Cumartesi , 21 Nisan 2018
Anasayfa / Yazarlar / KUDÜS AYNASINDA KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK

KUDÜS AYNASINDA KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK

 

 

Kudüs sadece şehirlerden bir şehir değildir. Etrafı surlarla çevrili olsa da etkisi sınırlar ötesidir. Kudüs davası basit bir toprak davası değildir. Kudüs davası, iman davasıdır. Kudüs sadece Arapların ya da Filistinlilerin meselesi değil, tüm inananların meselesidir.

Kudüs semboldür, şiardır, ümmetin aynasıdır, olmak ya da olmamaktır. Hakikattir, hakikatimizdir. Mihenk taşımızdır. Kudüs bizim sınavımızdır. Turnusol kâğıdı gibidir. Bize bizi anlatır. Notumuzu verir.

Kudüs penceresinden bakınca sadece Siyonistlerin zulmünü değil Müslümanların(!) ihanetlerini, riyakârlıklarını, ikiyüzlü politikacılarını, Yahudileşme temayüllerini de görürüz.

Tarih bize göstermiştir ki Kudüs kimin elindeyse dünyaya onlar hâkim olmuştur. Kudüs hüzünlüyse ümmet hüzünlü, O mesrursa ümmet mesrur olmuştur. O tutsaksa hiçbir şehrimiz özgür değildir. Onun penceresinden daha net görünür ümmetin hali pür melali. Kudüs bize acı gerçeklerimizi, acziyetimizi, çaresizliğimizi hatırlatır. Esaret altında olanın sadece Kudüs değil tüm ümmet olduğunu öğretir. Kudüs bize boyumuzun ölçüsünü verir.

 

Suçlu olan İsrail değil biziz.

Kudüs’ü başkent kabul etti diye ABD’ye kızmamız, İsrail’e bağırmamız boşunadır. Onlar kendilerine yakışanı yapıyorlar. Büyük Şeytan ABD ve onun gayrı meşru çocuğu İsrail’den başka türlü davranmalarını beklemek başlı başına saflıktır. Fırsat buldukça daha da ileri gideceklerdir. İsrail var olduğu sürece bölgeye huzur gelmeyecektir. “Kontrollü gerginlik” politikasıyla işgali adım adım genişletmek isteyeceklerdir. Bir sonraki hedef “Mescid-i Aksa” olursa şaşmamak gerekir. Nihai hedefi ise “Arz-ı Mev’ud”dur.  Bu kadar olur mu? Bu kadar çılgınca işlere kalkışırlar mı? Bundan şüphesi olanlar, 1947’den günümüze Filistin toprakları ve nüfusundaki değişime bakıp Siyonist işgali adım adım gösteren meşhur haritayı göz önünde bulundursunlar. İsrail’in bugüne kadar yaptıkları bundan sonraki yapacaklarının garantisidir!

İslam tarihi incelendiğinde görülecektir ki Müslümanlara en büyük düşmanlığı Yahudiler yapmıştır. Tarih boyunca nice zulüm yapmış, fesat ve fitne çıkartmış olan Yahudileri, Kur’an-ı Azimüşşan Müslümanların en şedid düşmanları olarak gösterir. (Maide suresi 82) Velhasıl İsrail aynı İsrail. Onlar işini yapıyor. Peki ya biz?

 

İsrail güçlü değil, biz zayıfız.

İslam tarihinin hiçbir döneminde Kudüs bugünkü kadar yalnızlığa itilmemiştir. Sekiz milyonluk ( Arap vatandaşlar dâhil) İsrail, 1,6 milyar Müslümanın mukaddesatına tecavüz ediyorsa şapkayı önümüze koyup düşünmeliyiz. “Önce yüreklerimizdeki Kudüs’ü işgal ettiler. Biz savaşı önce kendimizde kaybettik” diyor Cahit Zarifoğlu. Kudüs adım adım işgal ediliyorsa, İslam coğrafyası tarihinin en trajik dönemini yaşıyorsa bunun asıl suçlusu biziz. Hamasi laflar etmekle, “Kahrolsun İsrail” sloganları ile Kudüs kurtulmuyor.

