Çarşamba , 18 Eylül 2019
Anasayfa / GebzeHaberler (sayfa 5)

GebzeHaberler

Gebze İMH’de Kavram Dersleri Başladı

Gebze İMH’de Kavram Dersleri Başladı

Tevekkül atalet değil, 7/24 çalışmaktır

  1. Fesih Kaya hoca, Tevekkül kavramını anlattı

Fesih Kaya Hoca: Sadece Allah’a güvenmek demek olan “Tevekkül”, Müslümanlara ataleti değil, 7/24 çalışmayı öğretir.

Gebze İnsan ve Medeniyet Hareketi’nin her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği aylık Kavram Dersleri başladı. Kur’an’i kavramlarla birlikte modern dünyada toplumların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel hayatına etki eden kavramların tahlil edildiği Kavram derslerinin Ekim ayı başlığı “Tevekkül” kavramı oldu.

İnsan ve Medeniyet Hareketi yüksek istişare kurulu üyesi Muhammet Fesih KAYA hocanın sunumuyla gerçekleşen ‘’Tevekkül’’ konulu ders, İMH Gebze merkezinde yapıldı. Sunum öncesi İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze Eğitim Komisyonu Başkanı Kamil Ergenç, yeni dönem eğitim çalışmalarıyla ilgili kısa bir bilgilendirme yaptı. Çalışmalarının tamamında mü’min duyarlılığını canlı tutmayı hedeflediklerini söyleyen Kamil Ergenç, ihtilafı değil ittifakı öncelediklerini; spekülatif meselelerle zaman kaybetmek yerine asli olanın gündemleştirilmesine özen göstermeleri gerektiğine dikkat çekti.

TEVEKKÜL ATALETİ DEĞİL 7/24 ÇALIŞMAYI GEREKTİRİR

Daha sonra söz alan M. Fesih Kaya hoca, pek çok İslami kavram gibi tevekkül kavramının da anlam bozulması yaşadığını belirterek konuşmasına başladı. Müslümanların bilinçsiz oluşunda İslami kavramların içini boşaltmalarının büyük payı olduğunu belirten Fesih Kaya, “Tevekkül, bir sonuca ulaşmak için gerekenleri yaptıktan sonra gerisini Allah’a bırakmaktır, Allah’tan başkasına bırakmamak ve O’ndan başkasından beklememektir. Fatiha suresinde buyurulduğu üzere “Yalnız sana kulluk eder yalnız senden yardım dileriz.” Bizim meselemiz Allah’ı gerçekten tanımak ve O’na ram olmak, sevmektir. Hayatı Allah’ı görüyormuşçasına yaşamaktır. Tevekkül sadece Allah’a dayanma, Allah’tan başkasından korkmama ve beklememedir. Bu beraberinde bizlere hayatı Allah’ı görüyormuşçasına yaşama bilinci verecektir. Kur’ani anlamıyla tevekkül ataleti değil, 7/24 çalışmayı gerektirir” dedi.

İNANÇLARIMIZLA PRATİKLERİMİZ ÖRTÜŞMÜYOR

Sunumunda tevekkül kavramını ayet ve hadislerle açıkladıktan sonra hayattan örnekler veren Fesih Kaya, “Tevekkül inanç ve amel dünyamızın merkezine Allah’ı yerleştirmektir. Bu kadar kan, gözyaşı, acı, kalpsizlik Allah’ı tanımamaktan kaynaklanıyor. Allah’ın rahmetini unutmak, günahı meşrulaştırmak bir sapkınlıktır. Bizim inanma ve bilme sorunundan çok inandığımızı uygulama problemimiz var. Tevekkül ve benzeri kavramları yıllardır okuyoruz, biliyoruz fakat farklı pratikler yaşıyoruz” dedi. Özellikle müminlerin ortak akıl ortaya koyup tevekkül etmelerinin üzerinde duran Fesih Kaya, istişare ve tevekkülle ilgili Ali İmran Suresi 159. Ayetini izah ederek konuşmasını tamamladı.

 

1 2 3

İDE/OLOJİ/SİZ DİNDARLIK

Evvela şunu söyleyelim ki; muhteviyatında ütopya olgusunu da barındıran ideoloji, mensubunu/muhatabını harekete geçirici hususiyeti nedeniyle, her ne kadar  muti kullar arzulayan ‘’otorite/ler’’ tarafından tehlikeli ve tehditkar bulunsa da, zihn-i müşevveş halinin tebellür etmesini temin etmesi sebebiyle kendisine saygı gösterilmeyi hak ediyor. Bir ideolojiye bağlanmak bir fikre bağlanmakla, bir fikre bağlanmak ise bir davaya bağlanmakla eşdeğerdir.  Ancak buna rağmen günümüzün sevimsiz kavramlarından biridir ideoloji. Bu sevimsizliğini büyük oranda 20.yüzyılın ilk yarısında meydana gelen savaşlara borçludur. Sosyalizm, nasyonalizm, faşizm, Maoizm, kapitalizm gibi ideolojilere yaslanılarak yapılan savaşlar, talanlar, katliamlar ve yağmalar, insanlık ailesini ideolojilerin kötü olduğuna ikna etmiştir. Özellikle 2.dünya savaşının sebep olduğu yıkımın büyüklüğü düşünüldüğünde, ideolojilere karşı biriken öfke makul bile karşılanabilir.

