Warning: Declaration of tie_mega_menu_walker::start_el(&$output, $item, $depth, $args, $id = 0) should be compatible with Walker_Nav_Menu::start_el(&$output, $item, $depth = 0, $args = Array, $id = 0) in /home/imhgebze/public_html/wp-content/themes/sahifa/functions/theme-functions.php on line 1965
TurkiyeDunya | .::İNSAN ve MEDENİYET HAREKETİ | GEBZE::.
Perşembe , 18 Temmuz 2019
Anasayfa / TurkiyeDunya

TurkiyeDunya

ABD Uçakları Halep’te Cami Bombaladı

Halep’te bombalanan camide 70’ten fazla Müslüman hayatını kaybetti.

İslam Dünyasında yıllardır akan kanın baş sorumlusu olan ABD yatsı namazında Halep’te cami bombaladı. İçeride yaklaşık 300 kişinin bulunduğu esnada gerçekleşen saldırıda 70’in üstünde Müslüman hayatını kaybetti.

Soğuk savaşın sona ermesinin ardından İslam ülkelerine çöreklenen Amerikan emperyalizmi her geçen gün daha çok Müslüman kanının akmasına neden oluyor. Bölgede Irak ve Afganistan işgaliyle başlayan istikrarsızlaştırma süreci sözde Arap baharının ardından zirveye ulaştı.

Dünyanın en büyük silah satıcısı konumundaki Amerika Birleşik Devletleri sattığı silahlarla ülkelerin ekonomilerini sömürürken çıkarttığı savaşlarla ülkelerin yerle bir olmasına neden oluyor. Gittiği yerlere demokrasi götürdüğünü söyleyerek insan aklıyla alay eden ABD yeryüzü mazlumlarının kanını dökerek gücüne güç katmaya devam ediyor.

Kimi zaman mezhep çatışmasını, kimi zaman etnik husumetleri körükleyerek Müslümanların kendi kavgalarından çıkar sağlayan emperyalistlerin tahakkümünden kurtulmak için Müslümanlar kendi aralarında barışı temin etmek zorundaldırlar. Müslümanlar, Batılı vampirlerin kurduğu tukları ancak İslam kardeşliği bilinciyle birleşerek boşa çıkarabilirler.

Amerikalı katillerin hiçbir etik değer gözetmeden Halep’te Camiyi bombalamasını lanetliyoruz.

Müslümanların bir an önce gaflet uykusundan uyanmasını, bu tür alçak saldırıların yaşanmaması için İslam Ülkelerinin emperyalist katillere karşı ortak tavır almasını diliyoruz.
Kemal ÖZDEN
İnsan ve Medeniyet Hareketi Yönetim Kurulu Başkanı

Paylaş

Şehid Malik El Şahbaz (Malcolm X)

Amerika Irkçılık tarihinin en vahşi cinayetini bundan 52 yıl önce bugün işledi. Kuşkusuz bütün varlığını ve yeryüzü üzerindeki hakimiyetini ekini ve nesli mahvetmeye adamış bir güç merkezi olan Amerika öldüre öldüre, zihinlerini iğfal ede ede bitiremediği Afro-Amerikalı siyahların en önemli lideri Malik El Şahbaz’ı yani Amerika’da ve dünyada bilinen adıyla Malcolm X’i öldürerek çok kendi emelleri için doğru bir şey yaptığını sanıyordu.

Malcolm X Amerika’da Zenciler üzerine oynanan değersizleştirme ve köksüzleştirme faaliyetlerinin firesi gibiydi. Her şey zalimler için güzel ilerlerken ortaya çıkan bir mucize gibi idi. Çünkü o gençliğinin en hızlı zamanlarını Amerikan kolonyalizminin ve ağır kapitalizminin çarkında harcamış bıçkın bir delikanlıydı. Gün geldi, her zaman Zencilere işleyen Amerikan adaleti tecelli ederek, Malcolm Little isimli bu delikanlıyı Malcolm X yapan süreci başlattı.

Bu süreç Malcolm’u önce Nasyonalist bir zenci yaparken kendi ırkdaşları ve eski liderinin gayri ahlaki tavırları sonrası gittiği hac yolculuğu onu Malik El Şahbaz yaptı. Bir serseriden şehit çıkaran yangından söz ediyoruz. Malcolm X’in isimleri adeta Amerikan köle sisteminin özeti gibidir. Malcolm da önce ismine odaklanmıştı. “Senin adın ne?” diye soruyordu. “Adının ne olduğunu biliyor musun?” diye soruyordu. Bu soru Malcolm X’in sadece bir isim arayışı değil bir kimlik arayışıydı. Bu arayışa herkesi davet ediyordu.

“Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek

Belki çocuk ve ihtiyar

Belki kadın ve Erkek

Hepimiz herbirimiz gizli bir isimle adaşız

Yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lazımdı

hayatımıza kendi adımızla başlardık

Bilmediğimiz bu isim, hesaptaki bu açık

belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım

Aşk yazılmamış olsa bile adımın üstüne

Aşkın üstüne adımı kendim yazarım.” İsmet Özel

 

Dizeleri sanki Malcolm X için yazılmış gibidir. Siz hiç kendiniz ve milletiniz için bir isim aradınız mı? Hiç kendinize “Adın ne senin?” diye sordunuz mu? Kendize “Adımı kim neden koydu?” diye sordunuz mu? Sizin bir adınız var mı? Hiç adınızı değiştirmeyi düşündünüz mü?

Malik El Şahbaz neden öldü? O bu tehlikeli soruyu yüksek sesle sormuştu “Who Are you?” “What’s Your Name?”

 

şimdi aynaya bakarak kendimize dönüp sorma zamanıdır. “Sen kimsin?” “Senin adın ne?” ben bir insanın ismini değiştirmesini anlamazdım. Malcolm önce isminin sonuna bir X koydu. Sonra bu soru için, bu bilinmezi aydınlatmak için uzak diyarlara gitmeyi ve  ölmeyi göze aldı. Kendi adını ve kimliğini aramak için hacca giden hacılar çıkarabilirsek ümmet kurtulacak.

 

Bizler Müslümanlar olarak kendimizi bir emniyet alanı içinde görüyor ve bir adımız olmasından mutlu bir şekilde yaşıyoruz. Herkesin bir adı var diye bir adımız var. Adımız ve kimliğimiz arasındaki uçurumu görmüyoruz bile. Bir televizyon kanalındaki ses yarışmasında Eminem isimli İngiliz Rapçiyi taklit eden çocuğun adı Mus’ab idi. sunum aynen şöyleydi: “Mus’ab bizim için bir rap şarkısı söyleyecek. Musab tam bir Eminem hayranıdır.” Sahneye çıkan Mus’ab ingilizce aksanı bile tam taklit ederek şarkısını söylüyor. Zihnimizde Mus’ab b. umeyr canlanıyor. Şimdi soralım kendimize senin adın ne?

Her isim bir dua gibidir. Kendi ismini arayan bir adamı El Hac Malik El Şahbazı büyük bir özlemle, eksikliğini hissederek, rahmetle anıyoruz. Bir şehidin asla ölmeyeceğinin kanıtı olarak hatırası, sireti ve sureti aklımızdan gitmiyor. Yaşamıyla da ölümüyle de bize bir şeyler anlatmayı sürdüren bir anıt gibi yükseliyor.

 

Said Kotan

Paylaş

Kayseri’deki Terör Saldırısını Lanetliyoruz

Kayseri’de Düzenlenen Terör Saldırısını Lanetliyoruz.

Kayseri’de halk otobüsüne yönelik bombalı saldırıyı lanetliyor, saldırıda şehit olan kardeşlerimize Allah’tan (c.c.) rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Son günlerde artan terör saldırılarını planlayan karanlık odakların niyetlerini çok iyi biliyoruz. İslam dünyasında yaşanan acılara en yüksek perdeden ses veren milletimizi kendi iç sorunlarında hapsetmek isteyenler başarılı olamayacaklar.

Halep’te yaşanan insanlık dramı karşısında millet olarak teyakkuza geçtiğimiz bu günlerde yapılan terör saldırıları İslam dünyasının vahşi yaratıklara teslim edilmesine karşı çıkan Türkiye’ye diz çöktürtmeye yöneliktir.

Ey Hainler! Bilmelisiniz ki yaptığınız her saldırı bizi daha da diriltiyor.
Beşiktaş’ta, Kayseri’de patlatılan bombalar millet olarak ne tür bir global cendereden geçmekte olduğumuz hakkında bizi daha da bilinçlendiriyor.

Gezi eylemlerinden, 17-25 Aralık’a; 15 Temmuz’dan, Kayseri saldırısına kadar Türkiye’nin güçlenmemesi için her türlü karanlık oyunu devreye sokanlar İslam dünyasının umudu olarak ayağa kalkan Türkiye’nin yükselişine engel olamayacaklar.

Kayseri’da yapılan bombalı saldırıyı lanetliyor, milletimizi birlik ve beraberlik içinde sağduyulu davranmaya davet ediyoruz.

Kemal ÖZDEN
İnsan ve Medeniyet Hareketi Yönetim Kurulu Başkanı

Paylaş

Bayırbucak Yanıyor

Osmanlı devletinin yıkılmasının ardından İngiliz ve Fransız emperyalizminin güdümünde şekillenen Ortadoğu’da kan ve gözyaşı yüz yıldır devam ediyor. Batılı emperyalistlerce küçük parçalara ayrılan İslam toprakları senelerce batı uşağı diktatörlerin zulmü altında yönetildi. Geçtiğimiz beş yıl içinde diktatörlere karşı başlayan halk ayaklanmaları hadım edilerek bu ülkelerdeki kaos ve belirsizlik daha da arttırıldı.

