Pazartesi , 20 Kasım 2017
Anasayfa / Yazarlar / MESCİD-İ AKSA BİZİMDİR

MESCİD-İ AKSA BİZİMDİR

“Ortadoğu Baharı” ile başlayan iyimserlik rüzgârı, Mısır’da İhvan’ın iktidara gelmesiyle zirveye çıkmıştı. Açıkçası o günlerde hızla gelişen bu olumlu hava, içten içe bir tedirginlik uyandırdı ve maalesef korkulan oldu. “Ortadoğu Baharı”, kışa döndü.

Bugün, İslam dünyası tarihinin en zor, en karanlık, en umutsuz ve en yalnız dönemini yaşıyor. Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya birçok İslam ülkesi ihanet ve işgallere maruz kalmıştır. Mezhepçilik ve milliyetçilik hastalığı yayıldı, ümmet bilinci zaafa uğradı. Bölünme ve ayrışmalar neticesinde gücümüz gitti, birliğimiz ve düzenimiz bozuldu. Yüce Allah’ın kardeş olarak ilan ettiği ümmet, birbirine düştü, kardeşkanı akıttı. Öyle ki birbirleriyle uğraşmaktan asıl düşmanla uğraşmaya zaman bile bulamadılar. Çünkü “Dostlarıyla uğraşanlar düşmanlarıyla savaşamazlar” diyordu Selahaddin Eyyubi.

Ümmetin içine bir hançer gibi saplanan İsrail ise kurulduğundan beri en rahat dönemini, altın devrini, yaşıyor. Rüzgâr onlardan yana esiyor. Çünkü artık kendisini rahatsız edecek hiçbir güç görünmüyor! Müslümanları hal-i pür melali Siyonizm’e güç veriyor.

DAEŞ sorunu, Rakka – Musul operasyonları, Suriye’nin paylaşım hesapları, Katar krizi kısaca bölgedeki bütün gelişmeleri İsrail’in sinsi hedeflerinden bağımsız okumak eksik olacaktır.

Washington, Tel Aviv ve Riyad arasında oluşturulan şeytan üçgeni, önümüzdeki günlerde daha büyük ihanet ve katliamlara imza atacak gibi görünüyor. “Her şey İsrail için!” sloganıyla kurgulanan bu üçgenin hedefi; uzun menzilli balistik füzelere ve nükleer silahlara erişmeye çalıştığı düşünülen İran ve direniş hareketleri olan İhvanı Müslimin ve Hamas. İşgalci İsrail’in güvenliğini ve çıkarlarını tehdit eden kim varsa bertaraf edilmek isteniyor. Suud önderliğindeki Körfez rejimleri ABD tarafından İran’a karşı silahlandırılıp desteklenirken, İslami hareketleri finanse eden Katar, abluka altına alınmak isteniyor.

 

SİYONİST, SESSİZ VE DERİNDEN ÇALIŞIYOR

Irak ve Suriye’de yaşanan işgal ve iç savaş, son olarak Katar krizi dikkatleri o bölgelere toplarken; İsrail, gündeme gelmemenin avantajını kullanıyor, sessiz ve sinsi hedeflerine adım adım ilerliyor.

Bugün Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa, hiç olmadığı kadar mahzun, mazlum ve yalnızdır. İsrail, bir taraftan kendi güvenliği için Ortadoğu’da yeni “devletçikler” oluşturmaya çalışırken, öte taraftan da Müslümanların kutsal mekânlarına pervasızca saldırıyor. Bir gün Mescid-i Aksa’nın kapılarını ibadete kapatıyor, bir gün ise ezanı kafası estiğinde susturuyor.

İsrail polisi, 14 Temmuz Cuma günü sabah saatlerinde Mescid-i Aksa’da silahlı saldırıda bulunduğunu iddia ettiği 3 Filistinliyi katletmiş, olayda yaralanan 2 İsrail polisinin ise kaldırıldıkları hastanede öldüğünü açıklamıştı.

İşgalci İsrail güçleri, 3 gün ibadete kapalı tuttuğu Harem-i Şerif’in iki kapısını açmış ve kapılara metal arama dedektörleri yerleştirmişti. “Metal arama dedektörleri” uygulamasına karşı çıkarak toplanan yüzlerce Filistinli, gün boyu vakit namazlarını Aksa surlarının dışında kılmaya devam etmişti.

İşgalci İsrail güçleri, Mescid-i Aksa’nın kapılarına kurulan elektronik metal arama dedektörü uygulamasını protesto etmek amacıyla yatsı namazını Aslanlı Kapısı’nın yakınında kılan Filistinlilere müdahale etti. İşgalci İsrail güçlerinin aşırı güç kullanarak dağıtmaya çalıştığı cemaatte bulunan Kudüs Yüksek İslam Heyeti Başkanı ve Mescid-i Aksa Hatibi Şeyh İkrime Sabri de plastik mermiyle yaralandı.

