Pazartesi , 25 Mart 2019
Anasayfa / GebzeHaberler

GebzeHaberler

Gebze’de Dünya Müslümanları ile Dayanışma Gecesi

 

Gebze Sivil Dayanışma Platformu’nun düzenlediği programda dünya Müslümanlarının sorunları ve çözüm yolları gündeme getirildi.

Dr. Ahmet Emin Dağ: 1.5 milyar İslam aleminin yarısı okuma yazma bilmiyor. 750 milyon Müslüman Kur’an dahi okuyamıyor.

Dr. Fehmi Talat: İsrail Mısır’daki darbe için milyarlarca dolar harcadı. Mursi Başkan iken yemeğini tasla evinden getirdi.

Gebze Sivil Dayanışma Platformu tarafından düzenlenen Dünya Müslümanları ile Dayanışma Gecesi Osman Hamdi Bey Kültür Merkezi’nde yapıldı. Başta Filistin, Mısır, Türkistan, Yemen, Suriye ve Afganistan’da Müslümanlara yapılan baskı ve katliamlarla en son Yeni Zelanda’da Cuma namazı için toplanan Müslümanlara yönelik katliamın gündeme getirildiği programa konuşmacı olarak Mısır İhvanı resmi sözcüsü Dr. Talat Fehmi ile İNSAMER Başkanı Dr. Ahmet Emin Dağ katılırken, Grup Yürüyüş de gecenin anlam ve önemine uygun şehadet, birlik ve dayanışma temalı ezgi ve marşlar seslendirdi. Sunuculuğunu Engin Ataman’ın yaptığı, Adem Akbaş hocanın Kur’an’ı Kerim tilaveti ve H. İbrahim Yavuz hocanın okuduğu duayla açılan programa platform üyesi Gebzeli sivil toplum kuruluşu mensupları ile Gebzeliler büyük ilgi gösterdi, Yeni Zelanda’da Müslümanlara yönelik gerçekleştirilen katliam kınandı.

VARLIKLA İMTİHAN EDİLİYORUZ

Gebze Sivil Dayanışma Platformu adına programın açılış konuşmasını yapan Musa Öztürk, Dünya Müslümanları ile birlik ve dayanışma duygularını canlı tutmak için gerçekleştirdikleri gecenin geleneksel olarak her yıl tekrar edileceğini belirtti. Musa Öztürk dünya Müslümanlarının son 150 yılda karşılaştıkları üzücü sürecin Müslümanların dağınıklığından ve güç sahiplerinin de bunu fırsata çevirmesinden kaynaklandığını ifade etti. Yeni Zelanda katliamı ile kelimelerin ifade etmekte güçlük çektiği fütursuz bir saldırıyla karşı karşıya kaldıklarını belirten Musa Öztürk, “Mesele zalimlerin ne yaptığı değil, Müslümanların ayağa kalkıp kalkmama meselesidir. Davanın ciddi erleri olduğumuzda meselemiz çözülecektir. Bizler Türkiye’de varlıkla imtihan ediliyoruz. Konforlu bir hayat yaşayarak sorunlarımızı çözemeyiz. Paris saldırısında dünyayı ayağa kaldıran Avrupa Mısır’da dokuz genç idam edilirken, Türkistan’daki baskı ve zulümlere sessiz kalırken, Yeni Zelanda’daki saldırıyı terör olarak nitelendirmezken elbette iki yüzlülük yapacaktır. Bizler ümmeti ayağa kaldıracak işlere ciddiyetle eğilmedikçe zalimler azgınlığını sürdürecektir” dedi.

İSLAM DÜNYASINDAN ÇARPICI TESPİTLER

Programın ilk sunumunu gerçekleştiren İHH yönetim kurulu üyesi ve İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) Başkanı Dr. Ahmet Emin Dağ, dünya Müslümanları ve İslam dünyası ile ilgili çarpıcı tespitlerde bulundu. Dünya Müslümanlarının milyonlarca kilometrekarelik bir coğrafyada, yüzlerce etnik yapıdan, farklı ırk, renk ve dillere mensup insanlardan oluştuğunu kaydeden Dr. Dağ, “1.5 milyar Müslümanın 500 milyonu gayrimüslim ülkelerde azınlık olarak yaşıyor. Dünyanın yeraltı zenginliğinin yüzde 50’si İslam ülkelerinde ama dünyanın en fakir ülkeleri İslam ülkeleri. Bu zenginlikler Müslümanlara değil, Batı’ya akıyor. 57 İslam ülkesinin toplam gayri safi milli hasıla payı sadece Fransa kadar ediyor. 80 milyonluk nüfusuyla Türkiye GSMH açısından İslam dünyasının en zengini. Dolayısıyla ümmete karşı sorumluluğumuz artıyor. 1.5 milyar insanın yarısı okuma yazma bilmiyor. “Oku” ayetiyle başlayan bir dine mensubuz. 750 milyon Müslüman Kur’an dahi okuyamıyor. Bu oran kadınlarda yüzde 60 dolaylarında. Bu eğitim kapasitesiyle İslam dünyasının yaşadığı sorunları aşması mümkün değildir” dedi.

ZİHİNSEL VE SİYASAL BİRLİĞE İHTİYACIMIZ VAR

Müslümanların dayanışmasının önündeki en büyük engelin yine kendileri olduğunu belirten Dr. Ahmet Emin Dağ, “İslam dünyasında 40 ayrı çatışma noktası var. Bunların çoğunda sebep Batılı sömürgeciler değil. Müslümanlar birbiriyle çatışıyor. Ateşe benzin dökenler onlar ama aramızdaki savaşın sebebi biziz. Yeni Zelanda’daki katliam onlarca kez Pakistan’da, Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de yaşandı. Hasta ruhlu insanlar mezhep taassubuyla birbirlerini katlediyor. Irak ve Suriye’deki durum diğer İslam ülkelerine mezhep gerilimi ihraç ediyor. Bizlerin öncelikle zihinsel birliğe, sonra da siyasal birliğe ihtiyacımız var. Onlar Müslümanlara karşı birlik ve beraberlik sağlamada başarılılar. Avrupa ve Amerika’da her gün Müslümanlara, mabetlerine saldırı haberleri geliyor, fakat katliama dönüşmediği için haber değeri bile taşımıyor.” dedi.

Dr. Ahmet Emin Dağ konuşmasına şöyle devam etti:

SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI

İslam dünyasının yaşadığı sorunları genel ve yerel sorunlar olmak üzere iki ana başlıkta toplamak gerekir. Genel sorunlarımız; birlik ve dayanışma duygularından yoksunluk, dini anlayıştaki problemler ve dini yaşamadaki gevşeklik, fakirlik ve sosyal adaletsizlik, cehalet ve ilimden uzaklaşmadır. Yerel sorunlarımız ise; Suriye, Filistin sorunu, Irak, Afganistan, Mısır, Yemen, Arakan, Doğu Türkistan, Keşmir’dir. Bu sorunları çözmek için yapılması gerekenler siyasal olarak; Müslüman ülkeler arası birlik ve beraberliğin sağlanması, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolünü artırmak, ortak siyasi ve ekonomik birlik kurmak, ortak para birimi, bilim ve eğitim konularında işbirliğidir. Toplumsal olarak, ümmet bilincini geliştirmek, sivil ittifakları artırmak, yardımlaşma kurumları tesis etmektir. Bireysel olarak ise, dinimizi iyi öğrenmek, taassuptan uzak durmak, bağışlara önem vermek ve dua etmektir.

