Pazartesi , 25 Mart 2019
Anasayfa / Etkinlikler

Etkinlikler

Gebze’de Dünya Müslümanları ile Dayanışma Gecesi

 

Gebze Sivil Dayanışma Platformu’nun düzenlediği programda dünya Müslümanlarının sorunları ve çözüm yolları gündeme getirildi.

Dr. Ahmet Emin Dağ: 1.5 milyar İslam aleminin yarısı okuma yazma bilmiyor. 750 milyon Müslüman Kur’an dahi okuyamıyor.

Dr. Fehmi Talat: İsrail Mısır’daki darbe için milyarlarca dolar harcadı. Mursi Başkan iken yemeğini tasla evinden getirdi.

Gebze Sivil Dayanışma Platformu tarafından düzenlenen Dünya Müslümanları ile Dayanışma Gecesi Osman Hamdi Bey Kültür Merkezi’nde yapıldı. Başta Filistin, Mısır, Türkistan, Yemen, Suriye ve Afganistan’da Müslümanlara yapılan baskı ve katliamlarla en son Yeni Zelanda’da Cuma namazı için toplanan Müslümanlara yönelik katliamın gündeme getirildiği programa konuşmacı olarak Mısır İhvanı resmi sözcüsü Dr. Talat Fehmi ile İNSAMER Başkanı Dr. Ahmet Emin Dağ katılırken, Grup Yürüyüş de gecenin anlam ve önemine uygun şehadet, birlik ve dayanışma temalı ezgi ve marşlar seslendirdi. Sunuculuğunu Engin Ataman’ın yaptığı, Adem Akbaş hocanın Kur’an’ı Kerim tilaveti ve H. İbrahim Yavuz hocanın okuduğu duayla açılan programa platform üyesi Gebzeli sivil toplum kuruluşu mensupları ile Gebzeliler büyük ilgi gösterdi, Yeni Zelanda’da Müslümanlara yönelik gerçekleştirilen katliam kınandı.

VARLIKLA İMTİHAN EDİLİYORUZ

Gebze Sivil Dayanışma Platformu adına programın açılış konuşmasını yapan Musa Öztürk, Dünya Müslümanları ile birlik ve dayanışma duygularını canlı tutmak için gerçekleştirdikleri gecenin geleneksel olarak her yıl tekrar edileceğini belirtti. Musa Öztürk dünya Müslümanlarının son 150 yılda karşılaştıkları üzücü sürecin Müslümanların dağınıklığından ve güç sahiplerinin de bunu fırsata çevirmesinden kaynaklandığını ifade etti. Yeni Zelanda katliamı ile kelimelerin ifade etmekte güçlük çektiği fütursuz bir saldırıyla karşı karşıya kaldıklarını belirten Musa Öztürk, “Mesele zalimlerin ne yaptığı değil, Müslümanların ayağa kalkıp kalkmama meselesidir. Davanın ciddi erleri olduğumuzda meselemiz çözülecektir. Bizler Türkiye’de varlıkla imtihan ediliyoruz. Konforlu bir hayat yaşayarak sorunlarımızı çözemeyiz. Paris saldırısında dünyayı ayağa kaldıran Avrupa Mısır’da dokuz genç idam edilirken, Türkistan’daki baskı ve zulümlere sessiz kalırken, Yeni Zelanda’daki saldırıyı terör olarak nitelendirmezken elbette iki yüzlülük yapacaktır. Bizler ümmeti ayağa kaldıracak işlere ciddiyetle eğilmedikçe zalimler azgınlığını sürdürecektir” dedi.

İSLAM DÜNYASINDAN ÇARPICI TESPİTLER

Programın ilk sunumunu gerçekleştiren İHH yönetim kurulu üyesi ve İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) Başkanı Dr. Ahmet Emin Dağ, dünya Müslümanları ve İslam dünyası ile ilgili çarpıcı tespitlerde bulundu. Dünya Müslümanlarının milyonlarca kilometrekarelik bir coğrafyada, yüzlerce etnik yapıdan, farklı ırk, renk ve dillere mensup insanlardan oluştuğunu kaydeden Dr. Dağ, “1.5 milyar Müslümanın 500 milyonu gayrimüslim ülkelerde azınlık olarak yaşıyor. Dünyanın yeraltı zenginliğinin yüzde 50’si İslam ülkelerinde ama dünyanın en fakir ülkeleri İslam ülkeleri. Bu zenginlikler Müslümanlara değil, Batı’ya akıyor. 57 İslam ülkesinin toplam gayri safi milli hasıla payı sadece Fransa kadar ediyor. 80 milyonluk nüfusuyla Türkiye GSMH açısından İslam dünyasının en zengini. Dolayısıyla ümmete karşı sorumluluğumuz artıyor. 1.5 milyar insanın yarısı okuma yazma bilmiyor. “Oku” ayetiyle başlayan bir dine mensubuz. 750 milyon Müslüman Kur’an dahi okuyamıyor. Bu oran kadınlarda yüzde 60 dolaylarında. Bu eğitim kapasitesiyle İslam dünyasının yaşadığı sorunları aşması mümkün değildir” dedi.

ZİHİNSEL VE SİYASAL BİRLİĞE İHTİYACIMIZ VAR

Müslümanların dayanışmasının önündeki en büyük engelin yine kendileri olduğunu belirten Dr. Ahmet Emin Dağ, “İslam dünyasında 40 ayrı çatışma noktası var. Bunların çoğunda sebep Batılı sömürgeciler değil. Müslümanlar birbiriyle çatışıyor. Ateşe benzin dökenler onlar ama aramızdaki savaşın sebebi biziz. Yeni Zelanda’daki katliam onlarca kez Pakistan’da, Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de yaşandı. Hasta ruhlu insanlar mezhep taassubuyla birbirlerini katlediyor. Irak ve Suriye’deki durum diğer İslam ülkelerine mezhep gerilimi ihraç ediyor. Bizlerin öncelikle zihinsel birliğe, sonra da siyasal birliğe ihtiyacımız var. Onlar Müslümanlara karşı birlik ve beraberlik sağlamada başarılılar. Avrupa ve Amerika’da her gün Müslümanlara, mabetlerine saldırı haberleri geliyor, fakat katliama dönüşmediği için haber değeri bile taşımıyor.” dedi.

