Pazartesi , 24 Haziran 2019
Anasayfa / Yazarlar / ZORLA(MA) EĞİTİM

ZORLA(MA) EĞİTİM

Ak Parti iktidarında, eğitimde birçok yeniliğe imza atıldı. Bütçede aslan payı eğitime ayrıldı, saray gibi okullar yapıldı, derslik sayıları artırıldı, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı Avrupa ortalamasına çekildi, İmam Hatiplerin orta kısımları tekrar açıldı, katsayı ve başörtüsü zulmü kaldırıldı. Tüm bunlara rağmen kültür ve eğitim Ak Partinin en başarısız olduğu alanların başında gelir. Milli Eğitim bakanlarının sık sık değişmesi de bunun bir göstergesidir.
Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen, 12 yıllık zorunlu eğitim düzenlemesi, eğitim alanında yapılan en vahim hatalardan birisidir. Muhafazakar camia, İmam Hatiplerin orta kısımlarının yeniden açılması hatırına olsa gerek, 8 yıllık zorunlu eğitime gösterdiği tepkiyi, 12 yıllık zorunlu eğitime göstermedi. Ortaokul ve liselerin 4 er yıla çıkartılması bir oldu bittiye getirildi, tartışmaya dahi açılmadı. İktidarın her yaptığında bir keramet arayanlar bu durum karşısında sukutu tercih etti. Zorunlu eğitimin bizatihi kendisine ve 12 yıla yayılmasına itiraz eden neredeyse yok. Tartışma,daha çok, zorunlu eğitimin kesintili mi, kesintisiz mi olacağı noktasında. Zorunlu eğitimin kendisine karşı çıkmak sanki cehaleti savunmakmış gibi bir algı oluşturuldu.
Zorunlu eğitim meselesi şu soruda düğümlenmektedir. Henüz reşit olmayan çocukların eğitimine kim karar vermelidir? Onların vasisi / velisi olan aileleri mi yoksa devlet mi? Aslında bu sorunun cevabı malumdur. Akıl ve vicdan çocukların vasisinin ebeveynleri olduğunu kabul eder. Devlet veya başka bir otorite bunu gasp edemez. Çocukların nasıl bir eğitim alacağına onların velisi olan ebeveynleri karar vermelidir. Fakat ulus- devletlerin ortaya çıkmasından sonra devletler, ebeveynlerin dünyaya getirip yetiştirdiği çocukları onların elinden alıp aynı tezgahtan geçirmek suretiyle istediği kalıba sokmak istemiştir. Esasen zorunlu eğitim, ulus- devletlerin bir eseri olup mahalli,
örfi, dini farklılıkları yok ederek yeknesak / tek tip bir toplum yaratmak, resmi ideolojiyle formatlayıp onları birer kurşun asker yapmak için icad edilmiştir.
Zorunlu eğitimin sonuçları
Eğitim ve kültürde arzu edilen seviyeye gelemediğimizi başta en zirvedeki devlet adamlarımız olmak üzere herkes itiraf etmektedir. Bu seviyesizliği aşmak için zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmak çözüm mü? Bugün geldiğimiz noktada 12 yıllık zorunlu eğitimin acı sonuçlarını hissetmeye başladık. Bundan sonra da daha sık gündemimizi işgal edecek olan zorunlu eğitimin sakıncalarından bazılarına dikkat çekmek isteriz.
Öğrenci değil talebe
Bizim kültürümüzde ilim tahsil eden kişiye talebe denir. Yani talep olacak ki bir şey veresin. “Talebe” ile “zorunluluk” taban tabana zıt iki kavramdır. Arz ve talep birbirini tamamlar. Talep yoksa arzın anlamı yoktur. Zorlamayla yapılan eğitimde sıkıntılar olur. Çünkü zorla güzellik olmaz.
Hiç okulla, okumayla alakası olmayan gençleri 18 yaşına kadar, zorunlu eğitime tabii tutmak hangi aklın ürünü? Eğitim seviyesini bu şekilde mi yükselteceğiz? Ne isteği ne de merakı olan gençleri uzun yıllar zorunlu eğitime tabii tutmak hem onlara hem de hocalarına eziyet değil mi? İlaçtan hoşlanmayan çocuğun bir taraftan elini ayağını tutup, diğer taraftan ağzını zorla açarak şurup içirmeye çalışırız, ama yine de boğazına kaçan bir damlayı öksürerek dışarı atar. Zorla okula gelen öğrencilerle onlara eğitim vermek isteyen öğretmenlerin durumu buna benzer. Harcanan emek, zaman ve masraflar da cabası.
