir. Metin Yüksel önce solcuların açtığı ateş sonucu daha 20 yaşına gelmeden gazi olmuş daha sonra Irkçı grupların saldırısında şehit edilmiştir.

 

Gencecik yaşamı günümüz gençlerine potansiyellerini doğru kullanmaları halinde neler yapabileceklerini göstermektedir. Akıncılar teşkilatını kurduktan kısa bir süre sonra belli günlerde halka sağlık taraması yapması için doktorlarla anlaşıp halka devletin vermediği bir hizmeti vermişti. Eğitimini babası Molla Sadrettin Yüksel’den alan Metin Yüksel okulu erken yaşta bırakıp sadece davası için çalışıyordu. İslam Coğrafyası ile yakından ilgileniyor ve onların dertlerini ders halkalarında arkadaşlarıyla ve gençlerle paylaşıyordu. İslam Davasında asla geri adım atmıyor, korkmuyordu. Bir kere üç yerinden kurşunlanmış bir adamın sokağa çıkmaktan dahi korkması beklenirken o ayağa kalkar kalmaz işlerini başına dönmüştü. O yaşına rağmen Akıncılar teşkilatının başında çok büyük mitingler tertip ediyor, zalimin karşısında mazlumun yanında en ön safta tekbirler getiriyor, hakkı haykırıy0rdu.

Fatihin İstanbulu fethettiği yaşta, babasından bir taht devralmadan ancak kendisinden sonrakilere tertemiz bir dava bırakarak bu diyardan göçüp gitti. O hep 21 yaşında, o hep bizim ağabeyimiz.

 

İnsan ve Medeniyet Hareketi de Metin Yüksel’in kurduğu Akıncılar Teşkilatı kökenli bir yapıdır. İlk tohumu şehit olan bir davanın büyük çınarlar vereceğine inanıyoruz. Şehitlerin yolunu sürdüreceğiz.

Şubat Ayı Şehitler Ayı olması vesilesi ile hassaten bu ayda şehit olanlara ve tüm şehitlere Allah’tan (c.c.) rahmet dileriz.

said kotan

Şehid Malik El Şahbaz (Malcolm X)

Amerika Irkçılık tarihinin en vahşi cinayetini bundan 52 yıl önce bugün işledi. Kuşkusuz bütün varlığını ve yeryüzü üzerindeki hakimiyetini ekini ve nesli mahvetmeye adamış bir güç merkezi olan Amerika öldüre öldüre, zihinlerini iğfal ede ede bitiremediği Afro-Amerikalı siyahların en önemli lideri Malik El Şahbaz’ı yani Amerika’da ve dünyada bilinen adıyla Malcolm X’i öldürerek çok kendi emelleri için doğru bir şey yaptığını sanıyordu.

Malcolm X Amerika’da Zenciler üzerine oynanan değersizleştirme ve köksüzleştirme faaliyetlerinin firesi gibiydi. Her şey zalimler için güzel ilerlerken ortaya çıkan bir mucize gibi idi. Çünkü o gençliğinin en hızlı zamanlarını Amerikan kolonyalizminin ve ağır kapitalizminin çarkında harcamış bıçkın bir delikanlıydı. Gün geldi, her zaman Zencilere işleyen Amerikan adaleti tecelli ederek, Malcolm Little isimli bu delikanlıyı Malcolm X yapan süreci başlattı.

Bu süreç Malcolm’u önce Nasyonalist bir zenci yaparken kendi ırkdaşları ve eski liderinin gayri ahlaki tavırları sonrası gittiği hac yolculuğu onu Malik El Şahbaz yaptı. Bir serseriden şehit çıkaran yangından söz ediyoruz. Malcolm X’in isimleri adeta Amerikan köle sisteminin özeti gibidir. Malcolm da önce ismine odaklanmıştı. “Senin adın ne?” diye soruyordu. “Adının ne olduğunu biliyor musun?” diye soruyordu. Bu soru Malcolm X’in sadece bir isim arayışı değil bir kimlik arayışıydı. Bu arayışa herkesi davet ediyordu.

“Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek

Belki çocuk ve ihtiyar

Belki kadın ve Erkek

Hepimiz herbirimiz gizli bir isimle adaşız

Yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lazımdı

hayatımıza kendi adımızla başlardık

Bilmediğimiz bu isim, hesaptaki bu açık

belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım

Aşk yazılmamış olsa bile adımın üstüne

Aşkın üstüne adımı kendim yazarım.” İsmet Özel

 

Dizeleri sanki Malcolm X için yazılmış gibidir. Siz hiç kendiniz ve milletiniz için bir isim aradınız mı? Hiç kendinize “Adın ne senin?” diye sordunuz mu? Kendize “Adımı kim neden koydu?” diye sordunuz mu? Sizin bir adınız var mı? Hiç adınızı değiştirmeyi düşündünüz mü?

Malik El Şahbaz neden öldü? O bu tehlikeli soruyu yüksek sesle sormuştu “Who Are you?” “What’s Your Name?”

 

şimdi aynaya bakarak kendimize dönüp sorma zamanıdır. “Sen kimsin?” “Senin adın ne?” ben bir insanın ismini değiştirmesini anlamazdım. Malcolm önce isminin sonuna bir X koydu. Sonra bu soru için, bu bilinmezi aydınlatmak için uzak diyarlara gitmeyi ve  ölmeyi göze aldı. Kendi adını ve kimliğini aramak için hacca giden hacılar çıkarabilirsek ümmet kurtulacak.

 

Bizler Müslümanlar olarak kendimizi bir emniyet alanı içinde görüyor ve bir adımız olmasından mutlu bir şekilde yaşıyoruz. Herkesin bir adı var diye bir adımız var. Adımız ve kimliğimiz arasındaki uçurumu görmüyoruz bile. Bir televizyon kanalındaki ses yarışmasında Eminem isimli İngiliz Rapçiyi taklit eden çocuğun adı Mus’ab idi. sunum aynen şöyleydi: “Mus’ab bizim için bir rap şarkısı söyleyecek. Musab tam bir Eminem hayranıdır.” Sahneye çıkan Mus’ab ingilizce aksanı bile tam taklit ederek şarkısını söylüyor. Zihnimizde Mus’ab b. umeyr canlanıyor. Şimdi soralım kendimize senin adın ne?

Her isim bir dua gibidir. Kendi ismini arayan bir adamı El Hac Malik El Şahbazı büyük bir özlemle, eksikliğini hissederek, rahmetle anıyoruz. Bir şehidin asla ölmeyeceğinin kanıtı olarak hatırası, sireti ve sureti aklımızdan gitmiyor. Yaşamıyla da ölümüyle de bize bir şeyler anlatmayı sürdüren bir anıt gibi yükseliyor.

 

Said Kotan

Kayseri’deki Terör Saldırısını Lanetliyoruz

Kayseri’de Düzenlenen Terör Saldırısını Lanetliyoruz.

Kayseri’de halk otobüsüne yönelik bombalı saldırıyı lanetliyor, saldırıda şehit olan kardeşlerimize Allah’tan (c.c.) rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Son günlerde artan terör saldırılarını planlayan karanlık odakların niyetlerini çok iyi biliyoruz. İslam dünyasında yaşanan acılara en yüksek perdeden ses veren milletimizi kendi iç sorunlarında hapsetmek isteyenler başarılı olamayacaklar.

Halep’te yaşanan insanlık dramı karşısında millet olarak teyakkuza geçtiğimiz bu günlerde yapılan terör saldırıları İslam dünyasının vahşi yaratıklara teslim edilmesine karşı çıkan Türkiye’ye diz çöktürtmeye yöneliktir.

Ey Hainler! Bilmelisiniz ki yaptığınız her saldırı bizi daha da diriltiyor.
Beşiktaş’ta, Kayseri’de patlatılan bombalar millet olarak ne tür bir global cendereden geçmekte olduğumuz hakkında bizi daha da bilinçlendiriyor.

Gezi eylemlerinden, 17-25 Aralık’a; 15 Temmuz’dan, Kayseri saldırısına kadar Türkiye’nin güçlenmemesi için her türlü karanlık oyunu devreye sokanlar İslam dünyasının umudu olarak ayağa kalkan Türkiye’nin yükselişine engel olamayacaklar.