  1. TALAT FEHMİ: MURSİ BAŞKAN İKEN YEMEĞİNİ TASLA EVİNDEN GETİRDİ

Son olarak kürsüye çıkan Mısır Müslüman Kardeşler Hareketi (İhvan) resmi sözcüsü Dr. Talat Fehmi, Mısır’da devam eden zulüm ve 3 Temmuz 2013’te Sisi diktası tarafından yapılan darbeyle ilgili gerçekleri paylaştı. Mısır’da yaşanan Sisi darbesine Mursi tarafından Mısır’ın bağımsızlaşması için atılan siyasal ve ekonomik adımların yol açtığını belirten Dr. Talat Fehmi, “ABD’nin Mısır Büyükelçisi Anne Peterson dedi ki, ‘Mursi başkan olduktan sonra bizim talimatlarımızı dinlemedi.’ Ona şöyle cevap verdim. Evet Mursi, sizi dinlemedi. Sizin talimatlarınıza asla boyun eğmedi. Mursi Mısır’ın kendi silah fabrikasını kurdu. Kendi ülkesinin gıda üretiminin kendisine yetmesi için çalıştı. Nil’in sularını Mısır’ın çıkarları için kullandı. Yerli otomobil, yerli tablet, yerli uydu çalışması başlattı. Dünya güçlerine borç almak için avuç açmadı. İşsizlik azaldı. Bir yılda memur maaşını yüzde 60 artırdı. Normalde yüzde 10-20’lik artış Mısır’da iyi kabul edilir. Mursi bir yıl içinde herkesin gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Maaş almadı, bazı harcamaları cebinden ödedi. Başkan iken yemeğini tasla evinden getirdi. Yardımcıları da görevdeyken maaşlarına dokunmadı. Mursi görev süresinde kendisine ayrılan malikaneye taşınmadı. Kirada oturmaya devam etti” diye konuştu.

İSRAİL DARBE İÇİN MİLYARLARCA DOLAR HARCADI

İhvan resmi sözcüsü Dr. Talat Fehmi şöyle devam etti:

Mursi göreve başladıktan sonra ABD ve Siyonizmin isteklerine aykırı bir siyaset izledi. Türkiye, İran, Pakistan, Rusya, Brezilya, Çin’i ziyaret etti. Bir yıl boyunca Sina-Refah sınır kapasını açarak Gazze’lilerin geçim şartlarının düzelmesine yardımcı oldu. Bizatihi İsrail’in açıklamalarında “Mursi gelince endişelendik. Bütçenin büyük bölümünü Mursi’nin hamlelerini bertaraf etmek için ayırdık dediler. İsrail Gazze’de savaşın durması için ABD aracılığıyla savaşın durması için yardım istedi. Devletin tüm organları Mursi’yi yalnız bıraktı. İsrail darbeden sonra açıklama yaptı. Eğer Mursi bir yıl daha kalsaydı onun projelerini başarısız kılamazdık, milyarlarca dolar harcadık. Eğer Mursi yönetimi kalırsa Türkiye Mısır anlaşacak. Bu İsrail’in yok olmasına yeterli gelecektir dediler.

TÜRKİYE VE MISIR ARASINDAKİ FARK

Bize, 15 Temmuz’daki darbe teşebbüsü başarısız oldu. Türkiye ile Mısır arasındaki fark nedir diye soruyorlar. Bu iki ülke kıyas edilemez. Sizin 70 yıllık demokrasiniz vardı, bizim henüz bir yıl olmuştu. Türkiye 70 yıllık demokrasi serüveninde pek çok darbe yaşadı. İlk darbede Adnan Menderes ve arkadaşları idam edildi. Bu darbe İslamcılara yapılmamıştı. Darbelerin genel hedefi özgürlükleri kısıtlamaktır. Türkiye’nin RP, Fazilet ve AK Parti bağlamında 25 yıllık belediye tecrübesi var. Bu sürede ciddi sosyal hizmetler yapıldı. Mısır’da Mübarek döneminde istisnasız bütün odalar, öğrenci birlikleri, belediye seçimlerinde İhvan kazandı, Mübarek baş edemeyince hepsini kapattı. 6 mahkeme sadece İhvan için kuruldu. Ben sekiz defa tutuklandım. Darbeden sonra şu an 60 bin İhvan mensubu cezaevlerinde işkence altında zulüm görüyor. Bize neden boyun eğmiyorsunuz? Neden teslim olmuyorsunuz diyorlar, Biz sadece Allah’ın önünde eğiliriz. Mısır halkı bu süreçte bize daha fazla yaklaşıyor, ısınıyor, merak edip araştırıyor. Zafer inananların olacaktır inşallah.

Talat’ın konuşmasını dinleyen gençler, sık sık tekbir getirerek, “Kahrolsun Sisi, seninleyiz Mursi, şehitlerin yolunu sürdüreceğiz, yaşasın ümmet dayanışması, Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İsrail” sloganları attı.

 

Paylaş

Gebze Sivil Dayanışma Platformu Doğu Türkistan için Dua Etti

Gebze’de eller semaya Doğu Türkistan için kalktı

Gebzeliler sabah namazı sonrası Çin zulmü altında ezilen Doğu Türkistan’daki kardeşleri için Çoban Mustafa Paşa Camii’nde birlikte dua etti.

Gebze Sivil Dayanışma Platformu’nun öncülüğünde Çoban Mustafa Paşa Camii’nde bir araya gelen yüzlerce Gebzeli, Çin zulmünün son bulması için dua okudu, zulmü lanetledi.

Gebze ilçe müftülüğünün destek verdiği dua programına Gebze’deki sivil toplum kuruluşları yetkilileri ve vatandaşlar ile Gebze İlçe Müftüsü Orhan Örnek ve AK Parti Gebze Belediye Başkan adayı Zinnur Büyükgöz de katıldı. Program, Gebze İlçe Müftüsü Orhan Örnek tarafından kıldırılan sabah namazı sonrası Adem Akbaş ve İrfan Tatlı hoca tarafından okunan Kur’an’ı Kerim tilavetleriyle başladı. Daha sonra söz alan Ali Erol hoca, Türkistan’daki son durum ve yaşanan zulümle ilgili bir konuşma gerçekleştirdi. Ali Erol hoca, Pazar sabahı İstanbul’dan Ankara’ya, İzmir’den Erzurum’a, Kayseri’den Konya’ya kadar Türkiye’nin pek çok şehrinde ellerin Türkistan’daki mazlumlar için semaya kalktığını belirtti. Ali Erol hoca konuşmasında şu görüşleri ifade etti:

ALİ EROL: ÇİN’DE SİSTEMLİ ASİMİLASYON POLİTİKASI UYGULANIYOR

“Doğu Türkistan’ın son günlerde dünya medyasında kısmen gündeme gelmesinin ve halkımızın bu konuya daha fazla duyarlılık göstermesinin bir sebebi var. Doğu Türkistan Altay ve Ural dağlarının eteklerinde Çin ile Rusya arasında sıkışmış geniş bir toprak parçasıdır. Atalarımızın ana yurdu olan topraklardır. Biz bu topraklara oralardan geldik. Batısı Rusya, doğusu Çinliler tarafından işgal edilmiştir. Yüzölçümü Türkiye’nin üç dört katı büyüklüğündedir. Tahminen 35-40 milyon nüfusu vardır. Doğu Türkistan’daki Çin kampları ile ilgili dünya medyasındaki haberlerle gündeme gelmiştir. Bu topraklar yaklaşık 70 yıl önce Çinliler tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal öncesi Türkistan’da Çinli sayısı yok denecek kadar azdır. Yüzde 2-3 civarında. Fakat kızıl Çin rejimi buradaki kardeşlerimize karşı asimilasyon politikaları uygulamıştır. İslam toplumunu Çinlileştirme projesini adım adım uygulamıştır. Çin’de hapishanelerdeki adi mahkumları özellikle bu topraklara yerleştirmiştir. Türkistanlı Müslüman kızlarla evlendirmişlerdir. Bazen isteğine bakmadan zorla bu isteklerini gerçekleştirmişlerdir. Memurlarını göndermişlerdir. Onları tehcir etmişlerdir. Sonuçta 2000’li yıllarda yapılan sayımda Çinli nüfusu Doğu Türkistan’da nüfusun yüzde 40’ına ulaşmıştır. Eğer böyle giderse Uygurlu Türkler kendi vatanlarında çoğunluğu kaybedecektir.