Batılı emperyalistler İslam ülkelerinde gerçek anlamda özgürleşme anlamı taşıyan bir devrime asla izin vermediler. Mısır’da ilk defa halk tarafından seçilen Mursi batı destekli askeri darbe ile devrilerek yerine batı uşağı bir kukla getirildi.

Arap Baharından geriye her gün yüzlerce insanın öldüğü kanlı bir kargaşa ortamı kaldı. Bizzat ABD tarafından istikrarsızlaştırılan ve fiili olarak üç ayrı devlet haline gelen Irak’ta yaşanan kan banyosu kısa sürede Suriye’ye sıçradı. Rusya-İran bloğuna karşı ABD-Avrupa bloğunun çıkar savaşlarının yaşandığı Irak ve Suriye’de yüzbinlerce kişi katledilirken, milyonlarca kişi ülkesini terk etmek zorunda kaldı.

Yüz yıl önce Şam vilayetimizin toprakları olan beldeler bu gün varil bombaları ile yerle bir ediliyor. Son günlerde Rusya, İran, Lübnan Hizbullahı ve Eset güçleri tarafından vahşice bombalanan Bayırbucak Türkmenleri bölgeden sürülmek isteniyor.

Türkiye’nin güneyinde Türkmen’den arındırılmış bir koridor oluşturmak isteyen Rus-Şii koalisyonu bu hedefini gerçekleştirmek için karadan, denizden ve havadan ölüm yağdırmaya devam ediyor. Irak ve Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen yeni yapılanmayla Türkiye ile İslam dünyası arasına fiili olarak set çekilmek isteniyor.

Başta Bayırbucak Türkmenlerine yapılan katliamın durdurulması ve tüm İslam ülkelerinin huzura kavuşması için daha etkin bir dış politika izlenmelidir. Ortadoğunun Rus-ABD çekişmesinin yaşandığı kanlı bir satranç tahtası halinden çıkartılması için Türkiye’nin önderliğinde İslam dünyasında yeni bir sağduyu haraketine ihtiyaç duyuluyor.

İçinde bulunduğumuz bu acı günlerin İslam dünyasının uyanışına vesile olmasını dilerken rabbimizden Müslüman devlet adamlarına basiret vermesini, yeryüzü zalimlerini kendi tuzaklarına düşürmesini niyaz ediyoruz.

Kemal ÖZDEN
İnsan ve Medeniyet Hareketi Yönetim Kurulu Başkanı.  

Paylaş

SOMA’DA MADEN FACİASI

13 Mayıs 2014 (dün akşam) Manisa’nın Soma ilçesinde gerçekleşen maden kazasında ilk belirlemelere göre 205 işçi hayatını kaybetmiş ve bir çok işçi yaralı olarak kurtarılmış, hali hazırda da kurtarılmayı bekleyen çok sayıda maden işçisi kardeşlerimiz bulunuyor. İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze olarak vefat edenlere Allah’tan rahmet yakınlarına sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. Rabbımız’dan yer altında kurtarılmayı bekleyen işçilere güç vermesini ve onların sağ salim kurtarılmasını , yaralı işçi kardeşlerimize de şifa vermesini diliyoruz.

İMH Gebze  Başkanı Ali Erol

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze’den Soma Faciası’na başsağlığı mesajı

-Başkan  Ali Erol: “Yerin derinliklerinde helal rızık peşinde koşarken hayatını kaybeden tüm işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyoruz. Acılarını ve üzüntülerini yürekten paylaşıyoruz.”

-Yeni faciaların yaşanmaması için iş kazalarına karşı sistematik tedbirler alınmalı

Gebze İnsan ve Medeniyet Hareketi, Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan maden faciasıyla ilgili bir mesaj yayınladı.

Gebze İnsan ve Medeniyet Hareketi Başkanı Ali Erol, Soma’da kömür madeninde meydana gelen faciadan derin üzüntü duyduklarını belirterek, “Yerin derinliklerinde zor koşullarda çalışan ve evine helal rızık götürmekten başka amacı olmayan maden işçilerinin karşı karşıya kaldığı bu müessif hadise hepimizi derinden sarsmış ve bizleri üzüntüye boğmuştur. Kazada vefat eden işçilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz” dedi.