ADIM ADIM İŞGAL

İşgalci İsrail’in Mescid-i Aksa’yı önce kapatması, daha sonra kapılara elektronik dedektörler yerleştirerek girişlere kısıtlamalar getirmesi, Aksa’nın statüsünü değiştirmeye, zaman ve mekân olarak bölmeye çalıştığı şeklinde değerlendiren uzmanlar, dedektör ve kamera uygulaması isteğindeki asıl hedefin güvenlik değil siyasi olduğunu belirtiyor. Böylece Filistinlilerin girişlerini kısıtlamak ve cemaat sayısını düşürmek istiyorlar.

Ayrıca İsrail, Aksa’yı Ürdün’e bağlı Vakıflar İdaresi’nin kontrolü altından çıkarmak istiyor. Vakıflar İdaresi’nin tüm yetkilerini kaldırarak, Aksa içindeki görevlileri, korumaları ve tüm alanı kontrol etmeyi amaçlıyor.

 

Hz. İBRAHİM CAMİSİ GİBİ MESCİDİ AKSA

1994 Şubatında gerçekleşen “Kanlı Cuma” bahanesiyle 9 ay Müslümanlara kapalı kalan İbrahim Cami, tekrar açıldığında yarısından fazlası Sinagog olarak Yahudilere tahsis edilmişti.

 

2016 Şubat tatilinde el-Halil’deki İbrahim Camisi’ni ziyaret etmiştim. Yoğun güvenlik önlemleri dikkatimi çekti. Sanki F tipi ceza evine girer gibi dedektörler, çelik turnikeleri geçtikten sonra tam donanımlı silahlanmış Siyonist askerlerin aşağılayıcı bakışları arasında Hz. İbrahim ve ehli beytine ev sahipliği yapan kadim camiye girebildik. Tarihi camiyi basit bir paravanla ortan ayırmışlar, mihrab kısmını Müslümanlara bırakıp diğer tarafı Sinagog olarak tahsis etmişler. İki rekat namaz kıldıktan sonra Kuran okumak için halka oluşturduk. Rehberimiz, Kuran okurken sesimi yükseltmemem hususunda beni uyardı. Çünkü paravan arkasından sesimi duyan Yahudiler duvarlara vurarak tacizde bulunuyorlardı.

İsrail, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’u bağrında barındıran el-Halil kentindeki İbrahim Camisi’nde uyguladığını Aksa’da da uygulamaya çalışmaktadır.

 

MESCİD-İ AKSA’NIN ÖNEMİ

Rabbimiz İsra suresinde Mescid-i Aksa ve etrafını mübarek kıldığını belirtiyor. Resulullah (SAV), yolculuğun yapıldığı üç mescidden birisinin Mescid-i Aksa olduğunu bildirir. Müslümanların ilk kıblesi, Resulullah’ın isra ve miraç mucizelerini gerçekleştirdiği, birçok peygamberin hatırasını barındıran kutsal mekândır burası.

Kudüs, şehirlerden bir şehir, Mescid-i Aksa da mescidlerden bir mescid değildir sadece. Kudüs bir semboldür. Tarihte Kudüs’e hakim olan dünyaya da hakim olmuştur. Müslümanlar bu topraklarda mahzun olunca dünyada da mazlum olmuştur. Kudüs tam anlamıyla özgürleşmeden Müslümanların özgürlüğünden söz edilemez. Çünkü Kudüs’ün özgürlüğü ümmetin özgürlüğüdür.

Kudüs’ün ümmet üzerindeki psikolojik etkisi büyüktür. Kudüs ve Filistin meselesi sadece Arapların meselesi değildir. Kudüs, kuru bir toprak davası değildir. Kudüs, ümmetin ortak değeridir. Kudüs bizimdir. Kudüs, Mekke, Medine, Kahire, Şam, Tahran, İstanbul kardeş şehirlerdir. Kardeş, kardeşi düşmana teslim etmez.

Kudüs, maazallah, düşerse hiçbir şehrimiz emniyette olamaz. Velhasıl İstanbul’un savunması Kudüs’ten başlar. Türkiye’yi idare edenler bunu iyi idrak etmeli ve İsrail ile yapılacak her türlü normalleşmenin ayağımıza sıkılan kurşun olduğunun farkında olmalıdır. 15 Temmuz hain darbe girişimi için gösterdiğimiz haklı tepkiyi, Kudüs’te yapılmak istenen darbeye karşı da göstermeliyiz. Bunların arasındaki benzerliği görmemek büyük bir gaflettir.

“Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim ki?” diyen Selahaddince bir ruhla dirilmeli, safları sıklaştırmalı, mevzileri muhkemleştirmeliyiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hakkında Ali EROL