Pazartesi , 20 Kasım 2017
Anasayfa / Yazarlar / KUDÜS ÜMMETİN AYNASIDIR

KUDÜS ÜMMETİN AYNASIDIR

Kudüs, sınırlarını aşan bir şehirdir. Kudüs ve Filistin davası sadece Filistinliler veya Araplarla sınırlı değildir. Bu mesele bir ırk ya da toprak meselesi değildir. Mescid-i Aksa da sadece namaz kılınan bir mekân değildir.

Buraya el-Kudsu’ş-Şerif denmiştir. Çünkü burası, isra ve miraç mucizelerine şahitlik eden Beytül’ Makdis’in de içinde bulunduğu, Kur’an’da taziz edilen, peygamberler diyarı Arzu’l Mubâreke’dir. Kuranda adı geçen birçok peygamber ya burada yaşamış ya da yolu bir şekilde buraya düşmüştür.

Bu kadim şehri ziyaret edenler, onun her yerinde nebiler kervanından bir hatıra görecek, onların kokusunu hissedeceklerdir. Onun sokaklarında dolaşırken, tevhid önderleri olan peygamberlerin çetin mücadeleleri gözünüzün önünde canlanır. Tarih boyunca hak batıl mücadelesine sahne olmuş bu şehirde, sadece aktörlerin değiştiğini, tevhid şirk mücadelesinin ise bütün şiddetiyle devam ettiğini göreceksiniz. Kur’an’da müminlere en şedid toplum olarak gösterilen Ben-i İsrail’in ihanetlerini, zulümlerini bir kez daha okuyacaksınız Kudüs surları içinde. Kutsal kitabı tahrif edenlerin Kutsal şehri nasıl tahrip ettiğine, kendilerini Tanrının sevgili kulları olarak görenlerin Tanrının diğer kullarına ne zulümler yaptıklarına şahitlik edeceksiniz.

Kudüs Müslümanların şifresidir.

Kudüs söz konusu olunca dünya Müslümanlarının kalpleri daha hızlı atar. Yürekler kıpır kıpır olur. Çünkü Kudüs bir sevdadır ve ümmetin şifresidir, aynasıdır. O bizim vicdanımızdır, gönül yaramızdır. Göz bebeğimiz, utancımızdır. Oraya atılan her mermi ve her gaz bombası aslında bizim gözümüzü kör ediyor. Ona bakınca kendimizi görürüz. İslam dünyasının fotoğrafı Kudüs penceresinden daha net görünür. O mahzunsa ümmet mahzun, o mesrursa ümmet mesrur olur. O tebessüm ederse ümmet de tebessüm eder, o ağlarsa ümmet acılara gark olur. Kudüs’ün kaderi ümmetin kaderidir. O, bize bizi anlatır. Kudüs’e bakıp kendimizi ve ümmetin halini muhasebe ederiz.

Kudüs’ün özgürlüğü

Kudüs için tarihte büyük mücadeleler yapılmış ve bu kutsal şehir birçok kez el değiştirmiştir. Son olarak Kudüs, 1917’de Osmanlı’nın bölgeden çekilmesiyle önce İngilizlerce ve daha sonra da bölgeye dışarıdan getirilip yerleştirilen Yahudilerce işgal edilmiştir. Bu işgal, dünyadaki güç odaklarının onay ve desteğiyle genişleyerek devam etmektedir. Bu günlerde ise işgalin 100. Yıldönümünde Siyonistler yeni provokasyonlara imza atmaktadır. Sanki İslam dünyasına el ense çekerek onların gücünü ve tepkisini test etmektedir.

İsra suresinde, İsrail oğullarının bu topraklarda iki defa fesat çıkarttıkları ve her seferinde üzerlerine güçlü kulların gönderilip onların cezalandırıldığı haber verilir. Yüce Allah, tekrar taşkınlık yaparlarsa onları zelil edecek güçlü kullarını tekrar göndereceğini belirtir. Bugün İsrailoğulları, taşkınlıkta zirve yaptıklarına göre, Rabbimizin vaad ettiği güçlü kullar nerede? Talut ve ordusu ne zaman gelecek?  Kudüs ne zaman özgürlüğüne kavuşacak?

Gerçekçi olmak gerekirse, İslam Dünyasının bugünkü haliyle kural koyacak durumu olmadığı için yakın bir zamanda Kudüs’ü kurtaracak gücü de yoktur. Hatta İslam Dünyası diye bir dünya kalmamıştır. Sadece işgalcilerin kuklası olan ihanet şebekelerinin baskısı altında yaşam mücadelesi veren Müslüman toplumlar vardır. İslam ülkeleri, Kudüs davasını çoktan satmış gözüküyor. Dolayısıyla Kudüs, bir süre daha, hepimizi kahretmeye devam edecektir.