SİSTEMATİK TEDBİRLER ALINMALI

Madencilik sektörünün işçi sağlığı ve can güvenliği açısından yüksek riskli bir sektör olduğunu hatırlatan Gebze İMH Başkanı Ali Erol şöyle devam etti:

“Yaşadığımız facianın ve kaybettiğimiz canların büyüklüğü, maden ocaklarında yıllardır yaşanan sorunları, başta can güvenliği olmak üzere, elverişsiz çalışma koşullarını bir kez daha gündemimize getirmiştir. Facianın tüm boyutlarıyla araştırılması, varsa ihmal ve hataların ortaya çıkarılması, bu elim hadise dolayısıyla iş güvenliği, işçi sağlığı, işyerlerinde can güvenliği ve iş kazaları gibi sorunların başta madencilik sektörü olmak üzere tüm işyerlerinde yeniden ele alınması ve yeni faciaların önüne geçmek için sistematik tedbirler alınması ülkeyi yönetenlerden beklentimizdir.

AİLELERİN ACISINI YÜREKTEN PAYLAŞIYORUZ

Soma’daki facia herkesin aklını başına getirmeli, yaratılmışların en şereflisi olan insanı sadece bir üretim aracı olarak gören bakış açısından vazgeçilmelidir.  İnsan hayatı ve insan onuru, her türlü kar ve kazanç hesabının üzerindedir. Yaşadığımız bu facia vesilesiyle, insan hayatının, onurunun, emeğinin kutsallığının korunması, emeğin karşılığının tam olarak verilmesi konularındaki hassasiyetlerimizi gözden geçirmeli,  bu konuda yaşanan vurdumduymazlıklara ve istismarlara son vermek için toplum olarak ortak duyarlılık geliştirmeliyiz. Millet olarak bu tür felaketlerden sonra geliştirdiğimiz dayanışma ve yaraları sarma konusunda gösterdiğimiz yetenek ve başarıları, felaket ve musibetlerin önüne geçmek için de sergilemeliyiz. Bu vesileyle Soma’daki maden faciasında hayatını kaybeden tüm işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır ve başsağlığı diler, acılarını yürekten paylaşır, yaralılarımıza acil şifalar temenni ederiz.”

Gebze İnsan ve Medeniyet Hareketi

Paylaş

Muhammed Kutub Vefat Etti

İslam dünyasının önemli düşünürlerinden Mısırlı âlim, mütefekkir Muhammed Kutub, 95 yaşında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde Uluslararası Tıp Merkezi’nde hayatını kaybetti.

Şehid Seyyid Kutub’un Kardeşi Muhammed Kutub’a Allah’tan rahmet, İslam alemine de bu değerli ilim adamını kaybettiği için baş sağlığı diliyoruz.

Muhammed Kutup 1919 yılında Mısır’da dünyaya geldi. Mısır’da yönetimi değiştirmek maksadı ile bazı suikastlar tertiplediği gerekçesi ile ağabeyi Merhum Seyyid Kutub ile tutuklandı.  Seyyid Kutub idam edildi kendisi hapis cezasına çarptırıldı (1966). 6 yıl hapis hayatı yaşadıktan sonra Suudi Arabistan’a iltica ederek orada yaşamaya başladı (1972)

Muhammed Kutub İslami hareketlerin en büyük sorununun yönetim tecrübesinin bulunmaması olduğu tespitinde bulunuyor ve İslami hareketlerin İslam coğrafyasındaki rejimlerle bir gün siyasi olarak karşı karşıya gelmesinin mukadder olacağı fikrini savunuyordu.

Türkçeye tercüme edilen; Çağdaş Dünyaya İslami Bakış, Çağdaş Fikir Akımları, Çağdaş Konumumuz, İnsan Psikolojisi Üzerine Etüdler, Hanım Sahabiler, Biz Müslüman mıyız?, Alemlere Rahmet Hz. Muhammed ve çevrilmeyen diğer eserleri ile 35 kitap yazmıştır.

Fikir dünyası Seyyid Kutub’un etkisi ile şekillenen Muhammed Kutub en büyük değişimlerini Mısır zindanlarında gerçekleştirmiştir.

Merhumun cenazesinin yarın defnedilmesi bekleniyor.

 

Paylaş

İsrail Yargılanıyor!