DOĞU TÜRKİSTAN’IN İKİNCİ BİR ENDÜLÜS OLMA TEHLİKESİ VAR

Allah muhafaza Doğu Türkistan’da ikinci bir Endülüs vakası ile karşılaşabiliriz. Çinliler bu politikalarını uygularken Mısır’daki Sisi darbesinden sonra, orada yapılan katliama Müslümanların sessiz kalmasından cesaret alarak Doğu Türkistan’daki baskılarını artırmışlardır. Madem Müslümanlar sessiz biz de istediğimizi yapalım diyorlar.

Zulmün Batılı emperyalistler tarafından yapılmasıyla, Doğulu emperyalistler tarafından yapılması arasında bir fark yoktur. Eğer bizler İslam ümmeti olarak kendimize gelmezsek, tepkimizi ortaya koymazsak, Allah muhafaza daha vahim durumlarla karşı karşıya kalabiliriz. Son iki üç yıl içinde Çinliler Türkistanlı kardeşlerimize karşı sistemli bir politika uyguluyor. Ezanları yasaklıyor, yeni cami yapılmasını yasaklıyorlar, toplu ibadetleri yasaklıyor, oruç tutmalarını engelliyorlar, içki içmeyi zorunlu hale getiriyorlar, halkı aşama aşama özlerinden kültürlerinden, inançlarından uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Çin bu bölgenin dünya ile irtibatını kesmiş, açık bir cezaevine çevirmiştir. Buraya gelen Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin anlattıklarına göre durum daha da vahimdir. Doğu Türkistan’da BM raporlarına göre 39 tane toplama kampı vardır. Uydu fotoğrafları çekilmiştir. BM’ye göre 1 milyon, Uygurlu kardeşlerimize göre 3 milyon civarında Uygut Türkü bu kamplarda toplanmaktadır. Özellikle genç erkekler buraya getiriliyor. Kültürleri ve inançları aleyhinde adeta beyin yıkama kampı olarak kullanılıyor. 28 Şubat’taki İkna odaları bu kamplarda yapılanların yanında hiç kalır. Akıl sınırlarını zorlayan işkenceler vardır. Çinlilere göre burada mesleki eğitim yapılıyor.

Doğu Türkistan’da her Müslüman bir Türk aileye bir tane Çinli görevli gönderiliyor. Evin erkeği hapishanede, eve Çinli polis, jandarma, istihbarat görevlisi gönderiliyor. Çin kültürünü öğrettiklerini söylüyorlar. Amaçları Müslümanların onuruyla, özeliyle, mahremiyle oynamak, Uygur kardeşlerimizi asimile etmektir.

İNSANLAR ÖLÜR YENİLERİ DOĞAR, AMA İNSANLIK ÖLÜRSE O ZAMAN KIYAMETİ BEKLEYELİM

O kadar çok şiddet, zulüm haberleri izliyoruz ki, bu sahneleri izleye izleye duyarsızlaşmaya başladık. İnsanlar ölür, yenileri doğar. Ama insanlık ölürse, ama vicdanlar ölürse o zaman kıyameti bekleyelim. Şu anda 1.5 milyarlık İslam alemi maalesef  dünya sevgisi, ölüm sevgisi hastalığına tutulmuş vaziyettedir. En son olarak dün dünyaca ünlü Doğu Türkistan’lı ozan Abdurehim Heyit iki yıldır tutuklu bulunduğu hapishanede işkenceler sonucu şehit olmuştur.

Bir yerde zulüm varsa iki suçlusu, iki ögesi vardır. Zalim ve mazlum. Zalim zulmettiği için suçludur, mazlum da zulme sessiz kaldığı için suçludur. Sessizlik, sükut ikrardandır. Onu kabullenmedir. Alışkanlık felaket getirir. Tepkisizlik, duyarsızlık, vicdansızlık bizi bir et ve kemik yığınından ibaret hale getirir. Allah’ın gazabını celbeder. Kim bir kötülük zulüm görürse onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse onu gündeme taşısın, duyurun kamuoyu oluştursun, hiç olmazsa zalimler biraz çekinir. Susmak zalimlere daha çok cesaret verir. Onları daha çok yüreklendirir. Şayet buna da gücünüz yetmezse kalbinizle dualarınızla bu zulme karşı olduğunuzu, mazlumların yanında olduğunuzu gösterin.

DOĞU TÜRKİSTAN TÜM İNSANLIĞIN MESELESİDİR

Doğu Türkistan sorunu sadece bizim meselemiz değil. Tüm insanlığın meselesidir. Bir tarafta zulme karşı sessizlik olursa bu bulaşıcıdır. Diğer zalimler de bundan cesaret alır. 1.5 milyarlık İslam aleminde buna öncülük yapacak olanlar bu topraklardaki insanlardır. Bu sorumluluğumuzun farkında olalım. Dışişleri Bakanlığı Çin’deki zulme tepki göstererek toplama kamplarının kapatılması için Çin’e bir nota verdi. Devleti yönetenlerin bu duyarlılığını kamuoyu ayakta tutar. Eğer biz zulmü gündeme getirmezsek, gücü elinde bulunduranlar da gaflet içinde kalırsa bu zülüm bütün dünyaya yayılır.

Çin’den, Amerika’dan daha büyük Allah vardır. Allah’a güvenenler, Allah’a tevekkül edenler asla mağlup olmaz. Allah’tan başka galip yoktur. Eğer biz onun dinine yardım edersek o da bize yardım edeceğini söylüyor. Eğer iman edenlerseniz üstün gelecek olanlar sizlersiniz vaadinde bulunuyor Rabbimiz. Allah’ın yakalayışı şiddetlidir. Allah hepimizi dünyada yaşanan zulümlere karşı elimizden gelenin en iyisini yapmayı bizlere nasip eylesin.”

Çoban Mustafa Paşa Camii’ndeki program Gebze Vaizi Ferhat Dursun’un yaptığı duayla son buldu.

 

Paylaş

Gebze Sivil Dayanışma Platformu Doğu Türkistan İçin Sabah Namazında Dua Çağrısı Yaptı

Zulme Karşı Dua’ya Kalk

Gebzeliler Türkistan için Dua’ya kalkıyor

Gebzeliler Doğu Türkistan’daki zulme karşı 10 Şubat 2019 Pazar sabahı saat 07.30’da Çoban Mustafa Paşa Camii’nde buluşuyor.

Doğu Türkistan’da Çin yönetimi tarafından uygulanan baskı ve zulme karşı yurt genelinde tepkiler devam ederken, Gebzeliler de Türkistanlı kardeşlerinin yanında olduğunu göstermek için 10 Şubat Pazar Sabahı saat 07.30’da Çoban Mustafa Paşa Camii’nde duaya kalkacak.

Gebze Sivil Dayanışma Platformu tarafından düzenlenen programda sabah namazının ardından Doğu Türkistan’daki zulümle ilgili kısa bir konuşma yapılacak ve ardından hep birlikte eller duaya kalkacak. Platform tarafından yapılan açıklamada tüm Gebzeliler, Doğu Türkistan’daki mazlumlara destek vermek için Çoban Mustafa Paşa’daki Dua programına katılmaya davet edildi.