Karl Marks’ın meşhur ‘’filozoflar dünyayı yorumladılar, artık onu(Dünya’yı) değiştirme zamanı’’ sözü ideolojilerin değişimi havi oldukları gerçeğini beyan etmekle birlikte, ‘’yorumlamayı’’ değişimden bağımsız olarak ele alması yönüyle de dikkate değerdir. Pekiyi, bu büyük ideologun ‘’yorumu’’ küçümsemesinden ne anlamalıyız? İdeoloji/ler/in, yorumu değil değişimi önceleyen olgular oluşlarını mı, yoksa yorumu merkeze alanların bir ideolojiye tutunmalarının mümkün olamayacağını mı?(Burada bir parantez açarak yorumun , değişimden bağımsız olmadığını ifade etmek isterim. Hatta değiştirebilmek için evvela ‘’yorum’’lamak gerekir diye düşünüyorum. Yorumlamadan yapılan değişimler, çoğu zaman faciayla sonuçlanır. Çünkü yorumlamak için anlamak gerekir. Anlaşıl/a/mayan şey yorumlanamaz. Anlamak içinse algılamak şarttır. Çünkü algıladığımızı anlar, anladığımızı yorumlar yorumladığımızı uygularız. Yani bir hükme varmak için algı-anlam-yorum üçlemesine ihtiyaç vardır. Elbette ki bu süreçte önceki bilgilerimizin rolü hayatidir. Yani tecrübelerimizin ve birikimlerimizin…Yorumlamak, hem önceden edinilen bilgilerin yardımıyla hem de sonradan edinilenlerle mümkün olur. Bu nedenle oldukça yorucu bir süreçtir.)

Cumhuriyet Dönemi Türkiye ‘sinde en yoğun ideolojik tartışmalar ve kavgalar, hiç bitmemiş olmakla beraber, herhalde, 12 Eylül’e doğru(1970-1980 arası) yaşanmıştır. Sağ-sol-İslamcı örgütlenmeler arasında meydana gelen kavgalar, çatışmalar ve hatta ölümler, Türkiye insanına ideolojik tavrın ve tarzın kötü olduğunu anlatmaya yetmiştir. Öyle ki, 12 eylül ihtilalinin kudretli generali, ideoloji eksenli kavgalara bir son vermek için dönemin gençlerine ‘’savaşmayın sevişin’’ diyerek, hem Dünyadan kam almanın ideolojik mücadelelerden daha efdal olduğuna işaret etmiş, hem de ideolojilerin tesir sahasına girmekle savaşmaya razı olmak arasındaki sıkı ilişkiye dikkat çekmiştir.(Acaba öyle midir? Yani ideoloji ile savaş birbirinin mütemmim cüzü müdür? Düşünmeye değer…)

Bu söz(savaşmayın sevişin sözü) alelade söylenmiş bir söz değildir. Çünkü o gün bu gündür Türkiye insanı, istisnalara selam olsun, bir fikre yaslanmayı ve o fikir uğruna çaba göstermeyi, yani fikir çilesi çekmeyi yeğlemek yerine, Dünyanın lezzetlerinden payına düşeni kapmayı ve hatta, bir takım ayak oyunlarıyla, en büyük payı almayı hayatının yegane emeli olarak kodlamıştır. Bu kodlamayı yapabilmeleri için elbette ki kendilerine ideolojisiz/renksiz ve Dünyaya perestiş eden bir siyasal iradenin vaziyet etmesi gerekiyordu. Çok geçmeden aranan kan bulundu. Özal’ın ultra-pragmatik, ultra-liberal ve ultra-kapitalist perspektifi(aslında buna ideolojisi demeliyiz) Dünyadan nemalanmanın işlevsel aracı olarak vitrindeki yerini aldı. Peki ya sonra…

Aradan çok fazla zaman geçmemişti ki, bu perspektifin entelektüel istinatgahını oluşturma çabaları baş gösterdi. Avrupa‘nın ikinci dünya savaşından sonra gündemine aldığı post-modernite, yani  ideolojilerin bittiği temel argümanına yaslanan ‘’ideoloji’’, Türkiye entelijansiyasının da gündemini meşgul etmeye başladı. Bu meşguliyet, Türkiye’nin 20.yüzyılına rengini veren ideoloji/ler/den arındırılması amacını taşıyordu. Sosyalizm, Kemalizm, Milliyetçilik ve İslamcılık ideolojileri post-modern meydan okuyuş karşısında fazla tutunamadılar. Sosyalizm ve Kemalizm Ulusalcılık tarafından, İslamcılık ve Milliyetçilik ise Muhafazakar Demokrasi tarafından massedildi.

Post-modern paradigma bir yandan Kemalizmin kalın surlarında onarılamaz gedikler açarken diğer yandan, oldukça sinsi bir şekilde, kendisi dışında tüm ideolojilerin mezarını kazdı. Kemalizmin burçlarını darmadağın ettiği için başlangıçta İslamcılar tarafından da sahiplenilen post-modern düşünüş, hakikatin bilinemeyeceği ve bundan dolayı hiçbir ideolojinin kendisini merkeze alamayacağı temel prensibini beyan ettiğinde, ki aslında bunu başından beri yapıyordu. Ancak Kemalist ceberutluktan bizar olmuş İslamcılar post-moderniteyle yüzleşmek yerine Kemalizmin mağlubiyeti için işbirliği yapmayı yeğlediler. -İslamcılar için iş işten geçmişti. Evet, belki Kemalizm mezara gömüldü. Fakat şimdi kendisi de bir ideoloji olan İslamcılık, işbirliği yaptığı post-moderniteyle nasıl hesaplaşacaktı? Çünkü işbirliği yaptığı süre boyunca post-modernitenin argümanlarından istifade etmişti. Emansipasyon, bireysel haklar, düşünceye özgürlük, sadece hizmet üreten devlet, her alanda farklılıklara saygı, ademi merkeziyetçilik vb. söylemler İslamcılığın da sahiplendiği post-modern söylemlerdi. Gelinen noktada, muhafazakar demokratlık tarafından massedilen İslamcılık bu söylemlerin neden reddedilmesi gerektiğinin ispatını yapmaya çalışmaktadır. Ancak bu sefer de argümanlarını muhafazakar-milliyetçi paradigmadan devşirmektedir ki bu da ayrı bir çelişkidir.