Kayseri’da yapılan bombalı saldırıyı lanetliyor, milletimizi birlik ve beraberlik içinde sağduyulu davranmaya davet ediyoruz.

Kemal ÖZDEN
İnsan ve Medeniyet Hareketi Yönetim Kurulu Başkanı

İMH YÖNETİM KURULU BAŞKANI: “İslamofobiyi körükleyen eylemler kabul edilemez”

İslam dünyası, son iki yüzyıldır savaşların, işgallerin, katliamların pençesinde acı ve gözyaşıyla yoğruldu. Sanayi devrimiyle teknolojik ve ekonomik üstünlüğü ele geçiren batılı devletler Müslümanların yeraltı ve yerüstü zenginliklerini gasp ederek İslam topraklarını sömürgeleştirdiler.

Batılılar Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya gittikleri bütün İslam topraklarına zulümden başka bir şey götürmediler. Batılı devletler tarafından senelerce sömürülen ve zulümlere maruz kalan İslam toplumlarının bilinçaltında batılılara karşı yıllarca öfke ve kin birikti.

Dünya sistemini yöneten batıl(ı) mekanizma 20. yüzyılda İslam dünyasında yaşanan acılara duyarsız kaldıkça cari sistemin sahibi konumundaki emperyalist güçlere karşı İslam toplumlarında oluşan nefret gittikçe arttı.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı bakiyesi toprakların içine düştüğü hazin durum, Filistin’de, Cezayir’de, Bosna’da yaşanan katliamlar oluşan bu nefretin sembolleşen örnekleri oldu.

Rüzgar Ekenler Fırtına Biçiyor.
Yüz yıldır İslam topraklarını emperyalist çıkarlarının oyun alanına çeviren batılılar geçmişte ektikleri rüzgârı günümüzde fırtına olarak biçmeye başladılar. Batının bitmek tükenmek bilmeyen zulüm ve katliamlarına tepki olarak ortaya çıkan El Kaide, Boko Haram gibi örgütler İslam topraklarında yaşanan acıların bir dışavurumudur.

Bu örgütlerin ortaya koydukları eylemler İslam dünyasında genel kabul görmese de batınının teskin olmayan azmanlığına haddini bildirmek isteyen azımsanmayacak sayıda insan bu tür yapılanmalara sempati duymaktadır.

Batılı devletler medya üstünlükleri ve algı oluşturma güçleri ile bu örgütlerin şiddet eylemlerini kendi işgal ve zulümlerini meşrulaştıran bir araca dönüştürmekte gecikmediler.  Bunun en bariz örneğini 11 Eylül saldırılarında gördük.

İkiz kule saldırılarının ardından ABD, tarihin en büyük “terör” eylemlerini gerekçe göstererek Afganistan ve Irak’ı işgal etti. İslam şehirleri yerle bir edildi. Yüzbinlerce Müslüman yaşamını yitirdi. Milyonlarca Müslüman yurdundan yuvasından oldu.

Batılı güçler kendi zulüm çarklarının dönmesinde bu örgütleri bir avanak olarak kullanma kurnazlığını gösterdiler ve halen de göstermekteler.

İslamofobiyi körükleyen eylemler kabul edilemez.
Dünyanın neresinde olursa olsun silahsız, sivil hedeflere yönelik saldırılar zulüm altındaki Müslüman halkların meşru direnişlerine gölge düşürürken, Avrupa başta olmak üzere dünya genelindeki İslamofobiyi körüklüyor. Bu tür saldırılar sonucunda insanların yegâne kurtuluş kaynağı olan muazzez İslam dini tebliğe muhtaç zihinlerde terör üreten bir korku figürü haline geliyor.

Amerika ve müttefiklerinin saldırılarına meşru zemin oluşturan, masum insanların hayatlarına mal olan saldırılar İslami açıdan hiçbir zaman meşru görülemez. İslam’ın cihat ruhu ile bağdaşmayan, zalim yönetimlere karşı direnen halkın mücadelesine halel getiren şiddet eylemleri asla kabul edilemez.

Fransa’da yapılan saldırılar en çok Müslümanlara zarar veriyor.
Avrupa’da en çok Müslümanın yaşadığı ülkelerden biri olan Fransa’da yapılan saldırıların arkasındaki sır perdesi hala belirsizliğini koruyor.