 

Paylaş

Bölge Toplantımızı Gerçekleştirdik

İnsan ve Medeniyet Hareketi 14. Bölge Toplantımızı Sakarya’da gerçekleştirdik. Sakarya, Bolu, Düzce, Kocaeli ve Gebze’nin bir araya gelerek gerçekleştirdiği program 19 Ocak 2019 Cumartesi gecesi değerli büyüğümüz Tahir Gül’ün konuşması ile başladı. Hareket’in kodlarına dair kendi tecrübelerini de aktararak geçmişten günümüze bir projeksiyon tuttu. İnsan ve Medeniyet Hareketi çizgisinin MTTB’den İMH’ye kadar geniş bir çerçevede ele alan Tahir Gül dört madde ile iyi bir islami hareketin temel kodlarını, İslamın geçmişten günümüze kadar gelen tarih ve düşünce birikimini doğru bir biçimde harmanlayarak, Bağımsız düşünerek ve bağımsız hareket ederek, Ânın vacibini gözeterek doğru bir hareket ortaya konulabileceğini vurguladı.

Tahir Gül’ün konuşması Grup Kıyam’ın unutulmaz ezgilerimi ile ayrı bir renk kazandı. Geçmişten günümüze bir çok ezgi seslendiren Grup Kıyam’a bölge toplantısına katılanlar eşlik ettiler.

İMH Sakarya’nın güzel misafirperverliği ile gece boyu hoş sohbetler devam etti. Hareketimizin her ay bir kavram çerçevesinde gerçekleştirdiği ve hareketimizin üzerinde durduğu temel ve güncel kavramları değerlendirdiğimiz aylık programlarımızın bu ay ki konusu olan “Gelenek” masaya yatırıldı.

Yakın Zamanda Hareket Yayıncılık’tan “Osmanlıdan Cumhuriyet’e Gençlik Hareketleri” ve devamı olan “Cumhuriyetten 60 Darbesine Gençlik Hareketleri” kitabının yazarı değerli büyüğümüz Osman Ayvazoğlu ve İlahiyatçı Sedat Kotan’ın sunumu ile gerçekleşen program yine Hareket Yayıncılık’tan “Modern Klişelerin Gölgesinde İslamcılık” kitabının yazarı Eğitimci Kamil Ergenç’in moderatörlüğünde gerçeklşti.

Gelenek Kavramı Ehl-i Kitab’ın gelenek anlayışı ve Müslümanların gelenek anlayışı üzerinden değerlendirildi. Bunun yanında Modernleşmenin ne olduğu, Sanatta, Mimaride, Edebiyatta nasıl bir etki oluşturduğu bunun karşısında geleneğin tutumu masaya yatırıldı. Dinleyicilerin katılımı ile sohbet uzun ve verimli bir fikir teatisine dönüştü.

Sakarya İMH’nin Sapanca Göl Gezisi ile bir tabiat tutuna çıkıldı.

 

 

Paylaş

Gebze’den Tembihname Geçti

“Bi bakıp Çıkıcam” yeni nesil gençlik sohbeti 05 Ocak  2019 Cumartesi akşamı saat 18.30’da Gebze Kültür Merkezinde gerçekleşti. Sunumunu Seyfullah Şenel’in yaptığı programda, Aile gençlik ilişkileri, Sosyal Medya’nın hayatımıza etkileri, programın kendine özel tarzı ile anlatıldı. Konular arasında gerçekleşen küçük skeçler programın rengini, konunun anlaşılmasını ve eğlencesini arttırdı.

 

Paylaş

Kurtuluşumuz nefis tezkiyesindedir

Kurtuluşumuz nefis tezkiyesindedir

İlahiyatçı-Eğitimci Oktay Çağırıcı: Kendimize dönmemizin, kendimizi ciddiye almanın zamanı gelmiş, geçmiştir

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze tarafından üç yıldır devam eden ve geleneksel hale gelen aylık kavram derslerinde bu ay “Tezkiye” kavramı işlendi. Gebze İMH konferans salonunda gerçekleşen Tezkiye başlıklı sunumu İlahiyatçı-Eğitimci Oktay Çağırıcı yaptı. Yaklaşık bir saat süren sunumda ağırlıklı olarak “nefis tezkiyesi” üzerinde duran Oktay Çağırıcı, “Kur’an’ı Kerim’in ve tüm peygamberlerin en fazla üzerinde durduğu sorun nefis tezkiyesidir. Fakat bizim için bu kadar önemli olan nefis tezkiyesi en az önem verdiğimiz konudur” dedi.

DÜNYA VE AHİRETTEKİ KURTULUŞUMUZ NEFİS TEZKİYESİNE BAĞLIDIR

Kur’an’da nefis tezkiyesi ile ilgili 300’e yakın ayet bulunduğunu belirten Oktay Çağırıcı, “bu durum insan için nefis tezkiyesinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bütün peygamberler nefis tezkiyesi için gelmiştir. Zira bizim dünya ve ahiretteki kurtuluşumuz nefsi temizlemeye bağlıdır. Açık gizli tüm kötülüklerden, günahlardan, fahşadan, kötü niyet ve duygulardan bizi koruyacak olan nefis tezkiyesidir. Fakat bizler bugün gününü gün eden bir varlık haline geldik. Nefsiyle ilgilenmeyen bir çöküş dönemi yaşıyoruz. Kendimizi unutunca hiçbir şeyin farkında olmayan bir hale geldik. Kendimize dönmemiz, kendimizi ciddiye almanın zamanı gelmiş geçmiştir. Nefis öldürülmez, terbiye edilir, kontrol altına alınır” diye konuştu.

NEFİS TEZKİYESİNİN BİR METODU, DİSİPLİNİ VARDIR

Nefis tezkiyesinin bir metodu, disiplini olması gerektiğini ifade eden Oktay Çağırıcı hoca şöyle devam etti:

Nefis tezkiyesinin bir metodu, disiplini vardır. Bunu Peygamberimiz(S.A.V.) göstermiştir. Nefis tezkiyesinde öncelikle yapmamız gereken Allah’ın bizi gördüğünü düşünerek, biz onu görmesek de O’nun bizi her daim gördüğünü bilerek hareket etmektir. Bu bizi günahlardan ve kötü amellerden, boş amellerden uzaklaştıracaktır. Yine dua ve tefekkür de nefis tezkiyesinde önemli hususlardır. Bizim en iyimiz, en hayırlımız Rasulullah(S.A.V.) olduğu halde, en fazla dua edenimiz, en fazla Allah’tan af ve mağfiret dileyenimiz de Peygamberimizdir. Sadece Allah’a kulluk edip, O’na ibadet etmek, Peygamberimiz gibi çokça dua edip Allah’a yönelmek zorundayız. Yine nefis muhasebesi tezkiyenin en önemli aşamalarındandır. Peygamberimizin en çok yaptığı dualardan biri olan “Ey kalpleri çeviren Allah’ım, kalbimi dinin üzerine sabit kıl” duasını dilimizden eksik etmemeliyiz.

ALLAH’TAN UTANACAĞIMIZ, YÜZÜMÜZÜN KIZARACAĞI İŞLER YAPMAYALIM

Allah’la buluşmayı, ölüm ve ötesini düşünmek en fazla ihmal ettiğimiz konuların başında geliyor. Ölümü hayatımızdan çıkardık. Ölümden daha büyük ibret, uyarı mı olur. Ama ölümü düşünmüyoruz. Ölümü hayatımıza sokarsak, ölümü uzak görmezsek hüsranla sonuçlanacak amellerden kaçınırız. Hesap günü geldiğinde “Rabbim ne olur beni dünyaya geri gönder. Biraz daha mühlet ver, salih ameller işleyeyim” denileceği pişmanlık anını yaşamayalım. Akıllı insan iyilikleri canlandırıp, kötülükleri öldüren kişidir. Peygamberimiz bizim için en güzel örnektir. Rabbimiz, Peygamberimizin büyük bir ahlak üzere olduğunu söylüyor. Allah bizi peygamberimize uyarsak sevecek.”