İlginçtir ki ideolojilerin bittiği temel tezine dayanan  post-modernliğin kendisi de bir ideolojidir. Ancak bu ideoloji, diğerleri gibi ilk bakışta ‘’monist’’ bir karaktere sahip olduğunu hissettirmez. Bilakis çok kültürlülük ve esneklik şemsiyesi altında oldukça demokratik bir muhteva ile sunar kendisini. Hem yanıltıcı hem de hakikatsizdir. Yanıltıcıdır. Çünkü çok kültürlülük ve esneklik maskesinin altında neo-liberal ve pornografik bir dayatma vardır. Hakikatsizdir. Çünkü tüm hakikat iddialarının içinin boş olduğunu, hakikatin kişiye göre değişeceğini ve hiç kimsenin kendisini merkeze alamayacağını iddia eder. Bu durum, ciddi bir aldatma ile karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. Çünkü bir yandan ideolojik muhtevadan bağımsız bir tavrın ve tarzın mümessili olmamız salık verilirken, diğer yandan 21.yüzyılın ultra-liberal, ultra-kapitalist ve ultra-hedonist ‘’ideolojik’’ doğasını görmezden gelmemiz isteniyor. Yani ideolojik tahakküm altında ve fakat ideolojisiz yaşamamız bekleniyor bizden. Söylemin bulanıklaşması/muğlaklaşması/amorflaşması olarak tanımlayabileceğimiz bu durumun, Türkiye özelinde kendisini İslam’a nispet edenler arasında da yaygınlaşması anlaşılabilir değil… Müslüman kimliğin, bu bulanıklılık karşısında zihnen ve kalben billurlaşmayı yeğlemesi gerekirken tam tersine bulanıklığı ‘’özgürlük’’ zannetmesi, orta vadede ciddi kimlik krizleri yaşayacağımızın göstergesidir. Bundan dolayıdır ki, İslamcılık ideolojisine çok iş düşüyor. Bu işin en başında da ‘’özgünlük’’ geliyor.

Şüphesiz İslamcılık bir ideoloji olarak doğdu. 19.yüzyıl koşullarında İslami referanslar temelinde yeni bir hayatın inşası amacına matuf olarak bir söylem geliştirdi. Çağdaşı tüm ideolojiler gibi içine doğduğu çağı, yaslandığı değerler sistemi çerçevesinde yorumladı ve çözüm önerileri geliştirdi. İçine doğduğu zamanın gündemini meşgul eden bilim, ilerleme, gelişim, teknik-ahlak ilişkisi, demokrasi, kadın, özgürlükler gibi meseleleri tartıştı. Oldukça dinamik bir düşünsel geçmişe ve birikime sahip olduğu için kendisini her daim güncel tutmasını bildi. Diğer ideolojilerden farklı olarak muhkem bir dayanağının(vahiy ve sahih sünnet) olması sebebiyle de söyleminin keskinliği, ciddiyeti ve etkileyiciliği kayda değerdi. Kendisini Müslümanların temsilcisi olarak gören bir imparatorluğun çöküş sürecinde ortaya çıktığı için emelleri arasında, belki de ilk sırada, İmparatorluğun çöküşünü geciktirmek veya yapabiliyorsa engellemek vardı. Öyle ki bir dönem, Abdülhamit dönemi, devlet tarafından sahiplenildi ve resmi ideoloji olarak kabul gördü. İstiklal Harbi’nin verilmesi sürecinde de oldukça etkili oldu. Hatta denebilir ki, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş sürecine giden yolda en etkili ideolojik perspektif İslamcılıktı. İslamcılık 1979’da, Boudrillard’ın deyimiyle, modern tarihin en görkemli devrimini, İran’da yaptı. Bu devrim Fransız İhtilali’nden de Bolşevik Devrimi’nden de farklıydı. Çünkü alternatif bir paradigmayla yola çıkmıştı. Aydınlanma mutlakiyetçiliğinin alternatifsizliğine iman etmiş olan modern dünyaya, İslam’ın ontolojik ve epistemolojik meydan okuyuşunu gösterdi. Bundan dolayıdır ki hemen boğulmak istendi. Hem de aynı dinin mensupları aracılığıyla…

Esasında İslamcılık yeni bir şey de değildir. Son elçi(s.a.v)’nin ahirete irtihalinden sonra İslam’ın ilke, prensip ve umdelerinden teberri etmenin veya bu ilke, prensip ve umdeleri senkretik/sentezci bir yaklaşımın nesnesi haline getirmenin(inhiraf) cari olduğu her dönemde, İslamcılık, bir öze dönüş hareketi olarak ortaya çıkmış ve oldukça ağır bedeller ödemesine rağmen mücadelesini sürdürmüştür. Bu bağlamda Hz.Ali’nin, şuursuz dindarlığın temsilcileri olan Haricilere karşı verdiği mücadele, Ebu Hanife’nin Emevi faşizmine karşı direnişi, Ahmed  b.Hanbel’in Abbasi iktidarının Kur’an’ı mahluk ilan etme çabasına karşı gösterdiği direnç, İslamcılığın tarihsel izdüşümleri olarak değerlendirilebilir. Yani İslamcılık tecdit ve ihya çabalarının genel adıdır aslında. Müslüman kavramının uğradığı içerik kaybını ve anlam daralmasını da göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki , Müslümanlık, İslam’ın ilke ve prensiplerini kabul etmek(teslim olmak) ve buna uygun bir hayat yaşamak iken(bugün Müslümanlığın bu söylediğimiz anlamda anlaşıldığı dahi şüphelidir), İslamcılık buna ilaveten tevhit akidesinin bütün bir hayatı(iktisadi, içtimai, hukuki, siyasi) tanzim edici olduğuna ve bu akidenin dışında hakikat iddiasında bulunan tüm dinlerin ve ideolojilerin Batıl olduğuna inanmak ve bu uğurda çaba göstermeyi şiar edinmektir.