İHH İnsani Yardım Vakfı; Mavi Marmara Davası ve gemiye saldırının 3. yıldönümünde bazı etkinlikler düzenleyecek.
PROGRAMLAR:
20 MAYIS
Mavi Marmara Davası’nın 3. duruşmasının görüleceği saatlerde; 20 Mayıs Saat 10.00’da Çağlayan Adliyesi’nde Mavi Marmara dostları buluşacak. Adliye önünde; şehit yakınları, Mavi Marmara gönüllüleri, Filistin dostları, İHH gönüllüleri, yazarlar, gazeteciler bir araya gelecek. Etkinlikte İsrail’in kanun dışı eylemleri ve sistematik hale getirdiği hak ihlalleri anlatılacak.
31 MAYIS
31 Mayıs akşamı 21:00’da ise Haliç Tersanesi’nde bulunan Mavi Marmara gemisinde bir program olacak ve gemide sabahlanacak. Konuşmalar, ezgiler ve pek çok faaliyetin olacağı gecede dünyanın çeşitli ülkelerinden yabancı konuklar da hazır bulunacak.
1 HAZİRAN
1 Haziran saat 17:00’da Fatih Camii’nden Edirnekapı’ya yürünecek. Yürüyüş; Edirnekapı’daki Mavi Marmara Şehitlerinin kabrinde son bulacak. “Davamız Özgür Kudüs” ve “Davamız Özgür Gazze” adıyla yapılacak yürüyüşe on binlerce kişi katılacak.
20 MAYIS PROGRAMI ÇAĞRI METNİ:
DAVAMIZ: ÖZGÜR GAZZE, ÖZGÜR KUDÜS, ÖZGÜR FİLİSTİN
İsrail’in uluslararası sularda Gazze Özgürlük Filosu’na düzenlediği saldırının üzerinden üç yıl geçti. Dokuz insani yardım gönüllüsünün hayatını kaybettiği, onlarcasının yaralandığı, alıkonulduğu, işkence gördüğü, gasp edildiği Mavi Marmara saldırısının üçüncü yıldönümünde adalet arayışımız devam ediyor.
Filistin mücadelesi sürecinde oldukça önemli bir konumda bulunan Mavi Marmara davası, İsrail’in giriştiği insan hakları ihlalleri için dünya genelinde açılacak davalara emsal teşkil edecek bir davadır. Dava, İsrail’in hukuki koruma kalkanının delinmesine giden süreci başlatmış olmasının yanı sıra orta vadede Kudüs işgalinin kırılması için çok önemli bir adım anlamına gelmektedir. Mavi Marmara saldırısında görevi ve sorumluluğu bulunan üst düzey komutanları ve askerî personeli yargı önüne getiren dava, İsrail kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştır. İsrail, ABD’den ablukanın kaldırılması ve siyasi ve askerî tüm sorumluların yargılanması gibi taleplerinden vazgeçmesi noktasında Türkiye’yi ikna etmesi beklentisi içindedir. Ancak bu haklı taleplerin pazarlık konusu edilmesi mümkün değildir. Uluslararası hukuku çiğneyerek insanlık onurunu ayaklar altına alan İsrail’e karşı hukuk mücadelemiz devam edecektir.
Şehitlerimizin manevi şahsiyetine, Filistin halkının onurlu mücadelesine ve Mescid-i Aksa’ya olan sorumluluğumuzun bir gereği olarak sizleri de bu tarihî davaya şahitlik etmeye davet ediyoruz.
Sizler de bu davanın tarafısınız. 20 Mayıs Pazartesi günü saat 10.00’da İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde buluşalım!
 israil_yargilaniyor_530_x_530
Paylaş

Suriye İntifadası 3. Yılında Selamlandı

Suriye’de zalim Esed rejimine karşı başlayan halk hareketi 3. yılında Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde selamlandı. 15 Mart günü Cuma namazı sonrası İstanbul Fatih Camii’nde toplanan binlerce kişi Saraçhane’ye doğru yürüyüşe geçti. Saraçhane parkında toplanan Suriye dostları sloganlar eşliğinde Esed zulmünü lanetledi.

Suriye Halkı İle Dayanışma Platformu tarafından Suriyede başlayan intifadanın 3. yılı vesilesi ile Saraçhane parkında bir program icra edildi. Program Kur’an tilaveti ile başladı. Daha sonra Ramazan KAYAN Hoca, bir konuşma yaptı. Konuşmasında Suriye’de yaşanan insanlık trajedesine dikkat çeken KAYAN, bu zulme seyirci kalan dünya kamuoyunun en az Esed kadar suçlu olduğunu söyledi. Çeşitli bölgesel hesaplarla Esed rejimine destek veren Rusya, İsrail ve İran’a göndermelerde bulunan KAYAN, hiç bir zalim yönetimin zulümle abat olamayacağını belirtti. Türkiye’de bazı çevrelerin Esed zulmüne karşı başlatılan mücadeleyi bulandırmak için kara propaganda yaptıklarını belirterek Suriye’de bir mezhep çatışması çıkarmaya çalışanların heveslerinin kursaklarında kalacağını ifade etti.

