Cumartesi , 15 Aralık 2018
Anasayfa / Yazarlar / KADINSIZ EVLER-1

KADINSIZ EVLER-1

 

 

Aile, toplumun temeli ve çekirdeğidir. Kadın da ailenin mayası ve koruyucusudur. Aile ne kadar sağlam ve sağlıklı temellere oturursa toplum da o kadar sağlam olur. Devletler ancak sağlam aile yapıları ile güçlü olabilir. Bir devleti, milleti yıkmak isteyenler önce işe aileden başlarlar. Ailede başlayan bir bozulma toplumu doğrudan etkiler. Toplumu ayakta tutan son kaledir aile. Bu kale de düşerse toplum bozulur.

“Yuvayı yapan dişi kuş” olduğu gibi yıkacak olan da aynı kuştur. Dolayısıyla toplumun selameti açısından kadın ve ailenin durumu büyük önem arz etmektedir. Geleneksel aile modeli olan geniş aile, modernleşmeyle birlikte yerini çekirdek aileye bırakmıştır. Sadece ebeveyn ve çocuklardan oluşan bu küçük aile, kadının rolünün değişmesiyle birlikte büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır.

Son zamanlarda aile, gençlik ve evlilik üzerine yapılan araştırma, anket ve gözlemler, geleceğimiz açısından alarm vericidir. Buna göre; Türkiye’de evlilik yaşı gittikçe yükseliyor, boşanmalar kolaylaşıyor ve artıyor, çocuk sayısı azalıyor.  Kitab-ı Kerim’in “fahşa” olarak tarif ettiği söz ve eylemler sıradanlaşıyor. Çıplaklık “cesaret”, cinsel özgürlük “ilericilik” işareti olarak kabul ediliyor. “Toplumsal cinsiyet eşitliği” adıyla, kadın ve erkek arasındaki biyolojik, psikolojik ve sosyal başta olmak üzere her türlü mesafe kalkıyor. Kadınlar erkekleşirken, erkekler kadınlaşıyor. Sokak çocukları, kimsesiz çocuklar, sevgi evleri, huzur(!) evleri, sığınma evlerinin sayısı her geçen gün artıyor.

Aile ve gençlik üzerine araştırma yapan kurumların artmış olması sorunun çözümü konusunda bizi ümitlendirmesin. Çünkü bize sunulan tedavi yöntemleri pozitivist ve seküler bir anlayışın ürünü olduğundan, hastalığı tedavi etmediği gibi daha vahim sonuçlar doğurmaktadır. Aile ve gençlik üzerine bakanlıklar kurulması, kadınları koruma kanunları çıkarılması, zorunlu eğitim süresinin uzatılması, aile ve gençlerimize yönelik rehberlik ve danışmanlık merkezlerinin artması, anaokulu ve kreşlerin çoğalmasına rağmen sorunun çözülmeyip aksine daha da artmasının nedenleri üzerinde düşünmek gerekir.

Sorunu birkaç sebebe bağlamak doğru değildir. Meseleyi birçok açıdan değerlendirmek mümkündür. Uzman, psikolog, rehber vs. değiliz ama yirmi yılı aşkın öğretmenlik mesleğimden edindiğim tecrübe ve gözlemlerim neticesinde bazı hususlara dikkat çekmek isterim.

Kadınsız evler

Muhafazakâr bir parti olarak bilinen Ak Parti hükumeti, son zamanlarda kadınları evlerinden çıkarmaya yeminliymiş gibi icraatlara imza atıyor. Şimdiki aile bakanı da onun selefi olan bakan da, Türkiye’de kadın istihdam oranını artırmakla övünmekte ve bunu sanki marifetmiş gibi hükumetin başarısı olarak sunmaktadırlar. Aileyi korumaktan sorumlu bakanlık, ailenin direği olan kadını görev mahallinden uzaklaştırmak için elinden geleni yapıyor. Hem de bunu işsizlik rakamlarının çift hanelerde olduğu ülkemizde yapıyor. Aslında şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatini söylüyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Tarım ve Orman Bakanlığınca düzenlenen “Girişimci Kadın Çiftçiler Ödül Töreni”indeki konuşmasında, “Aldığımız tedbirler sayesinde kadın istihdamı ve kadınların iş gücüne katılım oranlarında ciddi artışlar sağladık. Bu bağlamda Türkiye, 2007-2017 yılları arasında kadın iş gücünü en fazla artıran ülke oldu. Kadın iş gücümüzü son 11 yılda 4 milyon 244 bin kişi artırdık” dedi. Türkiye’nin kadın istihdamı konusunda birçok başarı elde ettiğini vurgulayan Bakan Selçuk, “2023 yılına kadar kadınların iş gücüne katılım oranını yüzde 41 düzeyine çıkarmayı hedefliyoruz. Bu hedefimize ulaşmak için gece gündüz demeden çalışıyor, tüm kamu kurumlarımızla iş birliği içerisinde projeler geliştiriyoruz” dedi.