Dr. Ahmet Emin Dağ konuşmasına şöyle devam etti:

SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI

İslam dünyasının yaşadığı sorunları genel ve yerel sorunlar olmak üzere iki ana başlıkta toplamak gerekir. Genel sorunlarımız; birlik ve dayanışma duygularından yoksunluk, dini anlayıştaki problemler ve dini yaşamadaki gevşeklik, fakirlik ve sosyal adaletsizlik, cehalet ve ilimden uzaklaşmadır. Yerel sorunlarımız ise; Suriye, Filistin sorunu, Irak, Afganistan, Mısır, Yemen, Arakan, Doğu Türkistan, Keşmir’dir. Bu sorunları çözmek için yapılması gerekenler siyasal olarak; Müslüman ülkeler arası birlik ve beraberliğin sağlanması, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın rolünü artırmak, ortak siyasi ve ekonomik birlik kurmak, ortak para birimi, bilim ve eğitim konularında işbirliğidir. Toplumsal olarak, ümmet bilincini geliştirmek, sivil ittifakları artırmak, yardımlaşma kurumları tesis etmektir. Bireysel olarak ise, dinimizi iyi öğrenmek, taassuptan uzak durmak, bağışlara önem vermek ve dua etmektir.

  1. TALAT FEHMİ: MURSİ BAŞKAN İKEN YEMEĞİNİ TASLA EVİNDEN GETİRDİ

Son olarak kürsüye çıkan Mısır Müslüman Kardeşler Hareketi (İhvan) resmi sözcüsü Dr. Talat Fehmi, Mısır’da devam eden zulüm ve 3 Temmuz 2013’te Sisi diktası tarafından yapılan darbeyle ilgili gerçekleri paylaştı. Mısır’da yaşanan Sisi darbesine Mursi tarafından Mısır’ın bağımsızlaşması için atılan siyasal ve ekonomik adımların yol açtığını belirten Dr. Talat Fehmi, “ABD’nin Mısır Büyükelçisi Anne Peterson dedi ki, ‘Mursi başkan olduktan sonra bizim talimatlarımızı dinlemedi.’ Ona şöyle cevap verdim. Evet Mursi, sizi dinlemedi. Sizin talimatlarınıza asla boyun eğmedi. Mursi Mısır’ın kendi silah fabrikasını kurdu. Kendi ülkesinin gıda üretiminin kendisine yetmesi için çalıştı. Nil’in sularını Mısır’ın çıkarları için kullandı. Yerli otomobil, yerli tablet, yerli uydu çalışması başlattı. Dünya güçlerine borç almak için avuç açmadı. İşsizlik azaldı. Bir yılda memur maaşını yüzde 60 artırdı. Normalde yüzde 10-20’lik artış Mısır’da iyi kabul edilir. Mursi bir yıl içinde herkesin gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Maaş almadı, bazı harcamaları cebinden ödedi. Başkan iken yemeğini tasla evinden getirdi. Yardımcıları da görevdeyken maaşlarına dokunmadı. Mursi görev süresinde kendisine ayrılan malikaneye taşınmadı. Kirada oturmaya devam etti” diye konuştu.

İSRAİL DARBE İÇİN MİLYARLARCA DOLAR HARCADI

İhvan resmi sözcüsü Dr. Talat Fehmi şöyle devam etti:

Mursi göreve başladıktan sonra ABD ve Siyonizmin isteklerine aykırı bir siyaset izledi. Türkiye, İran, Pakistan, Rusya, Brezilya, Çin’i ziyaret etti. Bir yıl boyunca Sina-Refah sınır kapasını açarak Gazze’lilerin geçim şartlarının düzelmesine yardımcı oldu. Bizatihi İsrail’in açıklamalarında “Mursi gelince endişelendik. Bütçenin büyük bölümünü Mursi’nin hamlelerini bertaraf etmek için ayırdık dediler. İsrail Gazze’de savaşın durması için ABD aracılığıyla savaşın durması için yardım istedi. Devletin tüm organları Mursi’yi yalnız bıraktı. İsrail darbeden sonra açıklama yaptı. Eğer Mursi bir yıl daha kalsaydı onun projelerini başarısız kılamazdık, milyarlarca dolar harcadık. Eğer Mursi yönetimi kalırsa Türkiye Mısır anlaşacak. Bu İsrail’in yok olmasına yeterli gelecektir dediler.

TÜRKİYE VE MISIR ARASINDAKİ FARK

Bize, 15 Temmuz’daki darbe teşebbüsü başarısız oldu. Türkiye ile Mısır arasındaki fark nedir diye soruyorlar. Bu iki ülke kıyas edilemez. Sizin 70 yıllık demokrasiniz vardı, bizim henüz bir yıl olmuştu. Türkiye 70 yıllık demokrasi serüveninde pek çok darbe yaşadı. İlk darbede Adnan Menderes ve arkadaşları idam edildi. Bu darbe İslamcılara yapılmamıştı. Darbelerin genel hedefi özgürlükleri kısıtlamaktır. Türkiye’nin RP, Fazilet ve AK Parti bağlamında 25 yıllık belediye tecrübesi var. Bu sürede ciddi sosyal hizmetler yapıldı. Mısır’da Mübarek döneminde istisnasız bütün odalar, öğrenci birlikleri, belediye seçimlerinde İhvan kazandı, Mübarek baş edemeyince hepsini kapattı. 6 mahkeme sadece İhvan için kuruldu. Ben sekiz defa tutuklandım. Darbeden sonra şu an 60 bin İhvan mensubu cezaevlerinde işkence altında zulüm görüyor. Bize neden boyun eğmiyorsunuz? Neden teslim olmuyorsunuz diyorlar, Biz sadece Allah’ın önünde eğiliriz. Mısır halkı bu süreçte bize daha fazla yaklaşıyor, ısınıyor, merak edip araştırıyor. Zafer inananların olacaktır inşallah.

Talat’ın konuşmasını dinleyen gençler, sık sık tekbir getirerek, “Kahrolsun Sisi, seninleyiz Mursi, şehitlerin yolunu sürdüreceğiz, yaşasın ümmet dayanışması, Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İsrail” sloganları attı.

 

Paylaş

Gebze İMH’de Hoşgörü kavramı konuşuldu

Gebze İMH’de Hoşgörü kavramı

Hoşgörü başlıklı sunumu gerçekleştiren Gürsel Şanlı, hoşgörü/tolerans kavramının neoliberalizm tarafından araçsallaştırılarak sömürgeci amaçları gerçekleştirmek için nasıl kullanıldığını anlattıktan sonra İslam’ın hoşgörü kavramına bakış açısı hakkında bilgi verdi.