Ancak geleneksel dindarlık anlayışının İslam’ın ideolojik bir içeriğe büründürüldüğü İslamcılık cereyanına şüpheyle yaklaştığını ifade etmek gerek. Bu anlayışa göre İslamcılık  ideolojisi, modern döneme ait bir olgudur. İslam, ideolojik bir muhtevaya büründürülemeyecek kadar yücedir. İslam’a ideolojik bir misyon yüklemek onun ‘’ed-din’’ oluşuna halel getirecektir. Çünkü din ilahi, ideoloji ise beşeridir. Hatta ideoloji, iradenin mutlaklaşmasına hizmet ettiği için reddedilmelidir. Teorik mülahazalarla vakit geçirmek yerine dinin icaplarını yerine getirmek elzemdir. Bundan dolayı mesela bir İslam İdeolojisinden bahsedilemez. İslam’ı ideolojik bir kisveye büründürmek onu araçsallaştırmak olur ki, bu da dinin amacına aykırıdır.

Şimdi bu itirazlara cevap vermeyi deneyelim: Öncelikle İslam’ın bir ideoloji olmadığı doğrudur. Zaten İslam ideolojisi dediğimizde, İslam dininin bizatihi kendisinden değil, bu dinin ilke/prensip/umde ve şiarlarından hareketle ortaya konulmuş sistemli bir bütünden bahsediyoruz demektir. Dolayısıyla dinin içeriğinin tahrif edilmesi değil bilakis dinin vazettiği akidenin(tevhit akidesinin)insana, evrene, tarihe, zamana yani kısaca hayata ilişkin perspektifinin ne olduğunun sistemli ve bütünlüklü olarak ortaya konulması kastedilmektedir. Bu noktada ideolojiyi tanımlamak için Süleyman Hayri Bolay’ın Felsefe Doktrinleri ve Terimleri sözlüğünden aşağıdaki bölümü almayı gerekli görüyoruz:’’İlm-i efkar olarak ta bilinen ideoloji tasavvurlar, fikirler sistemi anlamlarına gelir. Tasavvurların teşekkül tarzını, kaynağını ve konularını arayan bilim manasında kullanıldığı gibi boş ve soyut birtakım fikirlerin tartışması anlamında da kullanılır. Ayrıca siyasi, ahlaki, felsefi ve dini sahalarda bilimlerinkine benzer kat’i bilgi getirmek iddiasında olan teorilere de ideoloji denir.’’ Demek ki ideoloji bir fikir sistemi ve/veya tasavvur biçimi olarak değerlendirilebilir. İslam ideolojisi dediğimizde ise İslam’ın temel kaynaklarından hareketle insan, evren, tarih, zaman, mekan gibi olgular hakkında bütüncül bir perspektifi havi bir gerçeklikten bahsediyoruz demektir. Dolayısıyla İslam noktayı nazarından bu çağa söz söylemeye başladığımızda, kabul edelim ya da etmeyelim ideolojinin tesir sahasına girmişiz demektir. Çünkü vahyin, sahih sünnetin ve geleneksel bilgi birikiminin bu çağın idrakine sunulmasında ‘’yorumun’’ rolü hayatidir ve her yorum bir ideolojik havzadan beslenir.

Demek ki ideoloji salt kuru bir teorik çerçeveden ibaret değildir. Bir fikrin/düşüncenin insan hayatını ilgilendiren alanlarla ilgili söylemini sarih bir şekilde ortaya koyması da ideolojinin sınırları içerisinde değerlendirilebilir. Dolayısıyla İslam’ın ideolojik perspektifi olarak İslamcılık, İslami referanslar temelinde hayatın her alanına ilişkin sistemli bir düşünüş ve eyleyiş tarzının adıdır. Geleneksel dindarlık anlayışının ideolojik İslam’a sıcak bakmayışının arka planında, ilahi olanın beşeri formda ifade edilmesinin sakıncalı olduğuna ilişkin kanaat yatmaktadır. Oysa ki bu kaçınılmazdır. Yani Dinin hayata ilişkin(iktisadi, ictimai, hukuki, siyasi vb.) söyleminin beşeri bir formda sarih bir şekilde ifade edilmesi elzemdir. Aksi taktirde sadece ritüellere hapsedilmiş bir din algısı ortaya çıkar ki, bu da modern sosyolojinin, toplumlar rasyonelleştikçe dine olan ihtiyaçları azalır, argümanını destekler.

Kanaatimce dindarlık, ideolojik bir formasyondan mahrumsa yavandır, içeriksizdir, folkloriktir. İnandığı ve yaşadığı ya da yaşamaya çalıştığı dinin insana, evrene, tarihe, zamana, mekana kısaca hayata dair söyleminden haberdar olmak ve bu söylemi yorumlayabilecek evsafta olmak Müslüman şahsiyetin üzerine vaciptir. Renksizliğin/ideolojisizliğin terviç edildiği zamanımızda, üzülerek müşahede ediyoruz ki, Müslüman fert bireysel dindarlığa mahkum olmuştur. Oysa ki bireysel dindarlık İslam’ın cihanşumül söyleminin sığlaştırılmasından başka bir şey değildir. Son yıllarda, Türkiye’de İslamcılığın bittiğine/öldüğüne ilişkin yapılan yorumları, dindarlığın bireysel alana hapsedilmesi, yani kamuya dair söyleminden vazgeçmesi, bağlamında değerlendirmekte fayda var. Vahyin ve sahih sünnetin velut ummanından beslenen/beslenmesi gereken İslamcı söylemin ve eylemin yerini, dinin/İslam’ın folklorikleşmesine yardım eden kof ve bayağı bir muhafazakarlığın alması, oldukça derin krizler yaşadığımızın göstergesidir.