İsrail gücünü nereden alıyor? Paramparça olmuş bir İslam coğrafyası, vehin hastalığına mübtela olmuş bir ümmet ve bu ümmetin kukla idarecileri… İsrail’in istediği gibi at oynatması, bizim gaflet, acziyet, parçalanmışlık ve ihanetimizin sonucudur.

Şayet bugün Kudüs’e sahip çakamazsak hiçbir kutsalımız garantide olamaz. Mezhep-Meşrep, Cemaat-Tarikat, Şii-Sünni, Türk- Kürt, Arap-Acem… kavgaları bizim enerjimizi tüketti. Ümmetin çocukları yorgun düştü.

Birbiriyle uğraşmaktan, düşmanla uğraşmaya zaman bulamayanlar, tüm güçlerini, enerjilerini birbirine karşı kullananlar Kudüs’ü kurtarabilir mi? “Gaza namıyla dindaş öldüren biçare dindaşlar” mı Kudüs’e yardım edecek?

Yemen’de, ambargo uygulayarak, milyonlarca çocuğu açlığa, hastalığa mahkum eden Arabistan mı Filistinli çocuklara umut olacak?

Yoksa tam on yıldır dünyanın en büyük açık hapishanesi olan Gazze’nin hayat damarları olan tünelleri kapatan, sınır kapısına kilit vuran Mısır mı Kudüs için harekete geçecek?

Katar söz konusu olunca askeri operasyonlar dâhil anında somut yaptırımlar alan ama Kudüs’ün başkent ilan edildiği bugünlerde İsrail’e “barış ve kardeşlik” ziyaretinde bulunan Bahreyn mi bir şey yapacak?

İsrail’i kardeş, ABD’yi abi olarak gören Arap generaller mi İsrail’e karşı cihad edecek?

Hamas’ı terör örgütü ilan eden, İsrail’e karşı savaşmanın caiz olmadığını savunan Suud müftüsü(!), “ Bugün Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar” diyen sesi güzel, sarığı geniş ve uzun Kâbe imamı gibi çağımızın “Belam’ı Baura”ları mı ümmeti bilinçlendirecek?

 

            Kudüs’ü kuyuya atanlar, İstanbul’da timsah gözyaşı döküyor.

Bu satırları yazarken henüz İİT, İstanbul’da toplanmamıştı. Sanki “Arap Birliği”, İİT gibi BM’den sonra ikinci büyük uluslararası teşkilatlar, Müslümanların gerçek birlikteliğini engellemek için kurulmuşlardır. Bu teşkilatlar, şimdiye kadar İslam dünyasının hiçbir derdine çare olmamıştır. Adı ne olursa olsun, Batılıların etkisinden uzak, bağımsız bir İslam birliğine acil ihtiyaç vardır.

Siyonist İsrail ve emperyalist ABD’yi cesaretlendiren ümmetin paramparça olması ve onlarla işbirliği içinde olan hain yöneticileridir.  “Açık kalpli mert düşman, içinden pazarlıklı dosttan iyidir” der Hz. Ali. Onlar, sözleriyle bizim yanımızda lakin kılıçlarıyla Siyonistlerin yanındadır. Onlar Siyonist işgali sözde “sert bir şekilde” kınarlar(!) ama “yumuşak” bir yaptırımdan /eylemden içtinap ederler. Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı, kürenin üzerine ellerini koyarak “sarı saçlı” dostlarına kurban ederler, sonra İstanbul’a gelip “kardeşimizi kurt yedi” diyerek timsah gözyaşı dökerler.

Her şeyden önce İslam dünyasının üzerine musallat olan bu ihanet şebekelerini iyi tanımalı ve onlardan kurtulmanın yollarını aramalıyız. Sözde bağımsız ama özde batılı efendilerine bağımlı olan bu monarşik rejimlerden kurtulmadan ümmet özgürlüğün havasını teneffüs edemeyecektir. Mekke, Bağdat, Şam, Kahire ve İstanbul özgürleşmeden Kudüs’teki işgal bitmez. Kudüs’e giden yol kendi mahallemizi temizlemekten geçer.

 

 

 

Hakkında Ali EROL