Ramazan KAYAN Hocanın yaptığı konuşmanın ardından kürsüye Suriye’den gelen misafirler davet edildi. Suriyeli alim Usame Rıfai, Esed rejimin yaptığı katliamlarla kendi sonunu hazırladığını belirterek meydanda Suriye halkına destek olmak amacı ile toplanan Suriye dostlarına teşekkür etti. Daha sonra kürsüye gelen iki suriyeli kız çocuğu  Suriye’de yaşanan zulmü ortaya koyan şiirler okudular. Programın sonunda Grup Yürüyüş sahne alarak Suriye’de verilen mücadeleyi konu alan ezgiler söyledi. Program sonunda alanda toplanan Suriye dostları Suriye’de yaşanan zulmün bir an önce sona ermesi için hep birlikte dua etti.

 

Paylaş

Aşkın Bir Adı da Şehadet

20111223161940-b
Aşkı anlamayan şehadeti anlar mı? Aşkın bir adının şehadet, diğer adının da yorulmamak olduğunu bilir mi?
İnsan kendi kişiliğini Kur’an ikliminde ilmek ilmek dokumaya başladığında oradan namaz kılan, oruç tutan, hacca giden bir insanın yanı sıra cihad kaygısı taşıyan, şehadet özlemi duyan bir insan çıkar. Yani dertli bir insan çıkar. Kaygısı Allah rızası ve ahiret endişesi olan bir insan çıkar.

İhlâslı her müminin ufkunda şehadet özlemi vardır.
Allah Rasulü’nün (sav) bu dünyadaki en büyük isteğinin Allah yolunda öldürülüp, tekrar diriltilmek;  öldürülüp, tekrar diriltilmek olduğunu düşünürsek bu büyük mertebeye ulaşmak elbette her mü’minin sevdası olacaktır.

Şehitliği şahitlikle birlikte düşünmeliyiz. Zira şehitlik, şahitliğin bir sonucudur. Bizim şahitliğimiz elest bezminde başladı. A’raf Suresi 172. ayeti hatırlayın. Hani yüce Allah: “Elestü bi rabbiküm (ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” diye soruyor da kullar: “Galu bela (evet sen bizim Rabbimizsin, şahit olduk)” diyorlar ya. Böylece Allah ile muahede gerçekleşiyor.

Henüz dünya hayatına gelmeden şahitliğin başladığını görüyoruz. Akabinde insanoğlu dünyaya geliyor. Özellikle mükellef olma, akıl baliğ olma aşamasına gelince bu defa kelime-i şehadetle muhatap oluyor. Kelime-i şehadeti getirerek aslında ruhlar âlemindeki o şehadetini, gaybi olan şehadetini dünya gözüyle vicahiye dönüştürüyor. Bir fiil bunu dünyada da dillendirmiş oluyor şahidliğini. Kelime-i şehadetle birlikte bu defa diğer şahitlik devreye giriyor. Bakara Suresi 143. ayette bakıyoruz ki: “Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.” Ve Maide suresi 8. ayet; “Ey iman edenler! Adil şahitler olarak Allah için hakkı ayakta tutun”

Şahit olmak numune-i imtisal kabul edilmektir.
Şahit olmak bir karar ve hüküm için delil kabul edilmektir.
Şahit olmak güzel ahlakıyla, ilmi irfanıyla seçilmişliktir.
Şahit olmak merkezî bir cazibe mercii, hayrın ve hakikatin önderi olmak demektir.
Şahitliğin zirve noktası da şehitliktir.
Şahit olanın hayatını şehadetle taçlandırmasının adıdır şehitlik.
Evet, şehitlik, kişinin bu şahitliği hayatıyla ispatlamasıdır.
Yani hayatını Allah (c.c) yoluna tahsis ederek, teslim ederek, adayarak şehitlik dediğimiz mertebeye ulaşmasıdır.

Şahit, aynı zamanda yaşayan şehit demektir. Şehit de değerleri için kendini adayıp, feda edip ölümsüzleşen kişi demektir.

Evet, dostlar! Şehitlik şahitliğin bir sonucudur. Hayatında şahitliği gerçekleştirenleri Allah (cc) sonunda şehitlikle mükâfatlandırıyor.

Şahitlikte ve şehitlikte karşımıza çıkan şudur; şahitlik bilinciyle, şehadet ruhuyla, arzusuyla yaşayan müminin temelde hayata yaklaşımı şudur: Kendisini bu dünyaya ait hissetmez. Bu dünyaya takılı kalmaz. Tüm hesaplarını bu hayat ekseninde düşünmez. Şahitlik ve şehadet bilincini yakaladığı zaman esas ait olduğu dünyayı idrak etmiş olur.