Bir ütopyadan yoksun olmamız, aynı zamanda İdeal olana temayülümüzün zayıflamasına sebep oluyor. Bu yüzden olsa gerek sürekli olarak ehveni şerreyn(iki şerden daha ehven olanı) tercihinde bulunmak zorunda kalıyoruz. Her seferinde ‘’şer’’ler arasında tercih yapmak zorunda kalışımız,’’hayr’’ı tanımamızı zorlaştırıyor. Bu müşevveş zihin halinden kurtuluş, ancak esaslı bir ideolojik formasyonla mümkündür. İdeoloji, yüksek düzeyli bir farkındalık bilinci inşası ve daima ideal olana doğru hareket prensibiyle her daim müteyakkız olmanın yol haritasını çizmemize yardım eder. İslamcılık İdeolojisinin tarihi bu söylediğimize şahittir. Vesselam…

Kamil ERGENÇ

Aylık Kavram Dersleri Tevekkül Konusu ile başlıyor

Gebze İnsan ve Medeniyet Hareketi Eğitim Komisyonunun her yıl düzenlediği aylık kavram dersleri “Tevekkül” konusu ile başlıyor. 03 Ekim 2017 Saat 20.00’da Hareket Merkezimizde düzenleyecek olan programı İnsan ve Medeniyet Hareketi Teşkilatlanma Başkanı Fesih Kaya sunacaktır.

Aylık Kavram dersimizle beraber hareketimizin düzenleyeceği 2017 – 2018 dönemine de başlamış oluyoruz. Bizleri takip etmeye devam ediniz.

Tevekkül - EkimWEB

 

 

Gebze İMH’de görev değişimi

Yeni başkan Musa Öztürk görevi Ali Erol’dan devraldı

Gebze İnsan ve Medeniyet Hareketi genel kurulu geniş bir katılımla Çayırova Belediyesi sosyal tesislerinde yapıldı. 2017-2018 yılı çalışma planlarının görüşüldüğü toplantıda eski başkan Ali Erol, yaklaşık beş yıldır sürdürdüğü görevi Musa Öztürk’e devretti.

Genel kurul üyelerinin geniş katılım gösterdiği toplantıya İnsan ve Medeniyet Hareketi Anadolu Koordinatörü Ertuğrul Taşlı, Gebze İMH başkanlığına seçilen Musa Öztürk ve eski başkanı Ali Erol ile birlikte genel kurul üyeleri katıldı.

TAŞLI: HEDEFİMİZ NİTELİKLİ İNSAN

Toplantının açılışında kısa bir konuşma gerçekleştiren İnsan ve Medeniyet Hareketi Anadolu Koordinatörü Ertuğrul Taşlı, camia olarak nitelikli insan ve nitelikli kadrolar yetiştirmeyi hedeflediklerini belirtti. Taşlı, “İnsan ve Medeniyet Hareketi bir iddiası, bir tezi olan bir harekettir. Bizler bir vücudun azaları gibi Türkiye’nin her yerinde adını sanını bilmediğimiz insanların bilinçlenmesine, kurtuluşuna vesile olmayı, insanların Kur’an’la Rabbi arasında sağlıklı bir ilişki kurmasını sağlamayı amaç edindik. İnsan ve Medeniyet Hareketi sürekli gelişen ve insanımızı geliştiren bir misyona sahiptir” dedi.

MUSA ÖZTÜRK: ÜMMETİN VE İNSANLIĞIN SORUNLARINI DERT EDİNDİK

Gebze İnsan ve Medeniyet Hareketi Başkanı Musa Öztürk de, görev devir teslim töreninde yaptığı konuşmada, İnsan ve Medeniyet Hareketi’nin Türkiye’nin pek çok ilinde teşkilatlanmasını tamamlamış, ümmetin ve insanlığın sorunlarını kendine dert edinen, İslami duyarlılığa sahip nitelikli insanlardan oluşan bir hareket olduğunu söyledi.  Musa Öztürk, “Rabbim bizlere devraldığımız bu emaneti hayırla sürdürmeyi nasip etsin. Bizler ümmetin sorunlarının farkındayız. Sorunlarımız çok fazla. Dünyayı biz kurtarmayacağız ama yaptığımız işleri de asla küçümsemiyoruz. Bizler Gebze’de, ümmetin sorunlarını üstlenecek insanlar ve liderler yetiştirmek istiyoruz. Bu çatı altında güzel insanlarla yolculuk yapmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Nitelikli bir topluluğuz. Dolayısıyla niteliğimize uygun, nitelikli işler, nitelikli projeler, nitelikli düşünsel üretim gerçekleştirmek istiyoruz” dedi.

