Salı , 21 Mayıs 2019
Anasayfa / Duyurular / Gebze İMH’de Hoşgörü kavramı konuşuldu
Gebze İMH’de Hoşgörü kavramı konuşuldu

Gebze İMH’de Hoşgörü kavramı konuşuldu

Gebze İMH’de Hoşgörü kavramı

Hoşgörü başlıklı sunumu gerçekleştiren Gürsel Şanlı, hoşgörü/tolerans kavramının neoliberalizm tarafından araçsallaştırılarak sömürgeci amaçları gerçekleştirmek için nasıl kullanıldığını anlattıktan sonra İslam’ın hoşgörü kavramına bakış açısı hakkında bilgi verdi.

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze’de periyodik olarak yapılan aylık kavram derslerine Hoşgörü kavramı ile devam edildi. Sunumu gerçekleştiren Gürsel Şanlı, hoşgörü kavramının tanımı ve doğuşuna kısaca değindikten sonra hoşgörü/tolerans kavramının amacından ve içeriğinden saptırılarak neoliberalizm ve emperyalizm tarafından nasıl araçsallaştırıldığını, İslam dünyasında dinsel, ideolojik, siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik alanda nasıl bir fetih ve sömürgeleştirme aracı olarak kullanıldığını anlattı.

KAVRAMIN TANIM VE DOĞUŞU

Hoşgörü kavramının müsamaha, tahammül, tesamuh, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla katlanma şeklinde tanımlandığını ifade eden Gürsel Şanlı, konuşmasında hoşgörü, tahammül, müsamaha ve tolerans konularında Batı’nın ve hiçbir din ve ideolojinin İslam’a ve Müslümanlara ders verecek durumda olmadıklarını söyledi.

Hoşgörü kavramının liberal ideoloji ile birlikte 17. Yüzyılda gündeme geldiğini, Hristiyan mezhep ve cemaatler arasındaki çatışmanın ortadan kaldırılarak Hristiyanlığın monist yaklaşımlarıyla protestan anlayışın bir arada barış içerisinde yaşamasını sağlamayı amaçladığını kaydetti. Gürsel Şanlı ülkemizdeki Müslüman aydın ve alimlerin tolerans kavramının karşılığı olarak kullanılan ve Türkiye’de yaygın olan hoşgörü kavramı yerine tahammül ve katlanmanın daha doğru bir kullanım olduğu görüşünde olduklarını ifade etti.

KAVRAMSAL EGEMENLİK, KAVRAMSAL EMPERYALİZM VE HOŞGÖRÜ KAVRAMI

Her din, her inanç ve her ideolojinin kavramlara kendi düşünce sistemi içerisinde anlam yüklediğini belirten Gürsel Şanlı, “zamana hakim olan baskın inanç ve ideoloji, kavrama yüklediği kendi anlamını başkalarının tanımına uymasa da egemen kılar. Egemen tanıma göre diğer düşünce ve inançları konumlandırır. Kavramsal emperyalizm, kavramsal sömürgecilik dediğimiz bu durum onları üstün konuma sizi daima zayıf ve savunma pozisyonuna sokar. Özne-nesne ilişkisi kurar. Sizin «İslam’da hoşgörü vardır» demeniz bir şey ifade etmiyor. Hakim liberal tanım «İslam’da hoşgörü yok» diyor. Çünkü sizin kavrama yüklediğiniz anlamla onun kavrama yüklediği anlam farklı” diye konuştu.