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze’de periyodik olarak yapılan aylık kavram derslerine Hoşgörü kavramı ile devam edildi. Sunumu gerçekleştiren Gürsel Şanlı, hoşgörü kavramının tanımı ve doğuşuna kısaca değindikten sonra hoşgörü/tolerans kavramının amacından ve içeriğinden saptırılarak neoliberalizm ve emperyalizm tarafından nasıl araçsallaştırıldığını, İslam dünyasında dinsel, ideolojik, siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik alanda nasıl bir fetih ve sömürgeleştirme aracı olarak kullanıldığını anlattı.

KAVRAMIN TANIM VE DOĞUŞU

Hoşgörü kavramının müsamaha, tahammül, tesamuh, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla katlanma şeklinde tanımlandığını ifade eden Gürsel Şanlı, konuşmasında hoşgörü, tahammül, müsamaha ve tolerans konularında Batı’nın ve hiçbir din ve ideolojinin İslam’a ve Müslümanlara ders verecek durumda olmadıklarını söyledi.

Hoşgörü kavramının liberal ideoloji ile birlikte 17. Yüzyılda gündeme geldiğini, Hristiyan mezhep ve cemaatler arasındaki çatışmanın ortadan kaldırılarak Hristiyanlığın monist yaklaşımlarıyla protestan anlayışın bir arada barış içerisinde yaşamasını sağlamayı amaçladığını kaydetti. Gürsel Şanlı ülkemizdeki Müslüman aydın ve alimlerin tolerans kavramının karşılığı olarak kullanılan ve Türkiye’de yaygın olan hoşgörü kavramı yerine tahammül ve katlanmanın daha doğru bir kullanım olduğu görüşünde olduklarını ifade etti.

KAVRAMSAL EGEMENLİK, KAVRAMSAL EMPERYALİZM VE HOŞGÖRÜ KAVRAMI

Her din, her inanç ve her ideolojinin kavramlara kendi düşünce sistemi içerisinde anlam yüklediğini belirten Gürsel Şanlı, “zamana hakim olan baskın inanç ve ideoloji, kavrama yüklediği kendi anlamını başkalarının tanımına uymasa da egemen kılar. Egemen tanıma göre diğer düşünce ve inançları konumlandırır. Kavramsal emperyalizm, kavramsal sömürgecilik dediğimiz bu durum onları üstün konuma sizi daima zayıf ve savunma pozisyonuna sokar. Özne-nesne ilişkisi kurar. Sizin «İslam’da hoşgörü vardır» demeniz bir şey ifade etmiyor. Hakim liberal tanım «İslam’da hoşgörü yok» diyor. Çünkü sizin kavrama yüklediğiniz anlamla onun kavrama yüklediği anlam farklı” diye konuştu.

HOŞGÖRÜ PROJE BİR KAVRAMDIR

Hoşgörü kavramının Batının İslam dünyasında Ilımlı İslam Projesi politikaları kapsamında maske bir kavram olarak gündeme getirildiğini kaydeden Gürsel Şanlı, hoşgörünün kavramsal emperyalizmin bir yansıması olarak proje bir kavram olarak kullanıldığını belirterek, sunumunun devamında şu görüşleri ifade etti:

Çok boyutlu, çok yönlü, çok amaçlı bir kavramla karşı karşıyayız. Ama öncelikle belirtelim, hoşgörü kavramı proje bir kavramdır. Bizlerin öncelikle herhangi bir kavram karşımıza çıktığında bu kavram kim tarafından ve hangi maksatla gündeme getiriliyor sorusunu sormamız ve analitik bir yaklaşımla irdeleyip doğru cevabını bulmamız gerekiyor. Zira bizler, özellikle Batının gündeme getirdiği kavramlara karşı çok dikkatli, çok uyanık, çok şüpheci ve çok analitik bakılması gereken bir çağda yaşıyoruz. Bizlerin maruz kaldığı en büyük emperyalizm, en büyük sömürgecilik, zihinsel sömürgeciliktir. Bunun da kaynağı kavramsal emperyalizmdir. İşgal projelerini öncelikle kavramsal egemenlikle, kavramları zihinlerimize, kültürümüze ihraç etmek suretiyle başarmaktadır.

BATI MÜSLÜMANLARA NEDEN HOŞGÖRÜ GÖSTERMİYOR?

Hoşgörü, postmodern dönemin de popüler kavramıdır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkmakla birlikte özellikle 1980’li yıllardan itibaren popülarite kazanan Postmodernizm, «tartışılmaz ve evrensel bir gerçeğin olması mümkün değildir» der. Görecelilik kaçınılmaz olarak başka kültürlerin hakikat iddialarına da kulak vermeyi gerektirir. İslam da tekçi hakikat anlayışı nedeniyle «Hak, gerçek tek din İslam’dır. Diğerleri batıldır. Yanlıştır, geçersizdir» görüşüne sahip olduğu için ötekileştiren bir din ve inançtır, dolayısıyla İslam bu yönüyle hoş görülemez.

Liberal ideoloji dinlerin üstünlük iddiasından vazgeçmesini istemektedir. Bu yaklaşıma göre değişmez temel hakikat yoktur, hakikat izafidir. Herkesin kendisine ait iyisi var. Karşılıklı tavizlerle mutabakata varılmalı diyorlar. Burada Müslümanlardan İslam’ın haram kıldığı kötü kategorisindeki davranışları aşağılamaya kalkmamaları, (zina, eşcinsellik, faiz, içki, evlilik dışı hayat vb.) giderek hoşgörü aracılığıyla dinlerinden vazgeçmeleri istenmektedir. Müslümanlardan İslam’ın haram saydığı her şeyin ve her fiilin kamusal alanda meşruiyet kazanması beklenmektedir. İstenen, İslam’ın koyduğu yasakların, haramların Müslümanların eliyle yasak olmaktan çıkarılmasıdır. Başkası yaparsa baskıcılık olur ve meşruiyet kazanmaz. Bu istekler Müslümanlar eliyle Müslümanlara kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.

