Cumartesi , 16 Şubat 2019
Anasayfa / Yazarlar / İslamcılık Üzerine Bir Değerlendirme (1)
İslamcılık Üzerine Bir Değerlendirme (1)

İslamcılık Üzerine Bir Değerlendirme (1)

 

İslam, Allah’a teslim oluşu, gönülden bir yönelmeyi, fıtrata ve sünnetullah’a uygun bir şekilde düşünmeyi, tavır almayı ve yaşamayı ifade eden bir kavramdır. Yol haritasını ilk insanla beraber bizzat Allah [c.c]. belirlemiştir. Belirlenen bu yolun değişik aşamalarında resuller göndererek yoldan sapmaları onlara inzal ettiği vahiyle düzeltmiştir. Uzun insanlık tarihi peygamberlerle firavunların hak ile batılın tevhid ile şirkin mücadelesinin bir yansımasıdır. Bundan sonra da bu böyle devam edecektir.

Her peygamber ve Onun sahih inanç ve anlayışını devam ettiren her alim; insanlık için rahmet, yeniden dirilme, aslına yeniden dönmeyi ifade eder. Düalist  bir yapıya sahip olan insanoğlu her zaman doğruyu, iyiyi ve hakikati tercih etmemiş, belki de çoğu zaman bozulmayı,  kötülüğü, fıtratı değiştirip bozmayı tercih etmiştir. İnsanlığın böyle bunalımlı dönemlerinde her peygamber ve alimin birer rehber ,  önder, müceddid olarak ortaya çıktıklarını görüyoruz. Hz. Muhammed (a.s.) ve Ona inzal olunan son vahiy adeta insanlığa gönderilen son kurtarıcıyı ifade etmektedir. O , kendinden önce Yahudi ve Hristiyanlar tarafından bozulmuş ilahi kitap ve mesajı yeniden diriltmiş , tevhidi ve tevhidi hayat tarzını insanlığın hayatında yeniden canlı hale getirmiştir. Peygamber efendimiz kendi döneminde olağanüstü bir çabayla hayatın  her  veçhesini vahiy potasında değiştirmiş, risalet görevini tamamlayarak Rabbine dönmüştür.

Efendimizden hemen sonra islam coğrafyası çok genişlemiş, yeni kültür dil, inançlarla karşılaşmış, karşılıklı etkileşimler olmuştur. Reşit halifeler döneminde başlayan siyasi çalkantılar, dini anlama şekillerine etki etmiş fırkalara ayrılan islam toplumunun her bir fırkası öze dönüşü savunmuş; saf, berrak islam anlayış ve yaşayışının temsilcisi olduğunu iddia etmiştir. Her bir grup kendi anlama çerçevesi  içinde hakikatin öncelenmesini  önemsemiştir.  Siyasi çalkantılar sonucunda islam toplumundan ilk kopan fırka olan Hariciler olmuştur. Hz. Hüseyin’in şehadetinden sonrada islam dünyası iki fırkaya ayrılmış, başta siyasi bir şekilde başlayan bu kopuş, yeni bir din anlayışını da oluşturmuştur. Bu dönemde hadis külliyeti oluşmaya başlamış, duyarlı Müslüman alimler , hadis külliyatının oluşumu sırasında çeşitli usuller ortaya koymuşlardır. Son derece önemli ve gerekli olan bu metodoloji sünneti yaşatma endişesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

İslam coğrafyasının genişlemesi Arap olmayan kavimlerin müslümanlaşmasını  sağlamış, yeni Müslümanlar kendi inanç, gelenek ve alışkanlıklarının bir kısmını devam ettirmişlerdir. Gerek siyasi  çalkantılar, gerek insan tabiatından kaynaklanan nakısalar, gerek yeni kültür ve felsefi anlayışlar dinin saf halini, peygamberin temiz öğretisini ne zaman ki olumsuz etkilediyse, bu zaman dilimlerinde ortaya çıkan etkili alimleri görmek mümkündür. Tecdid çalışmaları sürekli bir şekilde peygamberden sonra asırlar boyu devam ede gelmiştir.