Salih ameller ve salih insanların nefis tezkiyesinde çok önemli yardımcı bir güç olduğunu belirten Oktay Çağırıcı, “ Bilmeyerek veya hatayla bir günah işlediğimizde arkasından bir iyilik yaparak, salih amel işleyerek o kusuru örtelim, temizleyelim. Allah, Gafur, Rahman ve Rahim sıfatlarıyla bizim günahlarımızı bağışlar, bizi temizler, tezkiye eder” diyerek sunumunu duayla tamamladı.

 

 

 

dav

dav

dav

Paylaş

KAVRAM DERSLERİ “TEZKİYE” KAVRAMI İLE DEVAM EDİYOR.

 

Eğitim Komisyonumuzun her ay düzenlediği “Aylık Kavram Dersleri” programımız “Tezkiye” kavramı ile devam ediyor. İlahiyatçı Oktay Çağrıcı’nın anlatımı ile gerçekleşecek olan programımız 25 Aralık 2018 Salı günü saat 20.00’da İMH Gebze’de gerçekleşecektir.

Konum: https://goo.gl/maps/8GRSsULnkYR2

 

Paylaş

Gebze Sivil Dayanışma Platformu YEMEN’e Yardım Kampanyası Başlattı

Yemen’e yardım kampanyası

Gebze Yemen’e sahip çıkıyor

 

Gebze’deki sivil toplum kuruluşlarından oluşan Gebze Sivil Dayanışma Platformu, savaş nedeniyle ağır bombardıman altında bulunan kuşatma altındaki Yemen’e yardım kampanyası başlattı.

75 LİRALIK GIDA YARDIM PAKETİ

Suud-BAE koalisyon güçlerinin saldırıları ve ülkedeki iç savaş nedeniyle büyük acılar çeken Yemen halkına Gebze’den yardım eli uzanıyor. Gebze Sivil Dayanışma Platformu, açlık, susuzluk, hastalık ve yoklukla pençeleşen mazlum Yemen halkına yardım kampanyası başlattı. 75 TL Gıda Yardım Paketi olarak belirlenen yardım kampanyasına destek olmak isteyen vatandaşlar 5642 Gebze Yemen yazarak İHH’nın banka hesap numaralarına paralarını yatırabilecek.

14 MİLYON İNSANLIK AÇLIKTAN ÖLME TEHLİKESİ YAŞIYOR

Denizden ve karadan yaşanan kuşatma nedeniyle yaklaşık 14 milyon insanın kıtlık ve açlıktan ölme tehlikesi yaşadığı Yemen’e gıda yardımında bulunmak için bir araya gelen Gebze Sivil Dayanışma Platformu, toplanan yardımları İHH kanalıyla Yemen’deki yardıma muhtaç insanlara ulaştıracak.

Kampanyaya Gebze’de faaliyet gösteren İHH, İlim Yayma Cemiyeti, İnsan ve Medeniyet Hareketi, İLKÇEV, TÜGVA, Erbakan Vakfı, İnsana Hizmet Derneği, GİLMDER, Akademi Derneği, Çoban Mustafa Paşa Vakfı, Medeniyet Derneği, Din Görevlileri Derneği, Eğitim Bir Sen ve Erdemli Nesil Derneği destek veriyor.

BANKA HESAP NUMARALARI

Yemen’e yardım kampanyasına katkıda bulunmak isteyen vatandaşlar İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı(İHH)’nın aşağıdaki hesap numaralarına paralarını yatırabilecek.

HALKBANK                : TR43 0001 2009 7540 0012 0100 80

Kuveyt Türk               : TR50 0020 5000 0009 9999 9000 01

Ziraat Bankası           : TR66 0001 0004 8802 1249 9450 07

Albaraka Türk           : TR16 0020 3000 0028 7839 0000 09

NOT: Açıklama kısmına 5642 Gebze Yemen yazınız.

 

Paylaş

Basın Açıklaması: Yemen

Kadim şehirlerimizden Yemen,bütün Dünya’nın gözleri önünde dayanılmaz acılar çekiyor.

Bağdat,Şam,Kudüs ve Kabil’den sonra şimdi de Yemen,müstekbirlerin postalları altında eziliyor.

Siyonizm de dahil bütün tuğyan çeteleriyle işbirliği yapan Suud devlet aklı, yaklaşık üç yıldır, Yemen’de katliam yapıyor.

Silah zoruyla elde edemediğini ise, yaptırım uygulayarak elde etmeye çalışıyor.

Kadınlar,çocuklar,yaşlılar,gençler bu yaptırımların yol açtığı açlık,susuzluk,ilaçsızlık ve hastalıklardan dolayı ölüyor.

Savaşın yıkıcılığı ise tarifsiz.

Yemen’de ki kıyım, mezhep holiganlığının gölgesi altında kaldığı için, gündeme bile gelmiyor. Bir gazeteciyi günlerce konuşan medya unsurları, Yemen’i gündem yapmaktan imtina ediyor.

Mezhep holiganlığının bir tarafı olan Suud devlet aklı,atamız putkırıcı İbrahim’in emaneti olan Kabe’nin ihtiramına ihanet ediyor.

Suud devlet aklı,mustazafların sadık yareni olan ümmi elçi Hz.Muhammed(s.a.v)’in mirasına ihanet ediyor.

Suud devlet aklı, sokaklarında insanlık numunesi sahabelerin dolaştığı Mekke ve Medine’nin izzetine ve vakarına leke sürüyor.

Mezhep holiganlığının diğer tarafı olan İran ise, küresel istikbarın arzu ettiği “İslam’ın İslamla savaşı” tezine hizmet ediyor.

İran devlet aklı; ilim,hikmet,basiret,feraset ve iz’an numunesi Hz.Ali(r.a)’nin yoluna ihanet ediyor.

İran devlet aklı; iffet, vakar ve cesaret abidesi Fatıma(r.a)’nın aziz hatırasına ihanet ediyor.

İran devlet aklı; müstekbirlerin korkulu rüyası olan Hz.Hüseyin(r.a)’in şiarlarını ayaklar altına alıyor.

İran devlet aklı; müstekbir Yezid’in sarayını Ona dar eden Seyyide Zeyneb(r.a)’in mübarek hatırasına leke sürüyor.

İran devlet aklı; merhum Şeriati’nin de dikkat çektiği “Safevi Şiiliğini” tahkim ediyor.

Yemen’deki acının ve gözyaşının müsebbibi olan ve duyulmasını engelleyen bu ahlaksız mezhep tassubundan beri olduğumuzu ve Yemen’in mustazaf halkının her daim yanında olduğumuzu, Rabbimizi şahit tutarak, kamuoyuna beyan ederiz.

İMH Gebze

Paylaş

İMH Gebze’de Gündem İslami Hareket

İMH Gebze’de Gündem İslami Hareket

Aylık İstişare Toplantısı’nda İslami Hareketin dünü, bugünü ve geleceği masaya yatırıldı.

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze tarafından 2018-2019 dönemi aylık istişare toplantıları kapsamında düzenlenen “İslami Hareket” başlıklı geniş katılımlı oturum Gebze İMH konferans salonunda yapıldı.