HOŞGÖRÜ PROJE BİR KAVRAMDIR

Hoşgörü kavramının Batının İslam dünyasında Ilımlı İslam Projesi politikaları kapsamında maske bir kavram olarak gündeme getirildiğini kaydeden Gürsel Şanlı, hoşgörünün kavramsal emperyalizmin bir yansıması olarak proje bir kavram olarak kullanıldığını belirterek, sunumunun devamında şu görüşleri ifade etti:

Çok boyutlu, çok yönlü, çok amaçlı bir kavramla karşı karşıyayız. Ama öncelikle belirtelim, hoşgörü kavramı proje bir kavramdır. Bizlerin öncelikle herhangi bir kavram karşımıza çıktığında bu kavram kim tarafından ve hangi maksatla gündeme getiriliyor sorusunu sormamız ve analitik bir yaklaşımla irdeleyip doğru cevabını bulmamız gerekiyor. Zira bizler, özellikle Batının gündeme getirdiği kavramlara karşı çok dikkatli, çok uyanık, çok şüpheci ve çok analitik bakılması gereken bir çağda yaşıyoruz. Bizlerin maruz kaldığı en büyük emperyalizm, en büyük sömürgecilik, zihinsel sömürgeciliktir. Bunun da kaynağı kavramsal emperyalizmdir. İşgal projelerini öncelikle kavramsal egemenlikle, kavramları zihinlerimize, kültürümüze ihraç etmek suretiyle başarmaktadır.

BATI MÜSLÜMANLARA NEDEN HOŞGÖRÜ GÖSTERMİYOR?

Hoşgörü, postmodern dönemin de popüler kavramıdır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkmakla birlikte özellikle 1980’li yıllardan itibaren popülarite kazanan Postmodernizm, «tartışılmaz ve evrensel bir gerçeğin olması mümkün değildir» der. Görecelilik kaçınılmaz olarak başka kültürlerin hakikat iddialarına da kulak vermeyi gerektirir. İslam da tekçi hakikat anlayışı nedeniyle «Hak, gerçek tek din İslam’dır. Diğerleri batıldır. Yanlıştır, geçersizdir» görüşüne sahip olduğu için ötekileştiren bir din ve inançtır, dolayısıyla İslam bu yönüyle hoş görülemez.

Liberal ideoloji dinlerin üstünlük iddiasından vazgeçmesini istemektedir. Bu yaklaşıma göre değişmez temel hakikat yoktur, hakikat izafidir. Herkesin kendisine ait iyisi var. Karşılıklı tavizlerle mutabakata varılmalı diyorlar. Burada Müslümanlardan İslam’ın haram kıldığı kötü kategorisindeki davranışları aşağılamaya kalkmamaları, (zina, eşcinsellik, faiz, içki, evlilik dışı hayat vb.) giderek hoşgörü aracılığıyla dinlerinden vazgeçmeleri istenmektedir. Müslümanlardan İslam’ın haram saydığı her şeyin ve her fiilin kamusal alanda meşruiyet kazanması beklenmektedir. İstenen, İslam’ın koyduğu yasakların, haramların Müslümanların eliyle yasak olmaktan çıkarılmasıdır. Başkası yaparsa baskıcılık olur ve meşruiyet kazanmaz. Bu istekler Müslümanlar eliyle Müslümanlara kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.

BATININ VE NEOLİBERALİZMİN UYGULAMADAKİ HOŞGÖRÜ ANLAYIŞI

Liberal düşüncede değer çoğulculuğu en önemli kavramlardan biridir. Bir toplumda hiçbir değer diğerinden önemli değildir. Tek doğru yoktur. Çok doğru vardır. Hiçbir kimse başkalarının doğrusuna müdahale edemez. Karışamaz. Peki uygulama nasıldır? Avrupa ülkelerinde Batı dışı değerlere, özellikle de İslami değerlere yaklaşım nasıl, farklı olana tahammül var mı? Bugün Avrupa’da Müslümanların en asgari taleplerine, helallerine ve haramlarına bile tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük var. Danimarka’da karşı cinsle el sıkışmayan Müslümanlara artık vatandaşlık hakkı verilmiyor. Belçika’da helal kesim yasaklanıyor, kamusal alanda örtü burka-peçe yasağı tüm Avrupa’da yayılıyor.