BATININ VE NEOLİBERALİZMİN UYGULAMADAKİ HOŞGÖRÜ ANLAYIŞI

Liberal düşüncede değer çoğulculuğu en önemli kavramlardan biridir. Bir toplumda hiçbir değer diğerinden önemli değildir. Tek doğru yoktur. Çok doğru vardır. Hiçbir kimse başkalarının doğrusuna müdahale edemez. Karışamaz. Peki uygulama nasıldır? Avrupa ülkelerinde Batı dışı değerlere, özellikle de İslami değerlere yaklaşım nasıl, farklı olana tahammül var mı? Bugün Avrupa’da Müslümanların en asgari taleplerine, helallerine ve haramlarına bile tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük var. Danimarka’da karşı cinsle el sıkışmayan Müslümanlara artık vatandaşlık hakkı verilmiyor. Belçika’da helal kesim yasaklanıyor, kamusal alanda örtü burka-peçe yasağı tüm Avrupa’da yayılıyor.

HOŞGÖRÜ VE İSLAMOFOBİ BİRLİKTE YÜRÜYOR

Batı’nın İslam’la savaşında iki önemli ayak görüyoruz. Birinci ayak İslam dünyasında Ilımlı İslam Projesi ki, Hoşgörü kavramı çok elverişli ve kullanışlı bir kavramdır. İkinci ayak ise Batı toplumlarında, Batı dünyasında İslamofobi politikası. İslam dünyasında Batı’ya ve Hristiyanlığa karşı bir hoşgörü anlayışının geliştirilmesi;  Batı toplumlarında ise İslam’ın akıllarda ve kalplerde merak edilip araştırılmaması için İslamofobi. Yani İslam korkusu üretmek ve Müslümanlara karşı nefret uyandırmak. Bunun için ne yapmak lazım. İslam’ı hoşgörüsüz, şiddet üreten, terörist, acımasız, barbar, insanlık düşmanı bir din olarak göstermek lazım. Bu amaçla Müslümanlar arasından ayarttığı, kandırdığı, manipüle ettiği kişi ve örgütlere sansasyonel, dehşet ve nefret uyandıran eylemler yaptırıyorlar.

İslam dünyasına hoşgörü ihraç eden ve Müslümanlardan hoşgörülü olmalarını isteyen Neoliberalizm; bağımsızlığa, milli egemenliğe, teknolojik ilerlemeye, İslami bütünlük ve İslami kimliğe, İslamın siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak bütün veçhesiyle var olma hakkına, herkesin kendi kalma hakkına emri bil maruf nehyi anil münker’e, helale, harama, dini kıyafete, fahşanın, zinanın, eşcinsellik ve evlilik dışı yaşamın sapkınlık olarak nitelendirilmesine hoşgörü göstermiyor.

 

İSLAM VE HOŞGÖRÜ

Hoşgörü İslam açısından da çok boyutlu bir kavram. İslam’ın hoşgörü kavramının çerçevesini, kapsamını ve ufkunu ortaya koyan temel kavramlar rahmet, hilm, tahammül, hikmet, letafet, vedud, afuv, gafur, rauf, sabır, tevbe gibi kavramlardır. İslam fikirsel düzeyde her türlü görüşü dinler, dinleme hoşgörüsü gösterir. Kendi inancına göre yaşamasına engel olmaz. Fikirsel düzeyde kalan her görüşe fikirle karşılık verir. İslam hoş görmediği inanç, düşünce ve amellere hayat hakkı verir ama can, din, akıl, nesil, mal emniyetini bozacak icraata dökülürse gücü nisbetinde müdahale eder. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Rabbül Aleminin isimleri arasında bir isim var ki, yarattıkları ile ilgili tasarrufunda o isim öne çıkar. O da Rahman sıfatıdır. Allah rahmeti kendisinin üzerine farz kıldığını ifade ederek, kullarına öncelikle bu sıfatla muamelede bulunduğunu vurgulamaktadır.

Bunun hikmetlerinden biri kuşkusuz, insanı sevme ve onu kurtarmaktır. Mahrumiyet azabından. İman, İslam, hidayet, Nur ve marifetten yoksunluk azabından kurtarmaktır. İslam, Rabbül alemin tarafından en güzel şekilde yaratılan insanı kemal yolculuğundan alıkoyan ve onu ruhsal ve bedensel düşüş ve çöküşe sürükleyen, toplumsal huzuru ve düzeni bozan fesadın, fahşanın, sapkınlığın, kötülüğün suçun yayılmasına müdahale eder, zulmü, kötülüğü, adaletsizliği, temel insani haklara yönelik ihlalleri hoş görmez. İslam’ın haramları da yasakları da, sınırları da insan içindir. Egemenlik için, sermaye için, otorite için değildir. Amaç insanı korumak ve yüceltmektir. İnsani gelişimin önündeki engelleri kaldırmaktır.

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze merkezindeki konferans salonunda gerçekleştirilen hoşgörü başlıklı sunum soru-cevap bölümüyle sona erdi.

 

 

 

Paylaş

Enderun: “28 Şubat ve Yeni Türkiye Metaforu”

 

Enderun Gebze’de 28 Şubat ve darbeler tarihi konuşuldu.

Enderun Eğitimciler Derneği Gebze Temsilciliği tarafından her ayın son Perşembe akşamı düzenlenen “Öğretmen Buluşmaları”  programına bu ay eğitimci yazar Kamil Ergenç konuk oldu. Enderun Gebze Temsilcisi Ali Erol, sunumun açılışında yaptığı kısa konuşmada, Öğretmen Buluşmaları ile Gebze’deki öğretmen ve eğitimcilerin entelektüel kapasitelerini geliştirmelerine katkıda bulunduklarını söyledi. Gebze Gençlik Merkezi’nde gerçekleşen program Gençlik Merkezi Müdürü Köksal Turan’ın selamlama konuşmasının ardından başladı. Eğitimcilere 28 Şubat ve Yeni Türkiye Metaforu başlıklı bir sunum yapan Kamil Ergenç, Türkiye’nin darbeler tarihi ile darbelerin karakteristik özelliklerini ve arka planında yer alan olguları özetledi.