İMH Anadolu Koordinatörü Ertuğrul Taşlı, İMH Gebze Başkanı Musa Öztürk ve İMH Gebze Eğitim Komisyonu Başkanı ve Eğitimci-Yazar Kamil Ergenç’in sunum yaptığı toplantıya İMH yüksek istişare kurulu üyesi Hasan Uyar, Gebze İMH genel kurul üyeleri ile eğitim ve teşkilat mensupları katıldı.

İSLAMİ HAREKET NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Oturumun açılışında konuşan Gebze İMH Başkanı Musa Öztürk, aylık kavram dersleri çerçevesinde gerçekleştirdikleri toplantının yeni dönemde içerik ve nitelik yoğunluklu formatta devam edeceğini ve hareketin ve Türkiye’deki İslami camiaların gündemini ilgilendiren ana kavramlar, akımlar ve sorunlar etrafında belirleneceğini ifade etti. Amaçlarının camiayı yakından ilgilendiren ana konulara istişare ve ortak akılla ortak sonuçlar üretmek olduğunu belirten Musa Öztürk, ilk olarak İslami Hareket’in geçmişini geleceğini ve bugünkü durumunu gündemlerine aldıklarını söyledi.

İslami Hareket Nedir, Ne Değildir? konulu toplantıyı altı ana başlıkta ele alan konuşmacılar; İslami hareketin kavramsal çerçevesi ve varoluş gayesi, temel hususiyetleri ve karakteristiği (Din, insan, evren, tarih, zaman, mekan, gelenek, modernite, devlet vb. algısı), yakın ve uzak tarihsel tecrübesi, tutumu, söylemi, tavrı, tarzı ve eylemliliği, bugünü ve geleceği ile hedefi ve yöntemi konularında sunum gerçekleştirdi.

İSLAMİ HAREKETİN REFERANSLARI

İlk sunumu gerçekleştiren Eğitimci-Yazar Kamil Ergenç, İslami hareketin İslami referanslar temelinde oluşturulan örgütlü/kolektif bir hareket olduğunu, bu referansların da Kur’an ve sahih sünnet ile birlikte 14 asrı aşan süreç içinde Kur’an ve sünnete mugayir olmayan İslami gelenek, birikim ve tecrübe olduğunu ifade etti. Kamil Ergenç, İslami hareketin amacının İslamın ilkelerini, prensiplerini, umde ve şiarlarını, insan hayatının tüm boyutlarına hakim kılma ve İslamın iktisadi, içtimai, siyasi, hukuki, edebi, estetik, hikemi, irfani perspektifini sarih bir şekilde pratize etmek olduğunu söyledi.

İLK YAPACAĞIMIZ İŞ DURUM TESPİTİ

İslami hareketin öncelikle tıpkı Nebevi hareketler gibi işe bir durum tespiti yaparak başlaması gerektiğini vurgulayan Kamil Ergenç, “Durum tespiti biz nasıl bir dünyada yaşıyoruz farkındalığına sahip olmaktır. İtikad ne kadar güçlü olursa olsun evvela durum tespitine ihtiyaç var. Bütün peygamberler zamanının tanığı, şahididirler. Peygamberler muhatap aldıkları toplumu zamana şahit olmaya davet eder. İslam itikadı içinde yaşadığı durumu nasıl adlandırıyor? Peygamberimiz aleyhisselam, içinde yaşadığı zamanı en açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur” dedi.

Kamil Ergenç şöyle devam etti:

İSLAMİ SÖYLEM MODERN DAYATMAYA CİDDİ BİR CEVAP VEREMEMİŞTİR

İslami hareket içinde yaşadığı çağda ikinci başlıkta ele aldığımız din, insan, evren, tarih, zaman, mekan, gelenek, modernite ve devlet algısı gibi olgulara ne söylediğini açıklamalı. Aksi halde ne söylediği anlaşılmayan, kuş dili ile konuşan bir Müslüman tipi doğar. İslami hareket çağın temel dinamiklerini bilmeli ve itikadi duruşu ortaya koymalı. Modern dayatmaya İslami söylem ciddi bir cevap verememiştir. 200 yıldır bu durumun nasıl aşılacağı ve aşmak için nasıl örgütlenileceği konusu önümüzde bir problemdir. İslam insanı önce kul olarak tanımlar. Evren emanettir, onunla barışık bir hayat yaşamalıdır. Modern dönemin zaman algısında meydana getirdiği değişiklik insanlık tarihinde en büyük kırılmayı yarattı. Geçmiş ötekileştirildi. Geri bir geçmiş tanımlaması temel yanılgıdır. Yaratılan bu algıyla hesaplaşılmalı ve yüzleşilmelidir. İslami hareketin zaman algısını değiştirmesi gerekir. Kolonyalizm, emperyalizm ve kapitalizm zaman algısında yarattığı değişiklikle kendisine meşruiyet kazandırmıştır. İslami hareketin bugün için olmazsa olmazlarından biri de Kudüs’tür. Kudüs’ün özgürlüğünü ve bağımsızlığını dert edinmeyen bir hareket İslami hareket değildir.”

İSLAMİ HAREKETİN ANA BELİRLEYENİ “İSLAMİLİK” ÖZELLİĞİDİR

Oturumun ikinci konuşmacısı İMH Anadolu Koordinatörü Ertuğrul Taşlı, İslami hareket kavramında “İslamilik” ve “Hareketlilik” olmak üzere iki ana başlık bulunduğunu belirterek, İslami hareketi belirleyenin İslamilik özelliği olduğunu ifade etti ve bu nedenle öncelikle İslamilik özelliği üzerinde durulması gerektiğini söyledi. “İslamilik nedir” sorusunun tarih içinde çok farklı şekillerde cevaplar bulduğunu hatırlatan Ertuğrul Taşlı, “İslami hareket nevzuhur, sonradan ortaya çıkan bir hareket değildir. Kökü Hz. Adem’e dayanır. İslamî hareket, kuran ve sahih sünnete dayalı, toplumsal hedefleri ve programı olan; evrensel, hayatı tüm yönleriyle kuşatıcı, ilkeli, inkılapçı, açık ve örgütlü bir yapının adıdır. Dolayısıyla “İslami hareket, tarihsel ve dönemsel bir olgu değildir. Geçmişten geleceğe bir yürüyüşün, kesintisiz bir mücadelenin adıdır” dedi.

Ertuğrul Taşlı sunumunda şu görüşleri ifade etti:

İSLAMİ HAREKET NEDİR, NE DEĞİLDİR

Yapılar, cemaatler, oluşumlar kendisini tanımlar ve konumlandırırken İslamî ilkeleri merkeze almıyor, bu değerler ve ilkeler doğrultusunda sınırlarını, dilini, hareket şeklini ve hedeflerini belirlemiyorsa böyle bir harekete “İslamî hareket” denilemez.

Biz öncelikle “İslamî hareket ne değildir?” sorusuna cevap vermeye çalışalım. Tevhid önceliği olmayan hiçbir hareket İslamî hareket değildir. Kuran’ın belirleyici, asli unsur olmadığı hiçbir hareket de İslamî değildir. Peygamber örnekliğinin öncelenip önemsenmediği hiçbir hareket İslamî değildir.

Kişiler Müslümanlar olsa da, ilişkiler salt maddi birliktelikler üzerine dönüşmüş hiçbir hareket İslamî Hareket değildir. Kendi fildişi kulelerine çekilmiş, toplumdan kopmuş ve yalıtılmış hiçbir hareket de İslamî Hareket değildir. Ortaya hiçbir eser koyma gibi derdi olmadan, sırf başkalarını eleştirip, taşlama, doğru ya da yanlış tasnifçisi durumuna çekilen hiçbir hareket İslamî Hareket değildir.