ALİ EROL: KİŞİLER DEĞİL PRENSİPLER ÜZERİNE KURULDUK

Genel kurul toplantısında görevi devreden eski Başkan Ali Erol, Musa Öztürk’e yeni görevinde başarılar diledi. Ali Erol, kişilerin ve görevlerin geçici olduğunu vurgulayarak, “Beş yıldır yürüttüğüm başkanlık görevini Musa Öztürk kardeşime devrediyorum. Bir hareket prensipler üzerine kaimdir. Kişiler geçicidir. Zamanı geldi görevi devrediyoruz. Hareketin bir ferdi olmaktan gurur duyuyorum. Bizde yorgunluk olmaz. 70’inde, 80’inde bile bizde yorgunluk olmaz. Bizde üstünlük takvadadır. Rabbimiz hepimizi takvada ve hayırda yarışanlardan eylesin. Başkanlığım süresince yönetim kurullarında görev alan tüm arkadaşlarıma ve genel kurul üyelerine teşekkür ediyorum. Görevi devralan yeni başkan ve yönetim kurulu üyelerimize de başarılar diliyorum” dedi.

Genel kurulu toplantısı devir teslim töreni ve Gebze İMH Başkanı Musa Öztürk’ün genel kurul üyelerine hareketin yeni dönem çalışma felsefesi ve faaliyet planlarıyla ilgili yaptığı sunumun ardından sona erdi.

bayrak 20170924_104305 20170924_111441 20170924_104412

Yaz Okulumuz Tüm Hızıyla Devam Ediyor

Geleneksel olarak düzenlediğimiz Yaz Okulu Progamımızdan renkli kareler:

 

1ecc8767-64aa-412c-9013-875e8a0460f6 3dd16193-1a4f-4935-b2c3-9d2612e60951 4a6f20d6-e215-4fc9-8d17-4ec2da4694db 4a9c6d6b-1198-46d7-bda7-08fef6114dfc 6d598ef8-bc2c-4a75-9ed1-cc8d5ad4115f 30cfd0d5-36f1-421d-8d55-684ba62180a3 036c06c2-ffb5-4b92-9e20-a5175c7a9a63 68dba4bf-9a91-4c61-8c32-ae4baa1bed6a 382da67e-7db2-4ef2-83c9-1b8d652b2749 831fe0fb-9959-42b3-a576-094b120d1f92 21171b8a-497b-47d7-8896-4d52ebfe2f9d a0fde365-7fea-43c9-828a-3f35c5f3de84 a6de92ba-fbce-47af-b324-2dcf2ca6fc3c b22f5b78-7522-4360-9050-91340f67f87f c06b96e8-79eb-43af-b7a5-b9a7e09ece34 c675f2e2-4123-4df3-b32f-379500f74fc0 c9223ad0-1066-4222-a900-2799f810ea51 dca3c217-1d54-4bc9-8dba-5ba29883110a f408c6ed-9c04-41d5-be87-8d2307f491db f897822c-c097-4870-96e7-0bac10d93a25

İMH Gebze’den 15 Temmuz Mesajı

 

15Temmuz

Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde kanlı bir geceye ve şanlı bir direnişe şahitlik etmiştir.

Türkiye ve dünya, 15 Temmuz gecesi hem eşsiz bir ihanete, hem de destansı bir direnişe aynı anda tanık olmuştur.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, 15 Temmuz gecesinin üzerinden geçen bir yıllık olaylar zinciri göstermiştir ki; ülkeye ihanet eden bu kalkışma, FETÖ hareketini Truva atı olarak kullanan uluslararası şer odaklarının Türkiye’yi bölünmüş, parçalanmış ve zayıflatılmış bir uydu haline getirmeyi amaçlayan başarısız bir darbe girişimidir.

AMAÇ BATI PROJELERİNİ UYGULAYAN EHLİLEŞTİRİLMİŞ BİR TÜRKİYE

İşbirlikçiler farkında olsun veya olmasın amaçlanan budur. Batılı güçler bölgemizde ehlileştirilmiş, Batı’nın siyasi-askeri projeleri için araçsallaştırılmış bir Türkiye istemektedir.

Bertaraf edilen 15 Temmuz darbe girişimini, Türkiye’nin görece bağımsızlaşma ve iç ve dış politikada kendi çıkarlarını önceleyen bir siyaset izlemeye yönelmesiyle birlikte ülkemize yönelik bir dizi istikrarsızlaştırma ve mevcut seçilmiş iktidarı tasfiye operasyonlarının son halkası olarak görmek mümkündür.

Bu tarihe kadar manipülatif yargı-emniyet operasyonlarıyla iktidarı deviremeyen dış güdümlü işbirlikçi yapı, son bir hamle yaparak askeri darbe yöntemiyle seçilmiş hükümeti devirmeye çalışmıştır.

Devletin pek çok kurumunda olduğu gibi uzun yıllardır orduda kilit görevlere kadar yükselen darbeci çeteler; tanklarla, uçaklarla, helikopterlerle ve ağır silahlarla, ABD, NATO ve diğer Batılı güçlerin desteğini alarak, devletin bütün kurumlarını ve sokağı ele geçirmeye çalışmış, yönetime el koyarak Türkiye’yi bağlı oldukları efendilerinin yörüngesine oturtmaya çalışmışlardır.

MİLLİ İRADE İLK KEZ BU KADAR GÜÇLÜ BİR REFLEKS SERGİLEDİ

Ancak büyük bir sağduyu, cesaret, kahramanlık ve direniş örneği sergileyen milletimiz, cuntacı halk düşmanlarına karşı yediden yetmişe çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden gösterdiği kahramanlıkla emperyalistlerin ve uşaklarının planlarını boşa çıkarmıştır.

Milli irade, tarihinde belki de ilk kez varlığına ve onuruna yönelik gözü dönmüş bir kanlı darbe teşebbüsüne karşı bu kadar güçlü bir refleks ve mukavemet göstermiştir.

15 Temmuz göstermiştir ki, halkımızın sahip olduğu siyasi bilinç düzeyi darbe teşebbüslerinin önündeki en büyük engeldir.