Şahitliğin gereği ve şehitliğe giden yol nedir?
Önce dua: nimet verilenler arasında olmayı istemek. “Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet” (Fatiha 7) Güzel bir arkadaş olarak şahit ve şehit olanları örnek almak. “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisa 69)

Allah yolunda olmak, sürekli koşuşturma, sürekli gayret ve hizmet… Allah yolunda olmadan Allah yolunda ölemezsiniz. Allah yolunda olmak, gayreti, mücadeleyi hayat tarzı haline getirmektir. Şehit Hasan El Benna’nın dediği gibi: “Hayat iman ve cihattır”

İman ve mücadeleyle yoğurmak hayatı… Malla ve canla vermek, illa vermek… Yakıni bir iman ile olacak bu: Allah’a ve ahret gününe kesin bir iman ile olacak. Bu imana sahip olanlar haydi cihada denildiğinde mazeret üretmediler. Ne evladu ıyal, ne mal, ne yol, ne sıcak hava… Hiçbir şey onları şehadet yolundan alıkoymadı. Hatta mazeret sunmak nifaktan bir iz taşımaktı.

Kalbinde Allah ve rasul sevgisi ve onun dini için gayret etme aşkı iştiyakı olacak. “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe 24)

Allah’ın rahmetini, mağfiretini her şeyden daha değerli görmekle olacak. “Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır.”  (A.İmran 157)

Karşılığı cennet… Karlı bir alış veriş bu. “Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.” (Tevbe 111)

Şehadet aslında yaşamayı, diri olmayı ve diri kalmayı tercih etmektir. Çünkü şehitler ölmez. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar.” (A.imran 169)

Niyet çok önemli, ihlâs çok önemli cihadınızda kuzman gibi olma tehlikesi var Allah korusun, hicretinizde Ümmü kays’ın muhaciri olmak da var… Onun için “Mü’minin niyeti amelinden daha hayırlıdır.” Buyurmuş Peygamberi Zişan.

İster malını ver, ister canını; ama illa Allah için, sadece O’nun rızası için vereceksin. Kalbinde bu duruluğu ve netliği yakalamadan verdik zannedilenler aleyhimize olabilir Allah korusun.

Şehitliğin sırrı adanmaktır dostlar!
Adanmak… İnsanlığın kurtuluşu için kendinden vazgeçmek, kendini feda etmektir. Yasin suresinde geçen Ashab-ı Karye’yi hatırlayın. Azgın bir toplum, Allah’ın elçilerini yalanlarken hani şehrin en uzak ucundan gelen bir kişi vardı orada. Elçilere destek veriyor, o toplum onu da reddediyor, linç ediyor, şehid ediyor. Şehid olduktan sonra ne dediğine dikkat edin:  “Keşke kavmim bilseydi! Rabbimin bana mağfiret ettiğini, bana ikramda bulunduğunu keşke bilmiş olsalardı.”  İşte buradaki bilinç düzeyini önce yakalamak lazım. Yani kendisi cennete girse bile hâlâ gerideki toplumun kurtuluşunu dert edinmiş olan bir yürekle karşı karşıyayız. Kanına, hayatına kasteden insanların geleceğini, ahiretini öylesine düşünüyor ki katil olmaları o anda onu meşgul etmiyor. İşte şehidin mantığı budur. Bu açıdan şehidin mantığını kavramak lazım, şehidin aşkını anlamak lazım, şehidin mesajını, çağrısını doğru okumak lazım.

Diriltme çabasıdır bu, imhaya değil ihyaya odaklanmaktır. Bize yabancı değil şahitlik, şehadeti tanıyoruz biz. Biz bu adanmayı ve diriltme çabasını asrı saadetten günümüze yaşatan örnekleri iyi tanıyoruz. Hz. Hubeyb’de gördüğümüz Allah resulüne bağlılığı ve O’nun ayağına bir diken batmasına dahi razı olmayıp can feda etmeyi, İskilipli Atıf Hoca’da gördük. Evet, biz! Neye mal olursa olsun, İslam’ın hükümlerinin kaldırılmasına karşı sessiz kalmamayı; zulme ve zalime karşı mücadeleyi, tıpkı Hz. Hüseyin gibi şehadetin de en az kazanmak kadar başarılı olduğunu bize bu asırda yeniden öğreten Şeyh Said’de de gördük. O demişti: “Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi. Şu basit ağaç dallarına asmanıza perva etmem. Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Muhakkak ki yolum, Allah yoludur.”

Musab b. Umeyr, Hasan el Benna olup çağlar aşıp geldi ve bize muallimliğin ve şehitliğin nasıl birleştirildiğini öğretti. Yıllar öncesinden atılan tohumların, baharı müjdelediğini öğrendik. Biz zalime karşı dik duruşla gelen şehadeti Ahmed b. Hanbel’de ve Seyit Kutup’ta gördük. Abdullah b. Cahş’ın arınma çabasını Tekiner Tayfur’da gördük: “Ya rab, kanımı günahlarıma kefaret kıl.” Sesine kulak verdik ve âmin dedik. Ebu Dücane’nin kılıcında yazılı olanın 21. asırda Haris’te, Murat’ta ve Bülent’te karşılık bulduğunu, onlarda ete kemiğe büründüğünü gördük. Enes b. Nadr’ın sadakatini Fuat Çağlar’da, Bilal Yaldızcı’da gördük. Ne güzel arkadaştılar ya rabbi!…ve hasüne ülaike rafîka.

