Pazar , 8 Aralık 2019
Anasayfa / Duyurular / MUHAMMED FESİH KAYA: “TAKVA MURAKABE İLE MÜMKÜNDÜR”
MUHAMMED FESİH KAYA: “TAKVA MURAKABE İLE MÜMKÜNDÜR”

MUHAMMED FESİH KAYA: “TAKVA MURAKABE İLE MÜMKÜNDÜR”

İnsan ve Medeniyet Hareketi Gebze Eğitim Komisyonumuzun “İrfan Sohbetleri” başlığı ile İslami Çalışmalarda öncülük eden ve bu konuda çalışmaları ile tanınan kişileri konuk ettiği programlar serisinin ilk konuğu İMH YİK Üyesi Muhammed Fesih Kaya ağabeyimiz bizlere kendine has üslubu ile Murakabe konusunu anlattı.

Kaya: “Nerede Kardeşlik sohbetleri görsem orada kardeşliğin olmadığını, nerede Adalet ile ilgili konuşmaların olduğunu görsem orada Adaleti olmadığını düşünürüm. Bizler bir konuda konuşmak yerine eksikliklerimizi görerek bunu içtimai hayatta ifade etmenin yollarını bulmalıyız. Nice ekonomistler var ki para politikaları ile ilgili yazılar yazıyor, söyleşiler veriyorlar, konferanslar yapıyorlar. Bu kadar konuşmalarına bakınca bu insanların dünyanın en zengin insanları olmasını bekliyorsunuz. Oysa konuşmak başka iş yapmak başkadır. Zenginliği ile tanınan çok kimsenin bu teknik tabirlere, bu derecede yoğun bilgiye sahip olmadığını ama gerek emeği ile gerekse sermayesi ile işlerinin başında ve sahada olduğunu görürüz. Öncelikle Müslümanlar konuşan değil yapan olmalıdır. Bu işleri yaparken de her zaman Allah’ın kendini gözettiğini, her zaman ilk hesap vereceği varlığın Allah azze ve celle olacağını unutmamalıdır. İşte bu takvadır. Cibril Hadisi olarak bilinen hadiste Hz. Muhammed (S.a.v)’e Hz. Cebrail ‘Peki, İhsan nedir?’ diye sorduğunda Allah Resulü: ‘İhsan, Allah’ı görüyormuşçasına kulluk etmendir. Çünkü sen Allah’ı görmesen de Allah seni görüyor ya’ buyurmuştur. İşte ihsan ile yapılan kulluk her zaman Allah’ın gözetiminde olma şuuru Murakabe’yi gerektirir.

Bu sebeple Allah Resulü insanları Seherlerde ibadete teşvik etmiştir. Çünkü bu vakitlerde insanlar sadece kendileri ile baş başa kalır. Kimseye gösteriş yapamaz. Dervişin biri tekkede uzun süre kendine verilen dersleri alır ve yükselir. Öyle ki günde on bin kere Allah deme noktasına varır. Ancak asıl marifetin bu olmadığını anlamadığı için etrafına geldiği mertebe ile ilgili caka satar. Şeyhi onu kimseye caka satamayacağı yerleri gezmekle görevlendirir. Bir oduncu ile karşılaşır, kendi halindeki oduncuya ‘Biliyor musun ben günde on bin kere Allah diyorum’ deyince oduncu oralı olmaz. Kendi zikri ile bir kere ‘Allah’ deyiverir. O kendi halindeki oduncu ile beraber çevresindeki her varlığın Allah zikri ile dolduğuna şahit olur derviş. Şöyle düşünür: ‘Ben günde on bin kere Allah diyorum ama bu adamın bir Allah demesi gibi olmadı’ işte burada ibadetin de samimi, hesapsız, gösterişisiz olmasının önemi anlaşılıyor.

Müslümanların başkasının hakkını yememeyi çok hayır yapmaya tercih etmeleri gerekir. Çok tüccar görüyoruz ki hayırda yarışıyorlar ama yanındaki işçinin hakkını alın teri kurumadan teslim etmiyorlar. Öncelikli olan onun hakkını teslim etmektir. Rahmetli Seyyid Kutub: “İman tıpkı kalp gibidir. Kalp nasıl yumulup açıldığında vücudun her azasına kan gönderiyorsa Müslümanın da her hareketine sirayet eder. Bir bölgeye kan gitmezse orası felç olur.” işte Seyyid Kutub’un söylediği gibi iman bizim hayatımızı her anlamda kuşatmalıdır. İşçiye hakkını vermeyi hayır yapmaktan daha öncelikli tutmalıyız. Çünkü Allah’a hesap verme bilinci ile hareket eden insan bunu ihmal edemez”

Program ikramlar ve özel sohbet ile son buldu. İrfan Sohbetleri seri program halinde yapılacak ve duyurulacaktır.

Hakkında imhgebze