HALK KORKUYA, ÖLÜME VE ZİLLETE MEYDAN OKUDU

Milletimiz tüm kesimlerin katılımıyla birlikte darbeyi önlemek için tank paletlerinin altına bile girmekten çekinmemiş, mermilere göğsünü siper edinmiş, cuntacıların uçaklar, helikopterler, zırhlı araçlar ve ağır silahlarla saldırılarına aldırış etmeden meydanlara yürümüş; ölüme, korkuya ve zillete meydan okumuştur.

Türkiye’nin her ilinde, her ilçesinde cuntacılara karşı gösterdiği direnişle halkımız bir destan yazmıştır.

Darbede dış odakların kirli ellerini görme basireti gösteren halkımız, kendi yöneticilerini kendisinin belirleme hakkının elinden alınmasına ve bu hakkın fütursuzca ve kibirlice gasp edilmesine engel olmuştur.

15 Temmuz darbe girişimini bastırmada toplumun tüm kesimlerinin katılımı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere seçilmiş hükümetin cesur ve dik duruşu, muhalefet partilerinin darbenin karşısında yer alması, askeri ve sivil bürokrasinin sivil yönetimin yanında saf tutmasının yanı sıra, darbenin ilk saatlerinden itibaren meydanlara inen İslami camia ve hareketlerin öncü rolü, göz ardı edilmesi mümkün olmayan gerçeklerdir.

İslami cemaatler/hareketler gerek söylem gerekse eylem düzeyinde 15 temmuz direnişinin motor güçlerinden biri olmuşlardır.Sokağın sevk ve idaresinde cemaat disiplini almış kişilerin oynadığı rol hayatidir.Dernek,Vakıf ve STK çatısı altında oluşturulan platformlar, ihanet çetelerine karşı insanımızın teyakkuz halinin canlı tutulmasında oldukça etkili olmuştur.Peyderpey icra edilen basın açıklamaları ve tertip edilen yürüyüşlerle şer odaklarına karşı gözdağı verilmiştir.İslami cemaat ve hareketlerin örgütlülüğünün ne kadar mühim olduğu, bu darbe kalkışması münasebetiyle bir kez daha anlaşılmıştır.

15 TEMMUZ ÖNCESİ VE SONRASI KOMPLOLAR ZİNCİRİ

Gayet açık bir gerçektir ki, 15 Temmuz 2016 başarısız darbe teşebbüsü öncesi, özellikle 2010’lu yılların başından itibaren gerçekleştirilen MİT Başkanını tutuklama girişimi, Selam-Tevhid kumpası, 17-25 Aralık operasyonları; devamında yaşanan siyasi, ekonomik, sosyal istikrarsızlık ve çalkantılar yaratma teşebbüsleri hep aynı merkezden organize edilen ve birbirinin devamı olan gelişmelerdir.

Yine 15 Temmuz sonrası ABD, İsrail, Siyonizm, AB ve Batı dünyasının darbecileri kollayan ve himaye eden politikaları, ülkemizin değişik kentlerinde gerçekleştirilen intihar bombacısı saldırıları, Rıza Zarrab’dan sonra Halk Bank genel müdür yardımcısının ABD ziyaretinde tutuklanması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarına ABD mahkemesi tarafından tutuklama kararı çıkartılması, Kuzey Suriye’de ABD’nin Türkiye aleyhine faaliyetleri, Almanya ve AB üyelerinin referandum öncesi ve sonrası Cumhurbaşkanı ve hükümet üyelerine yönelik tutumları ve hatta en son suni bir şekilde çıkarılan Katar krizini Türkiye ile bağlantılı okumak ve Türkiye’deki seçilmiş yönetimi tasfiye etmek ve ülkeyi istikrarsızlaştırmak suretiyle yeniden ABD, siyonizm ve Batı’nın tam uydusu haline getirme çabalarının birer parçası olarak görmek gerekir.

DEMOKRASİ MASKELİ BATI SUÇÜSTÜ YAKALANDI

15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişimiyle, Batı nezdinde, Batı dışı demokrasilerin ancak sömürgecilere hizmet ettiği ölçüde kabul görebileceği, aksi takdirde darbelerin, diktatörlerin, kralların, tiranların, monarşilerin, şeyhlerin demokrasilere tercih edileceği ve hatta istenmeyen demokrasilerin silahla, kanla, katliamla bastırılabileceği bir kez daha açığa çıkmıştır.

Batı’nın demokrasi maskeli kibirli egemenleri sadece Türkiye halkına değil, tüm dünya halklarına ilk kez bu kadar aleni bir şekilde, suçüstü yakalanmıştır.

Darbe teşebbüsüne karşı olması gereken Batı, 15 Temmuz darbe girişimini kınamamış, bilakis başarısızlığına üzüldüğünü gizleyememiştir.

Özellikle Batı basını o kadar pervasız yayınlar yapmıştır ki, İngiliz BBC yorumcusu, “Erdoğan’ın öldürülememiş olmasının darbecilerin bir hatası” olduğunu söyleyebilecek kadar ileri gitmiştir.

Artık milletimiz iyice anlamıştır ki, Türkiye’nin dış tehditlere(!) karşı güvence olarak gördüğü NATO ve ABD, bugün ülke içindeki üsleri ve devlet içindeki hücreleriyle birlikte gerek iç darbe tehditleri, gerekse ayrılıkçı terör örgütlerine verdiği açık destekle tehdidin bizatihi kendisi haline gelmiştir.

ABD ve NATO komutanları, darbeci subayların tutuklanmasından duydukları rahatsızlığı açıkça ifade etmiş, gizleme gereği bile duymamışlardır.