Saldırıyı düzenleyen kişilerin kimliklerini saldırıda kullandıkları araçta bırakmaları, Paris’in göbeğinde, daha önceden tehdit edildiği için korunan dergi binasında rahatça katliam yapılması kafalardaki soru işaretlerini arttırıyor.

Saldırganların bir kişiyi rehin alarak sığındıkları binadan sağ çıkmalarına izin verilmeyerek öldürülmeleri bu saldırının hangi karanlık emele hizmet ettiğini sormamıza neden oluyor.

Saldırı sonrası Fransız basınının “Fransa’nın 11 Eylül’ü” gibi İslam düşmanlığını körükleyen başlıklar atmaları Müslümanların yoğun olarak yaşadığı ülkede başlatılacak bir sürek avına mazeret hazırlar niteliktedir.

Müslümanların basiretli davranarak kendilerini haklı konumdan haksız konuma düşürecek eylemlerden uzak durmaları daha doğru bir yoldur. İslam adına yapılan silahlı saldırılar Avrupa’da yükselen İslam’ın şiddet ve terör ile özdeşleştirilmesine hizmet etmektedir. Avrupa’daki İslam düşmanı lobilerin kara propagandalarına alet olan bu tür eylemler Avrupa’da yaşayan Müslümanlara en büyük zararı vermektedir.

Müslümanlar bir toplumla savaşa girişmeden daha önce o topluma tebliğ etme yükümlülüğüne sahiptir. İnsanlara hayrı, iyiliği ve kurtuluşu tebliğ etmeden bir topluma savaş açma anlamı taşıyan kanlı eylemler İslam’ın cihat ruhuna aykırıdır. Fransa’da markete düzenlenen kanlı saldırı davete muhtaç sivillerin hayatına mal olurken aynı zamanda İslam eşittir terörizm algısına neden olmaktadır.

Merhamet ve kardeşliği öncelemeliyiz.
Müslümanlar her şeyden önce kendi aralarındaki fitneye son vererek bir birlerine karşı merhametle muamele etmelidirler. Bu gün Suriye’de, Irak’ta yaşananlar Müslümanların arasında yaşanan ayrılıkların hazin örneklerini gösteriyor.

Müslümanlar ırk ve mezhep ayrılıklarını öne çıkarmadan birleşme ve bütünleşmenin yollarını aramalıdırlar. Birbirlerine karşı merhamet kanadını germeyen insanların elbette başkalarına karşı merhamet göstermesi beklenemez.

Kendi kurtuluşumuz ve tüm insanlığın kurtuluşu için merhameti, adaleti ve daveti önceleyen bir medeniyet ufkuna sahip olmalıyız. Batının ruhça fakirleşen medeniyet anlayışı gittikçe madden de yok olmaya yüz tutuyor.

Gelecek yıllarda İslam’ın insanlığı ihya eden nefesinin yeniden yeryüzünü sarması için merhameti, adaleti ve daveti önceleyen bir anlayışı şiar edinmeliyiz.

Kemal ÖZDEN
İMH Yönetim Kurulu Başkanı

11. Vefat Yıl Dönümünde Aliya İzzetbegoviç’i Rahmetle Anıyoruz

11. Vefat Yıl Dönümünde yüzyılımızın en önemli düşünürlerinden Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’i Rahmet ve Minnetle anıyoruz.

Aliya İzzebegoviç henüz 15 yaşındayken içinde bulunduğu “Mıladi Muslumani” (Müslüman Gençler) teşkilatına mensubiyeti sebebiyle dönemin Yugoslavya hükumetinin baskıcı yönetimine karşı direnmeye başlayarak ilk siyasal girişiminde bulunmuştur. Yıllar sonra yayınladığı “İslam Deklerasyonu” (1983) sebebiyle 14 yıl hapse mahkum edilmiştir. “Tarihe Tanıklığım” isimli Otobiyografik eserinde Hapis yıllarını, Bosna-Savaşını ve Dayton anlaşması sürecini detaylı bir şekilde anlatmış ve adeta bir Siyaset ve Savaş Ahlakı manifestosu yazmıştır.