Tarihsel süreç içerisinde bir taraftan hurafeler, bir taraftan felsefe bir taraftan da hantallık seviyesinde yük haline gelmiş tasavvufi ve fıkhi birikim, şerh, haşiye ve hamişler islam insanını ana kaynaklardan uzaklaştırmıştır. Fikri donukluk, kendini  durmadan tekrar etme, yani  taklid öze dönüşü zaruri hale getirmiştir. Tarihsel süreç içinde hayatın siyasi, sosyal, kültürel v.b  alanlarındaki yozlaşma ve sapmalara karşı başta mezhep imamları ve daha sonrasında da İ.Gazali  İbn-i Teymiyye,  İbn-i Kayyim el  Cevzi,  İmam Rabbani gibi alimler öze dönüşe davet etmiş ve büyük çaba sarf etmişlerdir. Bütün yenilenme hareketleri fikri ve ameli boyutta ,” eskiyen kısımları yenilemek, yenileri ile değiştirmek şeklinde anlaşılmamış aksine dine sonradan sokulan hurafe ve bidatların ayıklanması, sapık inanç ve düşüncelere karşı mücadele edilmesi, dinin ilk saflık ve berraklık haline dönüştürülmesini hedeflemiş, bunun için gayret göstermişlerdir.”(1)

18.yy’dan itibaren Müslümanların fikri donukluk ve taklid anlayışları, eskiyi devam ettirme,  var olanı koruma refleksleri maddi anlamda da güç kaybetmelerine sebep olmuş , batı karşısında kaybedilen mevziler çoğaldıkça yeni tavır alışlar başlamıştır. Bu tavır alışları üç başlık altında toplamak mümkündür.

  1. Tamamen teslim oluş, batı medeniyetini tamamen almak, islamdan vazgeçmek…
  2. Geleneği olduğu gibi alıp sürdürmek
  3. İslamın özüne yeniden dönmek

Sıraladığımız bu üç temel bakış açısı şu akımları doğurmuştur:

 

– Batıcılar: Seküler bakış açısı

– Osmanlıcılar: Osmanlıyı yeniden eski ihtişamına kavuşturma

-Turancılar:  Büyük Türk Birliği ideali

– İslamcılar: Yeniden islama ve öze dönüş

Biz burada İslamcılık üzerinde duracağız. İslamcılık özü itibariyle tecdid hareketidir.  19. yy.’dan itibaren islamı bütün yönleriyle yeniden hayata taşımayı hedeflemektdir. İslamın  beşeri, yabancı, eskimiş katkılardan ayıklanması ve ilk saflığına döndürülmesi, tefekkür ve içtihat kapılarının açılması, bunlar için çaba gösterilmesini savunmuşlardır. Bütün bu düşünsel çabaları kendi çağlarını idrak ederek, çağın gereklerine ve şartlarına uygun bir şekilde hayata taşımayı savunmuşlardır. Başta Cemaleddin Afgani olmak üzere M. Abduh, M. R. Rıza ,  Mehmet Akif,  Abdulhamid  b. Badis , Hasan El Benna , Ebu’l Ala el-Mevdudi,  S. Kutub, M. İkbal  gibi öncüler bu düşünceyi belli bir noktaya taşımışlardır.

İslamcılık daha çok siyasi bir çağırışımı aklımıza getirse de, O’nu; hayatı  bütünüyle islamın emir ve yasaklarına göre şekillendirmeye çalışan, siyasal, sosyal , hukuki, ekonomik, ibadi ve ahlaki bir yapı olarak görmekteyiz.  Batı karşısında dik durmayı hurafelerden arınmayı, bağımsızlığı, islamı yeniden insanlığın gündemine getirmeyi hedefleyen İslamcılar, diğerleri tarafından  ‘radikal, siyasal İslamcı, kökten dinci, Fundamantalist’ gibi isimlerle adlandırılmışlardır.