TÜRKİYE’DEKİ DARBELERİ NATO YAPIYOR

Konuşmasında bu topraklarda yaşanan özellikle son 200 yıllık asimilasyon ve dönüştürme sürecini anlatan Kamil Ergenç, Türkiye’de yaşanan darbelerin ABD-NATO tarafından gerçekleştirildiğini belirterek, “27 Mayıs 1960 darbesi başta olmak üzere Türkiye’de yapılan darbeler NATO’nun müdahalesiyle olmuştur. Türkiye ne zaman NATO çizgisinden sapma veya çıkma emareleri göstermeye başlasa Türkiye’yi hizaya getirmek için NATO tarafından darbe yaptırılmıştır. 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 darbeleri de aynı doğrultuda gerçekleştirilmiştir. 15 Temmuz’da başarısızlığa uğratılan darbe teşebbüsü ise asimetrik bir şekilde ordudaki NATO’cuların tasfiyesiyle sonuçlanmıştır. Maalesef 200 yıldır kendi kavram ve kurumlarımızla düşünüp, üretip yaşayamadığımız için bu süreç her bir darbeyle daha da derinleşmektedir. 28 Şubat ülkemizdeki siyasal İslam’a karşı yapılan ve Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte yeni düşman olarak hedefe konan İslami uyanış’a karşı bir sindirme darbesidir” dedi.

YENİ TÜRKİYE METAFORU

Yeni Türkiye metaforunun muhafazakar demokrat söylemden muhafazakar milliyetçi bir çizgiye kaydığını ifade eden Kamil Ergenç, muhafazakarlık gibi 17-18. Yüzyıl Avrupa aydınlanmacılığının kendi şartlarında ürettiği kavram ve kurumların halen kopyala-yapıştır kolaycılığıyla bu ülkeye adapte edildiğini kaydederek, “kendi kavramlarımızla düşünüp, kendi kavram ve kurumlarımızı yaşatıp üretmedikçe Batı’nın üzerimizdeki tahakkümü devam edecek.”

Gebze’deki öğretmenlerin büyük ilgi ve katılım gösterdiği sunumun ardından program soru cevap bölümüyle sona erdi.

 

Paylaş

MISIR’DA İDAM EDİLEN 9 GENÇ HANGİ “SUÇLARI”NDAN DOLAYI ÖLDÜRÜLDÜLER?

Mırıd’da idam edilen 9 Genç Hangi Suçtan Öldürüldü?

 

Darbeci general Sisi’nin Mısır’ın ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yaptığı darbenin ardından başlayan zulüm dolu süreç devam ediyor.

Darbe yönetiminin askeri yargısı tarafından İhvan-ı Müslimin üyesi olmakla suçlanan 9 genç geçtiğimiz Çarşamba günü askeri yönetimin zindanlarında infaz edildi.

Yoğun işkenceye maruz bırakılarak, tehdit altında ifadeleri alınan ve her türlü hukuk ilkesi yok sayılarak yargılanan İhvan üyesi gençlerin idam edilmesi Mısır’ın makûs tarihine bir kara leke olarak eklenmiştir.

Uluslararası Af Örgütünün sanıkların hukuksuz yargılandıkları gerekçeyle “idam kararları durdurulsun”  çağrısına kulaklarını ve vicdanlarını kapatan darbeciler yeni bir insanlık suçu işlemiştir.

Darbeci Sisi yönetiminin 75 kişi hakkında vermiş olduğu idam kararının ardından ABD’nin 1,2 milyar dolarlık yardımı serbest bırakmasından anlaşılıyor ki; darbeciler ülkelerinin şerefini ve bağımsızlığını para karşılığında satmışlardır.

Mısırlı Müslüman kardeşlerimizin canlarını ve ümmetin onurunu para karşılığı satılığa çıkaran sefil darbecileri şiddetle kınıyoruz.

Ümmetin birliği, dirliği ve şerefi için öncelikle bu müstemleke özentili, dünya menfaati için halkını ve ahiretini satan aşağılık darbeci zihniyetten bir an önce kurtulmanın imkânlarını üretmeliyiz.

“Müslümanlar ancak kardeştir…” emrini baş tacı edip bizi içten çürütüp zayıflatan her türlü fitneye karşı diri olmalı, gençlerimizin canına kast edenlerin arkasındaki emperyalist zihniyeti çözmeliyiz.

Birbirimizin kusurlarını büyütüp çatışma vesilesi yapmaktan bir an önce uzaklaşıp ümmetin bağrına çöreklenmiş siyonizmle ve coğrafyamızın zenginliklerini sömüren emperyalistlerle hesaplaşmalıyız. Hesaplaşmalıyız ki gözümüzün nuru, yüreklerimizin aydınlığı evlatlarımızı işkenceler altında, darağaçlarında kaybetmeyelim.

İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak bizler ümmetin dirilişi için kimseyi dışarıda bırakmadan her birimizin sorumlu olduğunu düşünüyoruz.

Sadece Müslümanlar için değil dünyanın tüm mazlum ve mahzun halkları için önce kendi hanemizden başlayarak en geniş etki halesi içindeki tüm insanlara karşı sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz.

Bu sorumluluğu sadece üzülerek ve ağıt yakarak yerine getiremeyiz. Zalimin zulmünü engellemenin ilk şartı zalime kin duymaksa ikinci şartı da adaleti sağlamak için kudret sahibi olmaktır.

Rahman ve Rahim olan Rabbimizden Mısır zindanlarında infaz edilen dokuz gencimizin şahadetlerini kabul etmesini niyaz ediyoruz.

Mısır’ı 80milyonluk hapishaneye çeviren, varlık içinde yokluk yaşatan darbecilerin ve darbecileri destekleyenlerin üzerlerine Rabbimizin Adl ve Kahhar ismiyle tecelli etmesini diliyoruz.

Rabbim bizleri birbirimize kardeş; yolunda mücahit olanlara yoldaş kılsın.

Kemal ÖZDEN
İnsan ve Medeniyet Hareketi YİK Başkanı

Paylaş

Gebze Sivil Dayanışma Platformu Doğu Türkistan için Dua Etti

Gebze’de eller semaya Doğu Türkistan için kalktı

Gebzeliler sabah namazı sonrası Çin zulmü altında ezilen Doğu Türkistan’daki kardeşleri için Çoban Mustafa Paşa Camii’nde birlikte dua etti.

Gebze Sivil Dayanışma Platformu’nun öncülüğünde Çoban Mustafa Paşa Camii’nde bir araya gelen yüzlerce Gebzeli, Çin zulmünün son bulması için dua okudu, zulmü lanetledi.

