Perşembe , 18 Nisan 2019
Anasayfa / Yazarlar / SURİYE VE BİZ
SURİYE VE BİZ

SURİYE VE BİZ

İslam dünyası zor bir dönemden geçiyor. Moğol istilası ve Haçlı Seferlerinden sonraki üçüncü büyük kaosu yaşıyor. Darul İslam ( esenlik, barış, huzur) diyarı olması gereken topraklar maalesef kargaşanın, katliamın, zulmün koyu karanlığının hakim olduğu coğrafyalar olmuştur.

Sanki efendimizin haber verdiği durumu yaşıyoruz.

“Aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi yakında diğer milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir. Dinleyenlerden biri: O gün bizim az oluşumuzdan mı böyle olacaktır? Deyince Rasulullah (sav): “Bilakis sizler o gün çok olacaksınız, fakat sizler sel üzerinde akıp giden çer çöp gibi olacaksınız. Allah (cc) düşmanlarınızın kalbinden sizden korkma duygusunu çekip alacaktır. Sizin kalbinize ise vehn sokacaktır” buyurdu. Yine dinleyenlerden biri: “Vehn nedir?” deyince Rasulullah (sav) “Dünyayı sevmek ölümden hoşlanmamaktır” buyurdu.

Bu hastalığın yanı sıra bir de kör taassup ve asabiyet hastalığı ümmeti tehdit etmektedir. Mezhep asabiyeti, ırk asabiyeti, cemaat-gurup asabiyeti… Kendi mezhebinden, meşrebinden, kavminden başkasını tanımama hastalığı… Korkarım bugün Suriye, Irak, Lübnan ve Pakistan başta olmak üzere İslam ülkelerinde bu hastalık derinleşiyor. Erken müdahalede bulunulmazsa bu hastalık bütün İslam alemini etkileyecektir.

Tam bir akıl tutulması ile karşı karşıyayız. Zillet her gün derinleşiyor. Osmanlı Devleti bakiyesinde oluşan/oluşturulan ulus devletler arasına suni sınırlar çizilmiş. Aynı ümmetin evlatları birbirine yabancılaştırılmıştır. Aralarına kin ve düşmanlık tohumları ekilmiştir.

Ne acıdır ki bugün Müslümanlar kendi aralarındaki sorunları kardeşlik hukukuna göre halletmek yerine zalimlerle, tağutlarla işbirliğine yönelmişlerdir. Bunun en acı örneğini Suriye’de görüyoruz. İki seneden fazladır Suriye halkının üzerine havadan ve karadan bomba yağdıran, son günlerde Banyas ve Kusayr’da büyük katliamlara imza atan Baas rejimine en büyük desteği aynı inancı paylaştığımız İran ve Hizbullah veriyor. Dün İsrail’e karşı savaşırken muhabbetimizi kazanan Hizbullah, bugün maalesef Hizbul- Esed olarak öfkemizi almıştır.

Ne doğu ne de Batı sloganıyla devrim yapan Şii dünyası Rusya ve Çin’e sığınıp onların savaş gemilerini Akdeniz’de beklerken; Sünni dünya ise daha düne kadar “büyük şeytan” olarak tanımladıkları ABD’ne sığınmış, Suriye semalarında NATO uçaklarını dört gözle beklemektedirler.

Bu ne acı, ne zelil,  ne trajik bir durum ya Rabbi… Bu ne yaman çelişkidir. Küçük zalimden kurtulmak için sanki büyük zalime sığınmaktan başka yol kalmamış. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş… Denize düşen yılana sarılmış…

Halbuki her şeyi bilen Allah bize yol göstermiştir;

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın. “(Âl-i İmran, 3/103)

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup sakının umulur ki esirgenirsiniz” (el-Hucurat 49/10)

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler.” (et-Tevbe, 9/71).

“Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı da içlerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. “(el-Haşr, 59/9)

Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar. ” (el-Enfâl, 8/73)
“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler..” (Âli İmrân, 3/28)
Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmeyin.” (en-Nisâ, 4/144)
“Müminler birbirini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı acı çektiği zaman, bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateş çekerler.”

“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Kim, din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir…”

Allah ve Resulü bu uyarılarda bulunurken Suriye’de “Mennagayrek ya Allah”(Allah’tan başka kimsemiz yok) diye bağıran mazlumların sesleri bize kadar ulaşıyor. Ve şu ilahi fermanla irkiliyoruz.

“Size ne oluyor ki Allah yolunda ve çaresiz bırakılan erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz. Onlar ki Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu şehirden kurtar, bize tarafından bir sahip gönder ve bize tarafından bir yardımcı gönder” diyorlardı.

İman Adenler Allah yolunda inkar edenler ise tağutun yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz ki şeytanın hilesi zayıftır.”(4/75-76)

Biz her şeyden önce Batılın gücü karşısında secdeye kapılacağımıza Allaha dayanmalı, Ona sığınmalıyız. “Allah bize yeter. O ne güzel vekil, ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır.” demeliyiz.

“Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer inanıyorsanız üstün gelecek olanlar sizlersiniz”

Biz Suriye semalarında NATO uçaklarını değil Ebabil Kuşlarını bekleyelim. Önce buna yürekten inanalım.

Her şeyden önce İslam ülkeleri arasına çizilen suni sınırları kafamızdan, zihnimizden silelim. Vahyin diriltici ruhuyla kardeşlik havasını yakından teneffüs edelim. Ensar ve muhacir kardeşliğinin bir efsane olmadığını, her zaman yaşanabileceğini ortaya koyalım.

Vahiy, Müslümanları birbirlerinin velisi olmaya çağırır. İslam bizi vahdete, tevhide davet eder. Kullara kulluktan ve her türlü esaretten özgürlüğe çağırır.

Tevhid sloganları atarak vahdetimizi parçalama çelişkisinden kurtulmalıyız. Bu nasıl bir tevhid anlayışıdır ki bizi bizden uzaklaştırıyor? Kardeşlerin arasını açıyor?  Tevhidi, önce şahsımızda gerçekleştirmeliyiz. İnancımızla amelimiz arasında tevhid… Söylemlerimizle eylemlerimiz arsında tevhid…Aklımızla kalbimiz arasında tevhid… İçimizle dışımız, dünyamızla ahiretimiz arasında tevhid…

Mazlumların hemen yanımızdaki seslerini bir yürek çırpıntısı kadar yakından hissetmeliyiz. 400-500 bin muhacir bizim ülkemize sığınmış. Bu mazlumlara “sizin yüzünüzden rahatımız bozuldu, ülkemiz karıştı” gözüyle bakmak ne Müslümanlığa ne de insanlığa sığar. Kalplerimiz bu kadar taşlaşamaz. Unutmayalım ki mazlumların bu çığlıklarına gök kubbe daha fazla dayanamaz.

Savaş meydanlarında savaşanlardan daha çok seyredenler, korkularının kanatları altına gizlenip kaçanlar zarar görür. Sükut ikrardan gelir. Taraf olmayan ber taraf olur.

Kimin yanındayız. Zalimin mi mazlumun mu?  İbrahim’in mi Nemrut’un mu? Allah tarafında mı şeytan tarafında mı?

Başımıza gelen musibetler kendi ellerimizle yaptıklarımızdan dolayıdır. Allah bela vermez kul kendisi müstehak olur. İnancımızdaki güvensizlik, samimiyetsizlik, Allahtan ümit kesmişlik bizi zillete düşürür.

Rabbim, Ümmet-i Muhammed’e basiret, ihlas ve diriliş ruhu nasip etsin. Bizler düşmana kızmadan önce kendi zaaflarımızı tamir etmeli ve her türlü cahili asabiyetten arınmalıyız.

Paylaş

Hakkında Ali EROL

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Facebook
Facebook
Twitter