Aileden sorumlu bakanlarımızın kadın ve başörtülü olmaları, her şeyin yolunda gittiği anlamına gelmez. Görüntü, bizim medeniyetimizi temsil etse de icraatlar seküler batı medeniyetine aittir. Aslında modern Batı dünyası aileyi kaybetmenin acı sonuçlarını gördü. Her şeyi olan ama mutluluğu olmayan, nüfusu gittikçe yaşlanan Batı, aileyi tekrar canlandırmak için politikalar geliştirdi ama ok yaydan bir kere çıktı. Batıyı hep geriden takip eden bizim siyasetçiler, onların pişman oldukları icraatları yapmaya pek hevesli gözüküyorlar.

Ülkemizde, çalışanlara yapılan aile ve çocuk yardımının çok az olmasına karşı, çalışan annelere kreş ve bakıcı yardımı başta olmak üzere birçok iyileştirme yapılmıştır. Ev hanımı ve anne olmak aşağılanıp utanılacak bir durummuş gibi sunulurken “iş kadını” olmak,  daima teşvik edilmiştir. Kadının evine, çocuklarına ve kocasına hizmet etmesi zül addedilirken, “kariyer de yaparım çocukta” sloganıyla, patronlara kölelik yapması, ekonomik özgürlük olarak reklam edilmiştir. Evliliği modası geçmiş, ilkel ve baskıcı bir kurum olarak nitelemek, evlilik dışı ilişkileri övmek, neredeyse ilerlemenin, aydınlanmanın bir gereği haline gelmiştir.

“Hangi çağda yaşıyorsunuz? Yoksa kadının okumasına ve çalışmasına karşı mısınız?” soruları meselenin vahametini anlamaktan uzak, basit, ucuz sorulardır. Mesele, kadının çalışmasının caiz olup olmadığı değildir. Konu, “çalışma hayatı mı, annelik mi?” tartışmasından daha derinlikli düşünmeyi gerektiren hayati bir meseledir.  Zorunlu ve gerekli hallerde, uygun ortamlarda, çocuk ve ailesini de ihmal etmemek kaydıyla kadının çalışmasının bir sakıncası yoktur. Okumaya gelince, ilim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır. Bizim burada dikkat çekmek istediğimiz husus, kadının çalışması veya okuması değil, aileyi ayakta tutan kadının birinci derecede sorumlu olduğu evini, yuvasını (karargâhını) terk edip dışarıda kendine “yer” aramasıdır. Çünkü evler kadınsız kalınca ıssız, kadınlar evsiz kalınca yersiz ve savunmasız olmuştur. Bugün kadınlarımız eve, evlerimiz kadına hasrettir.

Macun bir kere tüpten çıkarsa tekrar yerine giremez. Kadınlarımız yavaş yavaş “karargâhlarını” / evlerini terk ediyor. Evde oturmaktansa dışarıda çalışmanın daha iyi olduğu izlenimi verilmiştir. Evde olmayı, bütün gün boş oturmak ve tembellik olarak algılamak son derece yanıltıcıdır. Çünkü saliha kadınlar evin temizliğinden yemek yapımına, çocukların bakımından onların eğitimine, sosyal ve kültürel faaliyetlere kadar bir dizi aktif bir hayatın içindedirler. “Dışarı” ise reklamı yapıldığı kadar cazip ve masum değildir.

Modern kapitalist toplumlarda kadının iş gücünden yararlanmak ve ekonomik düşünmek normal karşılanabilir. Kapitalist sistemin doğası bunu gerektirir. Çünkü aile, kapitalizmin önünde engeldir. Ailenin direği olan kadın, her türlü bağlardan kurtularak, vahşi kapitalizme hizmet etmelidir. Daha çok tüketmek için üretmelidir. Çok kazanmalı, kazandığını da harcamalı ki kapitalizmin çarkları dönsün. Fakat biz Müslümanların paradan daha önemli değerleri vardır. Aile bunlardan birisidir. Aziz Kitabımız, kendimizi ve ailemizi korumayı emrederken, vahyi bize ulaştıran Resulullah ise kadınlarımızı Allah’ın bize verdiği emanet olarak takdim ediyor.

Paylaş

Hakkında Ali EROL

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Facebook
Facebook
Twitter