HOŞGÖRÜ VE İSLAMOFOBİ BİRLİKTE YÜRÜYOR

Batı’nın İslam’la savaşında iki önemli ayak görüyoruz. Birinci ayak İslam dünyasında Ilımlı İslam Projesi ki, Hoşgörü kavramı çok elverişli ve kullanışlı bir kavramdır. İkinci ayak ise Batı toplumlarında, Batı dünyasında İslamofobi politikası. İslam dünyasında Batı’ya ve Hristiyanlığa karşı bir hoşgörü anlayışının geliştirilmesi;  Batı toplumlarında ise İslam’ın akıllarda ve kalplerde merak edilip araştırılmaması için İslamofobi. Yani İslam korkusu üretmek ve Müslümanlara karşı nefret uyandırmak. Bunun için ne yapmak lazım. İslam’ı hoşgörüsüz, şiddet üreten, terörist, acımasız, barbar, insanlık düşmanı bir din olarak göstermek lazım. Bu amaçla Müslümanlar arasından ayarttığı, kandırdığı, manipüle ettiği kişi ve örgütlere sansasyonel, dehşet ve nefret uyandıran eylemler yaptırıyorlar.

İslam dünyasına hoşgörü ihraç eden ve Müslümanlardan hoşgörülü olmalarını isteyen Neoliberalizm; bağımsızlığa, milli egemenliğe, teknolojik ilerlemeye, İslami bütünlük ve İslami kimliğe, İslamın siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak bütün veçhesiyle var olma hakkına, herkesin kendi kalma hakkına emri bil maruf nehyi anil münker’e, helale, harama, dini kıyafete, fahşanın, zinanın, eşcinsellik ve evlilik dışı yaşamın sapkınlık olarak nitelendirilmesine hoşgörü göstermiyor.

 

İSLAM VE HOŞGÖRÜ

Hoşgörü İslam açısından da çok boyutlu bir kavram. İslam’ın hoşgörü kavramının çerçevesini, kapsamını ve ufkunu ortaya koyan temel kavramlar rahmet, hilm, tahammül, hikmet, letafet, vedud, afuv, gafur, rauf, sabır, tevbe gibi kavramlardır. İslam fikirsel düzeyde her türlü görüşü dinler, dinleme hoşgörüsü gösterir. Kendi inancına göre yaşamasına engel olmaz. Fikirsel düzeyde kalan her görüşe fikirle karşılık verir. İslam hoş görmediği inanç, düşünce ve amellere hayat hakkı verir ama can, din, akıl, nesil, mal emniyetini bozacak icraata dökülürse gücü nisbetinde müdahale eder. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Rabbül Aleminin isimleri arasında bir isim var ki, yarattıkları ile ilgili tasarrufunda o isim öne çıkar. O da Rahman sıfatıdır. Allah rahmeti kendisinin üzerine farz kıldığını ifade ederek, kullarına öncelikle bu sıfatla muamelede bulunduğunu vurgulamaktadır.

Bunun hikmetlerinden biri kuşkusuz, insanı sevme ve onu kurtarmaktır. Mahrumiyet azabından. İman, İslam, hidayet, Nur ve marifetten yoksunluk azabından kurtarmaktır. İslam, Rabbül alemin tarafından en güzel şekilde yaratılan insanı kemal yolculuğundan alıkoyan ve onu ruhsal ve bedensel düşüş ve çöküşe sürükleyen, toplumsal huzuru ve düzeni bozan fesadın, fahşanın, sapkınlığın, kötülüğün suçun yayılmasına müdahale eder, zulmü, kötülüğü, adaletsizliği, temel insani haklara yönelik ihlalleri hoş görmez. İslam’ın haramları da yasakları da, sınırları da insan içindir. Egemenlik için, sermaye için, otorite için değildir. Amaç insanı korumak ve yüceltmektir. İnsani gelişimin önündeki engelleri kaldırmaktır.

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze merkezindeki konferans salonunda gerçekleştirilen hoşgörü başlıklı sunum soru-cevap bölümüyle sona erdi.

 

 

 

Paylaş

Hakkında imhgebze

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Facebook
Facebook
Twitter