Bütün İslamcıların hedeflerinden biri değişik yöntemler ileri sürselerde islami bir devlet ve toplum yapısı oluşturmak, ümmeti tek çatı altında toplamaktır. Bunun için önce devlet sonra toplumu dönüştürmeyi ve eğitmeyi düşünenler;   önce ferdin ve toplumun eğitimini sonra devleti düşünenler şeklinde ikiye ayrılmışlardır.

İslamcılık kategorisi içinde yeni bir anlayış olan modernist anlayışı da zikretmek gerek. Yeni bir okuma ile çıkış yolu arayan bu akım batının geldiği ve ulaştığı noktadan hareket etmeleri batı medeniyetini bir manada insanlığın ulaşacağı son aşama şeklinde yorumlamaları en büyük çıkmazları gibi görünüyor.  Yeni bir okuma şekli olarak tarihselciliği öne çıkarmaları da bunu gösteriyor.

İslamcılık düşüncesini yeniden ihya şeklinde pratiğe aktarmak Büyük İmam Hasan el-Benna’ya nasip olmuştur. Toplumun eğitilmesini önceleyen Hasan El Benna  devletin sonraki aşamada gerçekleşeceğini dile getiriyor. Hareketi  ete-kemiğe büründüren imam şöyle diyor: ‘Ey Müslüman kardeşler ve özellikle hamasete kapılıp acele edenler iyi dinleyin! Bizim bu yolumuzun adımları belirlenmiş ve sınırları çizilmiştir; en uygun yöntem olduğuna kani olduğum bu yolu asla terk edecek değilim. Evet bu yol uzun olabilir, ama yerine koyacağımız daha iyi bir yol yoktur. Asıl yiğitlik sabır, devam, sıkı  sarılma ve sürekli çalışma ile ortaya konacaktır. Meyveyi olmadan toplamak, çiçeği zamanı gelmeden koparmak isteyenler bizden ayrılsınlar ve başka hareket gruplarına katılsınlar!.. Başarının kanunlarına karşı çıkmayın, çıkarsanız bu kanunlar galip gelir, tersine bu kanunları başarınız için kullanarak galip gelmenin yollarını arayın… Size sonuna kadar açık söyleyecek açık olacağım, Kurallara uygun devamlı ve sürekli çalışmalarımız sonunda  ne zaman içinizden ‘Ruhlarını iman ve bağlılık ,fikirlerini ilim ve kültür, bedenlerini spor ve terbiye ile donatmış üçyüz bölük oluşursa o zaman benden denizin derinliklerine dalmayı, göklere tırmanmayı, bütün inatçı tiranlara savaşmamı isteyin, inşallah bunu yapacağım!…(2)

C. Afgani , M. Abduh ve  R. Rıza’nın düşüncelerinin ışığında toplumu önceleyerek , önce ferdin ve ailenin eğitimini düşünen  Benna,  İslamcılık düşüncesinin pratiğini  bizzat uygulamalı olarak göstermiş ve önderlik gerçekleştirmiştir. Onun önderliği  ‘ ihvan-ı  müslimin ‘ gibi etkili bir cemaat meydana getirdi. Teşkilatlanmayı,  topluma ve devlete karşı tavır almanın Mısır coğrafyasında ‘ nasıllığını’ en güzel şekilde göstermiştir.

Eğitimi, ferdin inşasını, ailenin ve toplumun yeniden dirilişini devletten daha önce gören imam bizlere de adeta olması gerekeni söylemektedir.

                                                                                                                                                               

Dipnotlar

  1. Makaleler,  H. Karaman
  2. Risaleler, H. El- Benna
Paylaş

Hakkında Sedat Kotan

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Facebook
Facebook
Twitter