Gebze ilçe müftülüğünün destek verdiği dua programına Gebze’deki sivil toplum kuruluşları yetkilileri ve vatandaşlar ile Gebze İlçe Müftüsü Orhan Örnek ve AK Parti Gebze Belediye Başkan adayı Zinnur Büyükgöz de katıldı. Program, Gebze İlçe Müftüsü Orhan Örnek tarafından kıldırılan sabah namazı sonrası Adem Akbaş ve İrfan Tatlı hoca tarafından okunan Kur’an’ı Kerim tilavetleriyle başladı. Daha sonra söz alan Ali Erol hoca, Türkistan’daki son durum ve yaşanan zulümle ilgili bir konuşma gerçekleştirdi. Ali Erol hoca, Pazar sabahı İstanbul’dan Ankara’ya, İzmir’den Erzurum’a, Kayseri’den Konya’ya kadar Türkiye’nin pek çok şehrinde ellerin Türkistan’daki mazlumlar için semaya kalktığını belirtti. Ali Erol hoca konuşmasında şu görüşleri ifade etti:

ALİ EROL: ÇİN’DE SİSTEMLİ ASİMİLASYON POLİTİKASI UYGULANIYOR

“Doğu Türkistan’ın son günlerde dünya medyasında kısmen gündeme gelmesinin ve halkımızın bu konuya daha fazla duyarlılık göstermesinin bir sebebi var. Doğu Türkistan Altay ve Ural dağlarının eteklerinde Çin ile Rusya arasında sıkışmış geniş bir toprak parçasıdır. Atalarımızın ana yurdu olan topraklardır. Biz bu topraklara oralardan geldik. Batısı Rusya, doğusu Çinliler tarafından işgal edilmiştir. Yüzölçümü Türkiye’nin üç dört katı büyüklüğündedir. Tahminen 35-40 milyon nüfusu vardır. Doğu Türkistan’daki Çin kampları ile ilgili dünya medyasındaki haberlerle gündeme gelmiştir. Bu topraklar yaklaşık 70 yıl önce Çinliler tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal öncesi Türkistan’da Çinli sayısı yok denecek kadar azdır. Yüzde 2-3 civarında. Fakat kızıl Çin rejimi buradaki kardeşlerimize karşı asimilasyon politikaları uygulamıştır. İslam toplumunu Çinlileştirme projesini adım adım uygulamıştır. Çin’de hapishanelerdeki adi mahkumları özellikle bu topraklara yerleştirmiştir. Türkistanlı Müslüman kızlarla evlendirmişlerdir. Bazen isteğine bakmadan zorla bu isteklerini gerçekleştirmişlerdir. Memurlarını göndermişlerdir. Onları tehcir etmişlerdir. Sonuçta 2000’li yıllarda yapılan sayımda Çinli nüfusu Doğu Türkistan’da nüfusun yüzde 40’ına ulaşmıştır. Eğer böyle giderse Uygurlu Türkler kendi vatanlarında çoğunluğu kaybedecektir.

DOĞU TÜRKİSTAN’IN İKİNCİ BİR ENDÜLÜS OLMA TEHLİKESİ VAR

Allah muhafaza Doğu Türkistan’da ikinci bir Endülüs vakası ile karşılaşabiliriz. Çinliler bu politikalarını uygularken Mısır’daki Sisi darbesinden sonra, orada yapılan katliama Müslümanların sessiz kalmasından cesaret alarak Doğu Türkistan’daki baskılarını artırmışlardır. Madem Müslümanlar sessiz biz de istediğimizi yapalım diyorlar.

Zulmün Batılı emperyalistler tarafından yapılmasıyla, Doğulu emperyalistler tarafından yapılması arasında bir fark yoktur. Eğer bizler İslam ümmeti olarak kendimize gelmezsek, tepkimizi ortaya koymazsak, Allah muhafaza daha vahim durumlarla karşı karşıya kalabiliriz. Son iki üç yıl içinde Çinliler Türkistanlı kardeşlerimize karşı sistemli bir politika uyguluyor. Ezanları yasaklıyor, yeni cami yapılmasını yasaklıyorlar, toplu ibadetleri yasaklıyor, oruç tutmalarını engelliyorlar, içki içmeyi zorunlu hale getiriyorlar, halkı aşama aşama özlerinden kültürlerinden, inançlarından uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Çin bu bölgenin dünya ile irtibatını kesmiş, açık bir cezaevine çevirmiştir. Buraya gelen Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin anlattıklarına göre durum daha da vahimdir. Doğu Türkistan’da BM raporlarına göre 39 tane toplama kampı vardır. Uydu fotoğrafları çekilmiştir. BM’ye göre 1 milyon, Uygurlu kardeşlerimize göre 3 milyon civarında Uygut Türkü bu kamplarda toplanmaktadır. Özellikle genç erkekler buraya getiriliyor. Kültürleri ve inançları aleyhinde adeta beyin yıkama kampı olarak kullanılıyor. 28 Şubat’taki İkna odaları bu kamplarda yapılanların yanında hiç kalır. Akıl sınırlarını zorlayan işkenceler vardır. Çinlilere göre burada mesleki eğitim yapılıyor.

Doğu Türkistan’da her Müslüman bir Türk aileye bir tane Çinli görevli gönderiliyor. Evin erkeği hapishanede, eve Çinli polis, jandarma, istihbarat görevlisi gönderiliyor. Çin kültürünü öğrettiklerini söylüyorlar. Amaçları Müslümanların onuruyla, özeliyle, mahremiyle oynamak, Uygur kardeşlerimizi asimile etmektir.

İNSANLAR ÖLÜR YENİLERİ DOĞAR, AMA İNSANLIK ÖLÜRSE O ZAMAN KIYAMETİ BEKLEYELİM

O kadar çok şiddet, zulüm haberleri izliyoruz ki, bu sahneleri izleye izleye duyarsızlaşmaya başladık. İnsanlar ölür, yenileri doğar. Ama insanlık ölürse, ama vicdanlar ölürse o zaman kıyameti bekleyelim. Şu anda 1.5 milyarlık İslam alemi maalesef  dünya sevgisi, ölüm sevgisi hastalığına tutulmuş vaziyettedir. En son olarak dün dünyaca ünlü Doğu Türkistan’lı ozan Abdurehim Heyit iki yıldır tutuklu bulunduğu hapishanede işkenceler sonucu şehit olmuştur.