DARBECİ GELENEK VE KÜLTÜR KAYNAĞINDA KURUTULMALI

Bizlere düşen Türkiye ve İslam coğrafyasında sergilenen şeytani planlara karşı her zaman uyanık ve tedbirli olmak, emperyalizmin dünya ve bölge politikalarını kuşatıcı bilgiyle çözümleyerek anlamak ve millet ve ümmet dayanışmasıyla bu planları boşa çıkaracak ilişkiler inşa etmektir.

Ülkemizde bu tür girişimlerin önünü kesmek için başta silahlı kuvvetler olmak üzere, tüm eğitim kurumlarında darbeci gelenek ve kültürün neşvü nema bulmasını engelleyici bir eğitim sistemi üzerinde çalışılması, hem seçilmiş yönetimin, hem de başta eğitim camiası ve ilgili şahıs ve kurumlar olmak üzere, ülkemiz aydınlarının, entelektüellerinin, felsefecilerinin, ilahiyatçılarının, üniversite ve araştırma kurumları ile tüm sivil toplum kuruluşlarının görevidir.

Darbeci gelenekle ve cuntacı, darbeci üreten kültür ve eğitim sistemiyle hesaplaşmalı; bağımsız, özgürlükçü, halkçı, anti-emperyalist, aklını ve vicdanını hiçbir kimseye kiralamayan, bilinçli şahsiyetler yetiştirecek eğitim politikaları üzerinde ciddiyetle durmalıyız.

Burada özellikle vurgulamak gerekir ki, ülkemizde daha önce yaşanan modern/post-modern tüm darbelerde olduğu gibi 15 Temmuz darbe girişimi de sömürgeleşmiş, başkalaşmış ve yabancılaşmış köle ruhlu beyinlerle gerçekleştirilmiştir.

BATI YENİ TEŞEBBÜSLERDE BULUNMAKTAN ÇEKİNMEYECEKTİR

Milletimiz ve ülkeyi yönetenler şunu bilmelidir ki, ABD-NATO-AB-Siyonizm ittifakı, bugün FETÖ, yarın başka bir adla, devletin başta ordu, emniyet, yargı ve istihbarat birimleri olmak üzere, hassas kurumlarına sızarak yeni gladyo yapılanmaları inşa etmekten vazgeçmeyecektir.

Milletimiz özellikle ABD, NATO ve AB’nin darbedeki başat rolüne gözlerini kapatmamalıdır. Emperyalist güçlerin içimizdeki NATO’cu/Amerikancı/AB’ci/Batıcılarla işbirliğinden vazgeçmesini beklemek, büyük bir gaflet ve yıkım olacaktır.

Zira, yeniden deneyecekler, yeni teşebbüslerde bulunacak, kendilerine yeni uşaklar, yeni hainler arayacaklardır.

15 Temmuz’dan bugüne sergiledikleri siyasi, askeri ve ekonomik kumpas planları bunun ispatıdır.

Bu noktada önemle vurgulanması gereken bir gerçek de şudur ki; darbecilere ve onlara destek verenlere karşı alınan önlemlerde ve aldatılmış kişilere yönelik mücadelede kesinlikle hukuk dışına çıkılmamalı, işlenen suçlar hukuk içinde kalınarak cezalandırılmalı, mağduriyetler yaratmaktan özenle kaçınılmalı, yaşanan mağduriyet şikayetleri ivedilikle sonuçlandırılmalı, yeni mağduriyetlere de yol açılmamalıdır. Bu konuda gösterilecek hassasiyet, Türkiye üzerinde oynanacak yeni oyunların bozulmasında da müspet rol oynayacaktır.

Bu düşünceler ışığında,zulme karşı direniş tarihinde şimdiden kutlu yerini alan ve her zaman onurla hatırlanacak olan destansı 15 temmuz direnişini selamlıyor, bu direnişin kahramanı olan halkımızı ve direnişin tüm bileşenlerini bir kez daha tebrik ediyoruz.Aziz şehitlerimize rahmet, gazilerimize ve yaralılarımıza şifalar diliyor, şer odaklarının maşalarıyla birlikte organize ettiği hain darbe girişimine eliyle, diliyle ve yüreğindeki imanıyla karşı durarak bertaraf eden milletimizin tüm onurlu evlatlarına şükranlarımızı sunuyoruz.

 

Srebrenica Katliamının 22. Yılı

Bosna Hersek’te 22. yıl önce Medeni Avrupanın Ortasında vahim bir katliam gerçekleşti. 11 Temmuz Srebrenica katliamı artık batının kirli yüzünü gizleyemediği bir katliamdır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

srebrenica

“Soykırım unutulunca tekrarlanır” Aliya İzetbegoviç

 

 

Bayramlar Bayram Ola

İslam Dünyasının birliğini göreceğimiz nice bayramlar diliyoruz.

bayram

15 Haziran’da Mola Vakti ve İftar Buluşması

Ramazan’ın şu bereketli günlerinde Genç Hareket Gebze 15 Haziran’da Gebze İnsan ve Medeniyet Hareketi Merkezinde gerçekleşecek iftarda artık Ayda bir olması beklenen “Mola Vakti” programı Said Kotan’ın sunumuyla  “Oruçla Özgülüğün N’alakası var?” başlığı altında “İftar Sonrası Genç Muhabbeti” yapılacaktır. Hem iftar hem mola… Genç kardeşlerimizi bekliyoruz…

Unutma “Mola Maça Dahildir…”

MolaVaktiOruç

İMH Gebze Geleneksel İftarını Gerçekleştirecek

Geleneksel olarak gerçekleştirdiğimiz İMH Gebze İftarı bu yıl 17 Haziran 2017 Cumartesi günü Çayırova Çağdaşkent Mesire Alanında gerçekleşecektir. Tüm kardeşlerimiz davetlidir.

iftarDavetiWeb