Biz Ebu zerce bir adamlığı Bahattin Yıldız olarak tanıdık, tanıdık hamdolsun. Gösterdi Allah hamdolsun. Evet, dostlar! Şehitler bize şehadetin bir başlangıç değil sonuç olduğunu öğrettiler. Şehadetin şehit gibi yaşayanların hakkı olduğunu ispatladılar. Onlar sekinet adamıydılar. Endişeleri ve dertleri ahiretti. İstikamet üzere olmaktı. Samimi ve dürüsttüler. Ruhaniyetleri güçlüydü. Onlar duyarlı ve fedakârdılar. Mukaddes bir davaya sevdalanmışlardı. Âşıktılar, ahh minel aşk. Aşkı anlamayan şehadeti anlar mı? Aşkın bir adının şehadet, diğer adının da yorulmamak olduğunu bilir mi? Aşkı anlamayan adanmanın ne olduğunu bilir mi? İşte aşk adamı olan şehitler, “Madem ölüm tek bir defa gelecek o da neden Allah için olmasın.” Diyerek ölmeden önce ölmeyi bildiklerinden öldükten sonra yaşamayı hak etmişlerdir.

Şimdi şahitlik sırası bizde. Evrensel bir sorumluluğumuz var bizim. Yeryüzünde fitneden eser kalmayıncaya ve din yalnız Allah’a ait oluncaya kadar cehdetme sorumluluğu bu.

Kul ile Allah arasına giren engelleri ortadan kaldırmak hedefiyle İslam’ı tüm insanlara ulaştırmaya gayret etme noktasında bir hidayet taşıyıcılığına soyunmak gerekiyor. Bu görevi cehdle, mücadeleyle yerine getirecek bir feda oluş gerekiyor. Efendimizin veda hutbesinde sesinin ve sözünün ev içlerimizden yeryüzüne taşımayı vasiyet etti. İslamın o ilk nesli bu peygamber çağrısını nasıl anladı ve ne yaptıysa biz de öyle anlamaya ve yapmaya mecburuz. Onlar ebedi sorumluluk bilinciyle fevc fevc yeryüzüne dağılmışlardı. Bugün İslam coğrafyası olarak bilinen K.Afrika, Balkanlar, Ortadoğu ve Asya… Sahabe neslinin diktiği bayraklarla İslam toprağı oldu.
Bizler de şahsiyetlerini Kur’an ve sünnet ruhuyla donatabilirsek, hayatlarımızı peygamber terbiyesine sunabilirsek, yüreklerimize sahabe nişanı taşıyabilirsek, evet şahitliğin hakkını verebilirsek İslamın rahmet iklimini bir medeniyet dokusu halinde evden mahalleye, şehirden ülkeye ve tüm dünyaya inşa edebiliriz.

Evet, kardeşler! Bizler görüldüğünde Allah’ı hatırlatan insanlar olmak zorundayız. Ahlakımızla Allah’ın şahitleri olduğumuzu göstermek zorundayız. Bize şahit olarak Allah yeter bilinciyle her daim Allah ile olduğumuzu bilmek ve bunu hayat tarzı haline getirmek zorundayız. Ve bizler ölüme gaflet anında yakalanmamak için şehadet bilincini kuşanmak zorundayız.

Şahitliğiniz mübarek olsun. Allah razı olduğu bir anda canımızı alsın.  Ve bizi şehadetle rızıklandırsın. Âmin.

Not: Bu yazı, Fesih KAYA’NIN 17.02.2013 pazar günü Diyarbekir’de İHVAN DER’İN “Hasan El Benna Ekseninde Şahadeti Anlamak” konulu programında yaptığı konuşmanın metnidir.

Paylaş

Önden Gidenler İçin Vefa Gecesi

Onlar Gittiler, Şimdi Yalnız Bir Yemin Kaldı Aramızda

Hayatta iken güzide yaşamları ile hepimize örnek olan müstesna isimleri tekrar hatırlamak ve onların güzel hatıralarını diri tutmak için Önden Gidenler İçin Vefa Gecesi düzenleniyor. 

03 Mart 2013 Pazar günü saat 18:30’da Haliç Kongre Merkezi Sadabat Salonunda gerçekleşecek olan programda konuşmalar, şiirler, marşlar ve sinevizyon gösterileri yer alacak.

Önden Gidenler İçin Vefa Gecesi
Paylaş
Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Facebook
Facebook
Twitter