Cumhurbaşkanlığı döneminde İslam Deklerasyonu isimli eserini “Kararlılık Bildirisi” olması açısından tekrar yayınlatmıştır. Bu suretle 10 yılı demir parmaklıklar arasında geçen biri olarak çizgisini asla değiştirmediğini daha güçlü bir şekilde vurgulamıştır.  Aliya İzzetbegoviç Müslümanlara da Bosnalılara yapılan yönlendirici baskılara “üçüncü yolu” göstermiştir. Hep üçüncü yolu seçmesi sebebiyle zorluklar çekmiş, Hapishanede gizlice yazdığı notlarından oluşan “Özgürlüğe Kaçışım” isimli eserini hapisten çıkışta yayınlamıştır. “Doğu ve Batı Arasında İslam” isimli eseri Felsefi içeriği sebebiyle Aliya’nın ufkunu göstermektedir.

Aliya genç yaşlarda başladığı İslami mücadelesini son nefesine kadar sürdürmüş ve 19 Ekim 2003 yılında emaneti rabbine teslim etmiştir. Allah Rahmeti ile sevindirsin.

Mursi’den barışçıl mücadeleye devam çağrısı

Mısır’da askeri darbeyle görevden uzaklaştırılan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, “barışçıl beyaz devrim mücadelesine devam” çağrısında bulundu.

Mursi, sosyal paylaşım sitesi Facebook’taki hesabında yayımlanan mesajında, “Allah şahidimdir. Görevim boyunca yolsuzluk ve suçlarla mücadeleden geri durmadım. Doğrularım da oldu hatalarım da. Ancak bana verdiğiniz emanete ihanet etmedim ve etmeyeceğim. Yıllarımı onların suçlarıyla mücadele için harcadım, yaşadığım müddetçe de mücadeleme devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

Mısır halkına “Birlik içinde olun ayrılmayın. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve gücünüz, devletiniz elden gider” çağrısı yapan Mursi, şunları kaydetti:

 “Ey devrimci halk! Kutsal devrimimize bu büyük zorluklarla mücadele etmeyi takdir eden Allah, Mısır’ın diğer ümmetler karşısında iftihar ettiği kadın, erkek gerçek devrimcileri bu zorluklar için hazırladı. Özgür devrimciler! Barışçıl beyaz devrim yolunda dağ gibi dimdik, titretircesine kararlı yürümeye devam edin. Devrimin en yakın zamanda zaferle sonuçlanacağına inancım tam.”

Mursi, cumhurbaşkanlığı seçimini eski Savunma Bakanı Abdulfettah es-Sisi’nin kazanmasına işaret ederek, “Arkanızda duran halk kitleleri, darbenin liderininin atanması tiyatrosunda gürüldeyen sessizliğini dünyaya duyurdu. Dünyadaki özgür halklar yalanlar üzerine inşa edilen bu günahkar darbeci rejimi tanımadı, hiçbir özgür de tanımayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

ALLAH’IN ZAFERİNE, DAVAMIZIN ADALETİNE VE SİZLERE GÜVENİYORUM

“Özgür devrimcilere”, “barışçıl beyaz devrim mücadelesine devam” çağrısında bulunan Mursi, mesajını şöyle tamamladı:

 “Mısır’ın devrimci gençleri. Dünyayı kendinize hayran bıraktınız. Siz bugünün ve yarınınsınız. Şimdinin ve geleceğinsiniz. Hatta siz vatansınız. Azim ve sebatınızla bu devrim sancağını kaldıracağınıza ve onu onurlu zafere ulaştıracağınıza inanıyorum. Devrim, devrim. Sabır, sabır. Şimdiden, bizden sonraki yeni nesillere nasıl sabrederek kazandığınızı, neleri feda ederek bu mücadeleyi kazandığınızı anlatırken görüyorum. Şehitlerin kanı, yaralıların, tutukluların verdiği mücadele heder olmayacak. Bu, zor bir yol biliyorum ama Allah’ın zaferine, davamızın adaletine ve sizlere güveniyorum.”

Mesajın, Mursi’ye ait olduğunu teyit eden Mursi’nin özel kalemi ve eski Yatırım Bakanı Yahya Hamid, yazının nasıl ulaştırıldığına dair ise bilgi vermedi.

Alıntı: Dünya Bülteni