Bir yerde zulüm varsa iki suçlusu, iki ögesi vardır. Zalim ve mazlum. Zalim zulmettiği için suçludur, mazlum da zulme sessiz kaldığı için suçludur. Sessizlik, sükut ikrardandır. Onu kabullenmedir. Alışkanlık felaket getirir. Tepkisizlik, duyarsızlık, vicdansızlık bizi bir et ve kemik yığınından ibaret hale getirir. Allah’ın gazabını celbeder. Kim bir kötülük zulüm görürse onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse onu gündeme taşısın, duyurun kamuoyu oluştursun, hiç olmazsa zalimler biraz çekinir. Susmak zalimlere daha çok cesaret verir. Onları daha çok yüreklendirir. Şayet buna da gücünüz yetmezse kalbinizle dualarınızla bu zulme karşı olduğunuzu, mazlumların yanında olduğunuzu gösterin.

DOĞU TÜRKİSTAN TÜM İNSANLIĞIN MESELESİDİR

Doğu Türkistan sorunu sadece bizim meselemiz değil. Tüm insanlığın meselesidir. Bir tarafta zulme karşı sessizlik olursa bu bulaşıcıdır. Diğer zalimler de bundan cesaret alır. 1.5 milyarlık İslam aleminde buna öncülük yapacak olanlar bu topraklardaki insanlardır. Bu sorumluluğumuzun farkında olalım. Dışişleri Bakanlığı Çin’deki zulme tepki göstererek toplama kamplarının kapatılması için Çin’e bir nota verdi. Devleti yönetenlerin bu duyarlılığını kamuoyu ayakta tutar. Eğer biz zulmü gündeme getirmezsek, gücü elinde bulunduranlar da gaflet içinde kalırsa bu zülüm bütün dünyaya yayılır.

Çin’den, Amerika’dan daha büyük Allah vardır. Allah’a güvenenler, Allah’a tevekkül edenler asla mağlup olmaz. Allah’tan başka galip yoktur. Eğer biz onun dinine yardım edersek o da bize yardım edeceğini söylüyor. Eğer iman edenlerseniz üstün gelecek olanlar sizlersiniz vaadinde bulunuyor Rabbimiz. Allah’ın yakalayışı şiddetlidir. Allah hepimizi dünyada yaşanan zulümlere karşı elimizden gelenin en iyisini yapmayı bizlere nasip eylesin.”

Çoban Mustafa Paşa Camii’ndeki program Gebze Vaizi Ferhat Dursun’un yaptığı duayla son buldu.

 

Paylaş

Gebze Sivil Dayanışma Platformu Doğu Türkistan İçin Sabah Namazında Dua Çağrısı Yaptı

Zulme Karşı Dua’ya Kalk

Gebzeliler Türkistan için Dua’ya kalkıyor

Gebzeliler Doğu Türkistan’daki zulme karşı 10 Şubat 2019 Pazar sabahı saat 07.30’da Çoban Mustafa Paşa Camii’nde buluşuyor.

Doğu Türkistan’da Çin yönetimi tarafından uygulanan baskı ve zulme karşı yurt genelinde tepkiler devam ederken, Gebzeliler de Türkistanlı kardeşlerinin yanında olduğunu göstermek için 10 Şubat Pazar Sabahı saat 07.30’da Çoban Mustafa Paşa Camii’nde duaya kalkacak.

Gebze Sivil Dayanışma Platformu tarafından düzenlenen programda sabah namazının ardından Doğu Türkistan’daki zulümle ilgili kısa bir konuşma yapılacak ve ardından hep birlikte eller duaya kalkacak. Platform tarafından yapılan açıklamada tüm Gebzeliler, Doğu Türkistan’daki mazlumlara destek vermek için Çoban Mustafa Paşa’daki Dua programına katılmaya davet edildi.

 

Paylaş

Bölge Toplantımızı Gerçekleştirdik

İnsan ve Medeniyet Hareketi 14. Bölge Toplantımızı Sakarya’da gerçekleştirdik. Sakarya, Bolu, Düzce, Kocaeli ve Gebze’nin bir araya gelerek gerçekleştirdiği program 19 Ocak 2019 Cumartesi gecesi değerli büyüğümüz Tahir Gül’ün konuşması ile başladı. Hareket’in kodlarına dair kendi tecrübelerini de aktararak geçmişten günümüze bir projeksiyon tuttu. İnsan ve Medeniyet Hareketi çizgisinin MTTB’den İMH’ye kadar geniş bir çerçevede ele alan Tahir Gül dört madde ile iyi bir islami hareketin temel kodlarını, İslamın geçmişten günümüze kadar gelen tarih ve düşünce birikimini doğru bir biçimde harmanlayarak, Bağımsız düşünerek ve bağımsız hareket ederek, Ânın vacibini gözeterek doğru bir hareket ortaya konulabileceğini vurguladı.

Tahir Gül’ün konuşması Grup Kıyam’ın unutulmaz ezgilerimi ile ayrı bir renk kazandı. Geçmişten günümüze bir çok ezgi seslendiren Grup Kıyam’a bölge toplantısına katılanlar eşlik ettiler.

İMH Sakarya’nın güzel misafirperverliği ile gece boyu hoş sohbetler devam etti. Hareketimizin her ay bir kavram çerçevesinde gerçekleştirdiği ve hareketimizin üzerinde durduğu temel ve güncel kavramları değerlendirdiğimiz aylık programlarımızın bu ay ki konusu olan “Gelenek” masaya yatırıldı.

Yakın Zamanda Hareket Yayıncılık’tan “Osmanlıdan Cumhuriyet’e Gençlik Hareketleri” ve devamı olan “Cumhuriyetten 60 Darbesine Gençlik Hareketleri” kitabının yazarı değerli büyüğümüz Osman Ayvazoğlu ve İlahiyatçı Sedat Kotan’ın sunumu ile gerçekleşen program yine Hareket Yayıncılık’tan “Modern Klişelerin Gölgesinde İslamcılık” kitabının yazarı Eğitimci Kamil Ergenç’in moderatörlüğünde gerçeklşti.

Gelenek Kavramı Ehl-i Kitab’ın gelenek anlayışı ve Müslümanların gelenek anlayışı üzerinden değerlendirildi. Bunun yanında Modernleşmenin ne olduğu, Sanatta, Mimaride, Edebiyatta nasıl bir etki oluşturduğu bunun karşısında geleneğin tutumu masaya yatırıldı. Dinleyicilerin katılımı ile sohbet uzun ve verimli bir fikir teatisine dönüştü.

Sakarya İMH’nin Sapanca Göl Gezisi ile bir tabiat tutuna çıkıldı.