Niteliği yok sayıp sayısal çokluğa önem veren hiçbir hareket İslamî Hareket değildir. İstişareye, eleştiriye kapalı, totaliter bir yönetim tarzına sahip hiçbir hareket İslamî Hareket değildir. Silâhların gölgesine hapsedilmiş, kendisinden başkasını hak üzere görmeyip tekfir eden hiçbir hareket de İslamî Hareket değildir. İslamî eğitim kurumu, İslamî yardım kurumu, İslamî ekonomik yapı, İslamî sosyal yapı veya oluşumlar veya yapılar İslamî hareketin birer cüzü sayılabilirler. Fakat İslamî hareket bir cüze hapsedilemez, tek başına bu cüzler İslami hareket olarak tanımlanamaz ancak siyasal ve bütüncül bir hareket olduklarında tanım içine dahil olurlar.

İSLAMİ HAREKETİN BEŞ NESLİ: CEMALEDDİN AFGANİ’YLE BAŞLAYAN BİRİNCİ NESİL

İslamî hareket; Âdem’den as. bu yana süren mücadelenin adıdır. Bu yönüyle “İslami hareket, tarihsel ve dönemsel bir olgu değildir. Belli bir döneme hapsolup kalmamış, geçmişten geleceğe bir yürüyüşün, kesintisiz bir mücadelenin adı olmuştur. İslamî hareketin son dönem tarihî serüvenini ise, beş kısma ayırarak değerlendirebiliriz. Birinci nesil 1850-1920 arası dönemdir ki, İttihad-ı İslam olarak ifade edilen bu dönemin ilk kıvılcımını çakan kişi Cemaleddin Afgani’dir. Said Halim Paşa, Reşid Rıza, Celal Nuri İleri, Seyyid Ahmed Han, Mahmûd Şeltût, Muhammed İkbal, Mehmet Akif, Muhammed Abduh ve meşhur olanlar haricinde daha adını sayamadığımız nice düşünürün söylemleriyle şekillenmiştir. Bu arayış ve söylemler hareket niteliğinden ziyade fikir düzleminde kalmış örgütlü bir birlikteliğe dönüşememiştir.

İHVAN’LA BAŞLAYAN İKİNCİ NESİL: 1920-1970

Çağdaş İslami Hareketleri, 1920’li yılları başlangıç kabul ederek dünyada İhvan hareketini, Türkiye’de de bazı İslâmî gayretleri sayabiliriz. Bu dönem fiilî örgütlenmeler ve örnekliklerle hareket niteliği kazanarak devam etmiştir. Bayraktarlığını Hasan el Benna, Mevdudi, Seyyid Kutub, Ali Şeriati, Beheşti, Murtaza Mutahhari gibi mütefekkir ve dava adamlarının yürüttüğü süreç dünya çapında bir sorgulama ve arayış döneminin kapısını daha da aralamıştır. Türkiye’de ise aynı dönemlerde Büyük Doğu Hareketi adıyla Necip Fazıl Kısakürek öncülüğünde, edebiyat düzleminde fikrî aktarımlarla İslamî bir hareket olarak hayat bulmaya çalışmıştır. Türkiye’de 1950’lere kadar müslümanların mücadelesi; Allah’ın varlığı, İslâm’ın ahlakiliği ve dinsiz toplumun ayakta duramayacağı tezi üzere kaim idi. Despotluğun had safhada olduğu dönemde İslâmî hareket idame-i hayat etmek derdinde idi.

ÜÇÜNCÜ NESİL VE MİMARLARI:1970-1998

Bu dönemlerde diğer İslam topraklarındaki İslam adına müspet hızlı gelişmelerin mimarlarından , Aliya İzzetbegoviç, Kelim Sıddıki, Muhammed Esed, Abdullah Azam, Şamil Basayev, Cevher Dudayev, Abbas Musavi, Ahmed Yasin gibi hem düşünür hem harekete fiilen öncülük yapan bazı şahsiyetlerin ışığında İslamî hareket olgunlaşmış ve çeşitli meyveler vermeye başlamıştır. Bu meyvelerden nasiplenen Türkiyeli Müslümanların arayışları da harekete dönüşerek farklı biçimlerde hayat bulmuştur.

“Tarihinde yazılanlardan, arkeolojik kalıntılardan, sözlü gelenekten, yaygın örften anlaşılacağı kadarıyla Selçuklular’dan bu yana Türkiye’de hayatın bütün alanlarını kuşatan bütüncül İslam anlayışının, Tevhid bilincinin açıkça ve yaygın olarak konuşulduğu, tebliğ edildiği zaman dilimi, yaşadığımız son 30-40 yıllık periyodda yer bulabilmiştir. Türkiye muvahhid müslümanların yaşı da genellikle bu periyod içinde kayıtlanmıştır. Türkiye ve dünyadaki İslami Hareketlerin İslam dünyasında elde ettikleri başarılar, (İhvan’ın yükselişi, İran İslam Devrimi vs.) İslam’ı ve Müslümanları dünya gündemine taşıdı. Bunun sonucu olarak ister istemez entelektüel camiayı da İslamcılarla ve İslamî hareketlerle ilgilenmeye mecbur etti. İslamî hareket neticede bir sosyal harekettir ve sosyal hareketler için geçerli olan hususlar İslami Hareket için de geçerlidir.

DÖRDÜNCÜ NESİL VE ŞAŞKINLIK DÖNEMİ: 2000-2016

İslami hareket bu tarihlerde, muhafazakârlaşan devlete entegrasyonla karşı karşıya kalmıştır. Bu dönemde siyasi iktidarın güçlü söylemi karşısında “İslamî hareket” ne yapacağını şaşırmış bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Bu şaşkınlığın nedeni ise; özellikle Türkiye tecrübesinde üçüncü neslin bilinçli ve sistematik ilerlemek yerine duygusal, sloganvari, reaksiyoner, pragmatist, özgün değil de esen rüzgâra kapılarak ilerlemek, sonrasında AK Parti iktidarıyla oluşan devlet, bürokrasi, siyaset ilişkisi karşısında özgün duruşunu muhafaza edememek olabilir. İlkeleri netleştirilip içselleştirilmeyen bu mirası, doğrudan alan dördüncü nesil de savrulmayla karşı karşıyaydı maalesef.

2016 SONRASI BEŞİNCİ NESİL İSLAMİ HAREKET YENİ BİR UMUT OLABİLİR

Bu süreç İslami Hareketin yeniden kendi mevzine yoğunlaşarak, yenilenerek, içinde yaşadığı dönemi okuyarak geliştireceği üç sürece girmiş bulunuyor.

  1. Durum tespiti yapmak
  2. Söylem Berraklığı
  3. Örgütlülük, söylemin pratiğe geçirileceği bir teşkilatlanma

Bütün olumsuzluklara; FETÖ, İŞİD, siyasetin toplumda oluşturduğu olumsuz algılara rağmen İslami Hareket yeniden şahlanacağı, kendine, ümmete ve insanlığa umut olacağı bir döneme girmiş bulunuyor. İnsan ve Medeniyet Hareketi, Anadolu Platformu, Haksöz çevresi, Umran Hareketi, radikal diğer irili ufaklı yapılanmalar bu sürece katkı sağlayacak gibi görünüyor. Tarih, kültür, sanat, edebiyat, siyaset,  sosyoloji, ekonomi, akademi gibi alanlara nüfuz eden bir sürece de girmiş bulunuyoruz.

İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN MEN ETME İLKESİ HER DÖNEMDE İSLAMİ HAREKETİ DOĞURUR

Gebze İMH Başkanı Musa Öztürk de, İslami hareket kavramıyla ilgili düşüncelerini anlatarak başladığı konuşmasında,  Kur’an’ı Kerim’in pek çok ayetinde ve özellikle Ali İmran 104. ayetinde vurgulanan ‘Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır’ buyruğu Hz. Peygamberimizin vefatından sonra da sürekli bir şekilde İslami hareketin neşet etmesini sağlamıştır” dedi. İslamcılıkla İslami hareket kavramının bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Musa Öztürk, “İslami hareket kendiliğinden bir çalışmayı değil, birlikte örgütlü bir çalışmayı ifade eder. Bizler Mısır İhvan hareketi, Pakistan Cemaati İslami ve İran İslam devrimi olmasaydı İslami hareketi konuşmayacaktık. İslami hareketler bu çizgilerden etkilenmiştir. Bugüne geldiğimizde İslami hareket artan tüm maddi ve niceliksel imkanlara, ekonomik rahatlamaya rağmen gerileme sürecindedir. Dünyanın değişik yerlerindeki şiddete dayalı hareketler ve bütün kötü biten savaşlar İslami hareketi olumsuz etkilemiş, bizi geriye götürmüştür” diye konuştu.

SON 60 YILDA İSLAMİ HAREKETİ ETKİLEYEN OLAYLAR VE SONUÇLARI

Konuşmasına İslami hareketleri son 60 yılda etkileyen olayları kronolojik olarak göstererek devam eden Musa Öztürk, “İslami hareketler 1980’li yılların sonlarına doğru zirvesini bulan bir tırmanış yaşadılar. Doksanlı yılların ortalarına gelindiğinde ise artık bir gerileme ve tıkanma sürecine girmiştir. Bunların nedenlerini anlamak İslami hareketin geleceği için önemli olan konuları da belirleyecektir” dedi. Musa Öztürk, 1966’da Şehid Seyyid Kutub’un idamından başlayarak İslami hareketi etkileyen olayları ve sonuçlarını ise şu şekilde aktardı:

Kronolojik olarak bugüne kadar neler yaşandı:

1966              – Seyyid Kutub’un İdamı ve Yoldaki İşaretler’in çevirisi, sonra toplatılması

1969              – Fizilalil Kuran’ın basılmaya başlanması

1970              – Milli Nizam Partisinin Kuruluşu

1972              – Milli Selamet Partisi’nin Kuruluşu

1977              – Akıncıların Kuruluşu

1979              – İran devrimi

1980              – 12 Eylül Darbesi

1980-1988   – İran ırak savaşı

1983-1993   – Özallı yıllar, büyüme 5,2 ortalama ve artan tüketim kültürü

1986              – Fetönün Türkiye’deki ilk okulu Yamanlar koleji açılıyor

1989              – Afganistan’da Rus işgalinin sona ermesi ve iç savaş süreci

1990-1991   – 1. körfez savaşı

1991              – Sovyetlerin ve marksizmin çöküşü,  ideolojiler devrinin bitmesi liberalizm ve kapitalizmin üstünlüğünü hissettirmesi

1991              – Fetönün yurt dışındaki ilk okul açılışı

1992-1995   – Bosna savaşı

1994-1996  – 1. Çeçenistan savaşı

1994              – Yerel seçimlerinde Refah Partisinin başarısı

1994              – İnternetin Türkiye’ye gelişi ve cep telefonu kullanımı

1995              – Refah Partisi’nin iktidara gelişi

1997              – 28 Şubat Müdahelesi

1999 -2009  – 2. Çeçenistan savaşının başlaması

2000              – Hizbullah operasyonu-Beykoz

2000              – ADSL ile internet erişiminin hızlanması

2001              – 11 Eylül Saldırıları

2002              – Ak Parti’nin iktidara Gelişi

2003-2011   – Irak işgali

2008              – Mavi Marmara Direnişi

2009              – Türkiye’de 3G mobil iletişim başladı

2010              – Arap baharının başlangıcı

2011              – Suriye Savaşı

2013              – Mısır’da askeri darbe

2016              – 15 Temmuz darbe girişimi

 

Bu kronoloji ne söylüyor:

–          Dünya da ve İslam coğrafyasında yaşananlardan olumlu ve olumsuz etkileniyoruz

–          Kötü biten savaşlar ideallerin çöküşü ve yenilgi psikolojisi olarak geri dönüyor

–          Dönemin ürettiği tecrübe tercüme eserlerle değerlendirilmeden hazmediliyor

–          Şiddet eksenli hareketlerin yaptıklarının faturası önümüze geliyor

–          Ekonomik rahatlık ve konfor dünyevileşme sorununu çıkartıyor

–          Devlet eliyle beslenen cemaatlerin başarısı özgüven sorunu oluşturuyor

–          Siyasi ve toplumsal müdaheleler gençlikle bağları koparıyor

–          İnsan zihni üzerinde iletişim araçlarının etkisi had safhaya çıkıyor

–          Gençlerin ve yeni toplumun sorunları anlaşılamıyor ve çözüm yolları üretilmiyor

–          Milliyetçiliğin artması ve geleneğin güç kazanması İslami anlayışları etkiliyor

–          Değişimin zorluğu birlikte yaşama ve demokratik çözüm arayışlarını besliyor

–          Bireysellik duygusu gelişiyor itaat kültürü azalıyor

–          Yerellik vurgusu ve dünya Müslümanlarının gündemlerine ilgisizlik artıyor

–          Düşmanlar değişiyor, hedef sorunları yaşanıyor

–          Bağımsız düşünme ve hareket etme, muhalif kültür yok oluyor

–          Cemaatlere ve önderlere güven azalıyor

–          Bütün imkanlara rağmen umut vadeden nitelikli işler üretilemiyor

–          Kitap okuma oranları ve niteliği gittikçe azalıyor

Geleceğimizi belirleyecek cevap bekleyen sorular

–          İktidarla ilişkiler

–          Yeni İslami Hareket veya ideal cemaat

–          İslam coğrafyası ile ilişkiler

–          İslami düşünce ve söylem

–          Toplumsal değişimin yönü

–          Gençlik

–          Bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamak

–          Kadın

–          Aile

–          Eğitim

–          Medya

–          Gayrımüslimlere yaklaşım

–          Önceliklerimiz

HASAN UYAR: EMPERYALİZM DİN ALGISINI DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞIYOR

Yapılan sunumların sonunda söz alan dinleyiciler, İslami hareketin zaafları ve çıkış yolları hakkında görüşlerini ifade ettiler. Son olarak İMH yüksek istişare kurulu üyesi Hasan Uyar da emperyalizmin planlı bir şekilde İslam ve din algısını değiştirmeye çalıştığını belirterek, “İslami hareketler emperyalizmin ağır saldırısı altında. Bugün yaşadığımız sorunları düşünmeye, çözüm üretmeye, bu sorulara cevap üretmeye fırsat bırakmıyorlar. Bizler din konusunda dersimizi iyi çalışmalıyız. Bizler yüzeysel okumalarla, çalışmalarla bugünün dünyasına hitap edemeyiz. Özellikle akademik, entelektüel ve ilmi sahada güçlü bir şekilde var olmalıyız. Sadece İslam dünyasını değil, dünyayı, tüm insanlığı etkileyecek akademisyenlerimiz, entelektüellerimiz, ilim adamlarımız olmalı. Çalışmalarımızı bu alanlarda yoğunlaştırmalıyız” dedi. Hasan Uyar, İslami hareketler üzerine okuma yapmak isteyen İMH mensuplarına da Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara’nın Çağdaş İslami Akımlar adlı eserini tavsiye etti.

 

 

 

Paylaş
Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Facebook
Facebook
Twitter