Şapkayı önümüze koyup düşünecek olursak Cahit Zarifoğlu’nun şu mısraları akla geliyor “Önce yüreklerimizdeki Kudüs’ü işgal ettiler, / Biz savaşı kendimizde kaybettik kendimizde kaybettik”. Aslında İsrail güçlü değil, biz zayıfız. Kudüs’te yaşananlar, kendi elimizle yaptıklarımızın neticesidir. Kimse kendini masum sanmasın.

Kudüs Haçlıların işgali altındayken, Sultan Selahaddin’in adeta mecnun gibi dolaştığı; yemeği ve uyumayı unuttuğu; gülmeyi kendine yasakladığını kaydeder tarihçiler. Selahaddin Eyyubi’den, Kudüs’ü Haçlılardan geri almak için harekete geçmesi istendiğinde, sabah namazında camilerin boş olduğunu görünce beklemiş ne zaman ki sabah vakti camilerin Cuma namazları gibi dolduğunu görmüş o zaman fethe karar vermiştir ki bu bize Kudüs’ün anahtarını gösterir.

Dünya nehrinden kana kana içenler, düşmanı görünce ölü gözlerle bakıp evlerine, işlerine dönenler, kalplerinde vehin hastalığı ( dünya sevgisi, ölüm korkusu) olanlar Kudüs için umut olamaz. “Bir ruh bid dem nefdike ya aksa” sözü, slogan olmaktan öte geçmedikçe Kudüs kurtulamaz.

Kudüs’ün menfaatini, derneğimizin, cemaatimizin, partimizin menfaatinin önüne geçirmedikçe Filistin bayrağı elimizde sadece aksesuar olarak kalacak ama günahlarımızın üstünü örtmeye yetmeyecektir. Timsah gözyaşları içinde kendimizi ve başkalarını aldatmaya, oyalamaya ve de duyarlılıklarını sömürmeye devam edeceğiz öyle mi? Kutsal olan her şeyde olduğu gibi Kudüs de dünyevi çıkarlara meze olmaktan kurtulamayacak mı?

Siyonistlerin Kudüs ortak paydasında birleşip güçlenmesi ümmetin parçalanmışlığının sonucudur. Mescid-i Aksa’daki son yaşananları protesto etmek için aynı meydanda bir mikrofon etrafında bile bir araya gelmeyi beceremeyenlerin birlik- beraberlik, kardeşlik çağrısı yapmaları sahici değildir. Kudüs bizi bir araya getiremiyorsa ancak mahşerde bir araya geliriz ama o günün hesabı çetin olur. Milli, mezhebi, meşrebi taassubun esiri olmuş kitleler Kudüs surlarının içine giremezler.

Biz özümüzde olanı değiştirirsek Allah da bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirecektir. Önce içimizdeki milliyetçilik, mezhepçilik, cemaatçilik, particilik vs. putlarını kıralım gerisi kolay. Calut güçlü gözükür ta ki Talut çıkana kadar. İnanıyorum ki bir gün Talut ve askerleri yine çıkacak ve sapan taşları füzeleri yenecektir. Çünkü karanlık aydınlığın yokluğundandır. Hak gelince batıl zail olur ve batıl zaten yok olmaya mahkûmdur. “Nice az topluluklar vardır ki kendilerinden çok daha kalabalık topluluklara galip gelmişlerdir Allah’ın izniyle.

Asurlular ve Bâbilliler Kudüs’ü işgal ettikleri zaman oradaki Yahudilerin kimisini öldürmüş bir kısmını da esir olarak Babil’e sürgün etmişler. Tevrat’ta yer alan rivâyete göre, Babil’deki Yahudiler   “Eğer seni unutursam, ey Kudüs! Sağ elim hünerini unutsun. Dilim damağıma yapışsın, eğer seni anmazsam, eğer Kudüs’ü en yüksek sevincimin üstünde tutmazsam, dilim damağıma yapışsın.” diye ağıtlar yakmışlar.

 

Ey Kudüs sevdalıları! Böyle bir dua etmeye cesaretiniz var mı? Ne zaman ki bizde bu duyarlılık oluşur, bu duaya gönülden “amin” deriz işte o zaman Kudüs’e doğru yola çıkabiliriz!

 

 

 

 

Hakkında Ali EROL