 

 

Paylaş

Gebze’den Tembihname Geçti

“Bi bakıp Çıkıcam” yeni nesil gençlik sohbeti 05 Ocak  2019 Cumartesi akşamı saat 18.30’da Gebze Kültür Merkezinde gerçekleşti. Sunumunu Seyfullah Şenel’in yaptığı programda, Aile gençlik ilişkileri, Sosyal Medya’nın hayatımıza etkileri, programın kendine özel tarzı ile anlatıldı. Konular arasında gerçekleşen küçük skeçler programın rengini, konunun anlaşılmasını ve eğlencesini arttırdı.

 

Paylaş

Kurtuluşumuz nefis tezkiyesindedir

Kurtuluşumuz nefis tezkiyesindedir

İlahiyatçı-Eğitimci Oktay Çağırıcı: Kendimize dönmemizin, kendimizi ciddiye almanın zamanı gelmiş, geçmiştir

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze tarafından üç yıldır devam eden ve geleneksel hale gelen aylık kavram derslerinde bu ay “Tezkiye” kavramı işlendi. Gebze İMH konferans salonunda gerçekleşen Tezkiye başlıklı sunumu İlahiyatçı-Eğitimci Oktay Çağırıcı yaptı. Yaklaşık bir saat süren sunumda ağırlıklı olarak “nefis tezkiyesi” üzerinde duran Oktay Çağırıcı, “Kur’an’ı Kerim’in ve tüm peygamberlerin en fazla üzerinde durduğu sorun nefis tezkiyesidir. Fakat bizim için bu kadar önemli olan nefis tezkiyesi en az önem verdiğimiz konudur” dedi.

DÜNYA VE AHİRETTEKİ KURTULUŞUMUZ NEFİS TEZKİYESİNE BAĞLIDIR

Kur’an’da nefis tezkiyesi ile ilgili 300’e yakın ayet bulunduğunu belirten Oktay Çağırıcı, “bu durum insan için nefis tezkiyesinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bütün peygamberler nefis tezkiyesi için gelmiştir. Zira bizim dünya ve ahiretteki kurtuluşumuz nefsi temizlemeye bağlıdır. Açık gizli tüm kötülüklerden, günahlardan, fahşadan, kötü niyet ve duygulardan bizi koruyacak olan nefis tezkiyesidir. Fakat bizler bugün gününü gün eden bir varlık haline geldik. Nefsiyle ilgilenmeyen bir çöküş dönemi yaşıyoruz. Kendimizi unutunca hiçbir şeyin farkında olmayan bir hale geldik. Kendimize dönmemiz, kendimizi ciddiye almanın zamanı gelmiş geçmiştir. Nefis öldürülmez, terbiye edilir, kontrol altına alınır” diye konuştu.

NEFİS TEZKİYESİNİN BİR METODU, DİSİPLİNİ VARDIR

Nefis tezkiyesinin bir metodu, disiplini olması gerektiğini ifade eden Oktay Çağırıcı hoca şöyle devam etti:

Nefis tezkiyesinin bir metodu, disiplini vardır. Bunu Peygamberimiz(S.A.V.) göstermiştir. Nefis tezkiyesinde öncelikle yapmamız gereken Allah’ın bizi gördüğünü düşünerek, biz onu görmesek de O’nun bizi her daim gördüğünü bilerek hareket etmektir. Bu bizi günahlardan ve kötü amellerden, boş amellerden uzaklaştıracaktır. Yine dua ve tefekkür de nefis tezkiyesinde önemli hususlardır. Bizim en iyimiz, en hayırlımız Rasulullah(S.A.V.) olduğu halde, en fazla dua edenimiz, en fazla Allah’tan af ve mağfiret dileyenimiz de Peygamberimizdir. Sadece Allah’a kulluk edip, O’na ibadet etmek, Peygamberimiz gibi çokça dua edip Allah’a yönelmek zorundayız. Yine nefis muhasebesi tezkiyenin en önemli aşamalarındandır. Peygamberimizin en çok yaptığı dualardan biri olan “Ey kalpleri çeviren Allah’ım, kalbimi dinin üzerine sabit kıl” duasını dilimizden eksik etmemeliyiz.

ALLAH’TAN UTANACAĞIMIZ, YÜZÜMÜZÜN KIZARACAĞI İŞLER YAPMAYALIM

Allah’la buluşmayı, ölüm ve ötesini düşünmek en fazla ihmal ettiğimiz konuların başında geliyor. Ölümü hayatımızdan çıkardık. Ölümden daha büyük ibret, uyarı mı olur. Ama ölümü düşünmüyoruz. Ölümü hayatımıza sokarsak, ölümü uzak görmezsek hüsranla sonuçlanacak amellerden kaçınırız. Hesap günü geldiğinde “Rabbim ne olur beni dünyaya geri gönder. Biraz daha mühlet ver, salih ameller işleyeyim” denileceği pişmanlık anını yaşamayalım. Akıllı insan iyilikleri canlandırıp, kötülükleri öldüren kişidir. Peygamberimiz bizim için en güzel örnektir. Rabbimiz, Peygamberimizin büyük bir ahlak üzere olduğunu söylüyor. Allah bizi peygamberimize uyarsak sevecek.”

Salih ameller ve salih insanların nefis tezkiyesinde çok önemli yardımcı bir güç olduğunu belirten Oktay Çağırıcı, “ Bilmeyerek veya hatayla bir günah işlediğimizde arkasından bir iyilik yaparak, salih amel işleyerek o kusuru örtelim, temizleyelim. Allah, Gafur, Rahman ve Rahim sıfatlarıyla bizim günahlarımızı bağışlar, bizi temizler, tezkiye eder” diyerek sunumunu duayla tamamladı.

 

 

 

dav

dav

dav

Paylaş

KAVRAM DERSLERİ “TEZKİYE” KAVRAMI İLE DEVAM EDİYOR.

 

Eğitim Komisyonumuzun her ay düzenlediği “Aylık Kavram Dersleri” programımız “Tezkiye” kavramı ile devam ediyor. İlahiyatçı Oktay Çağrıcı’nın anlatımı ile gerçekleşecek olan programımız 25 Aralık 2018 Salı günü saat 20.00’da İMH Gebze’de gerçekleşecektir.

Konum: https://goo.gl/maps/8GRSsULnkYR2

 

Paylaş
Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Facebook
Facebook
Twitter