Okula ilim talep etmek için değil de zorunlu gelen gençlerin sınıflarda çevirdiği filmler eğitim sistemimizi maskara etmiştir. Ders esnasında arabesk müziği eşliğinde bira içen, sigara tüttüren, yine derste öğretmenini kucaklayıp çöp kutusuna taşıyan öğrencilerin görüntüleri sosyal medyada yer almıştı. Bu öğrenci profiliyle okullarda eğitim yapmak bir tarafa güvenliğimiz de tehlikeye girmektedir. Arkadaşlarını döven, okula kitap ve kalemle değil silahla gelen, öğretmenini hastanelik eden hatta en son Gebze Atatürk Lisesinde olduğu gibi öğretmenini bıçaklayarak öldüren, öğrenci(!)lerin haberleri gittikçe artmaktadır. Bundan mütevellit olsa gerek ki ilim irfan yuvası olması gereken okullarımızın kapısında güvenlik görevlisi bulunduruyoruz. Korkarım bu gidişle her sınıfın önünde bir güvenlikçi bulundurmak zorunda kalacağız. Bu durumu sadece şiddet toplumu olmakla izah edemeyiz. Bununla beraber, hiçbir öğrenme isteği, merakı olmayan gençleri 18 yaşına kadar okul duvarları arasında hapsetmek, eğitimdeki şiddetin ana sebepleri arasındadır.
Her çocuk özeldir
Zorunlu eğitim bireysel farklılıkları da yok ediyor. Herkesi aynı torna tezgahından çıkan standart ürün gibi yapmayı hedefliyor. Halbuki her insan özeldir. İstidatları, yetenekleri farklıdır. Zorunlu eğitim bu farklılıkları köreltiyor. Gençlerimiz zanaat öğrenecekleri yaşlarda okulda oldukları için, çırak, kalfa ve ustalık gibi meslek dalları yok oluyor. Esnafımız, çırak bulmakta zorlandıklarını söylüyor. Halihazırda ülkemizde mülteciler olmasa çalışacak ara elemanı bulamayacağız. Çünkü herkes okuyor(!) Aslında insan gücümüz heba oluyor.
Herkesin okuması, büyük adam(!) olması, kravatlı ve beyaz önlüklü olması tavsiye edilerek umut avcılığı yapılmaktadır. Halbuki bu, toplum gerçeğine, insan tabiatına aykırıdır. Her insanın yeteneği, ilgi alanı farklıdır. Bir toplumda doktor, mühendis, öğretmen, avukat vs ihtiyaç olduğu gibi diğer meslek dallarında çalışacak elemana çok daha fazla ihtiyaç vardır. Yaptığı işi güzel yaptıktan sonra her meslek saygındır ve hürmete layıktır. Kariyeriyle, diplomasıyla artistik taslayanlar, okumuş ama adam olamamış cahillerdir.
Eğitime darbe
Zorunlu olarak okula gelen öğrenci diğer arkadaşlarını da olumsuz etkiliyor. Okuldan nefret eden çocuklarla okumak isteyen çocukları bir araya getirmek ne kadar doğru? Böyle bir sınıfta nasıl eğitim yapılır? Okuma azmi olan çocukları bu durum etkilemez mi? Bazen öyle olur ki iki tane zibidi, bütün sınıfın ahengini bozar. Artık o sınıfta ders yapmak imkansız hale gelir. Okullarımız, dersle, eğitimle alakası olmayan, orayı sadece vakit geçirme ve eğlenme mekanı olarak gören öğrencilerle dolu.
Okuldan ve eğitimden nefret eden, zorunluluk kurbanı sınıfta olan bu çocuklara karşı arkadaşları da öğretmenleri de bir şey yapmaktan aciz. Öğretmen notla tehdit etse bu tür öğrenciler gülümser. Vursan vuramazsın, atsan atamazsın. Disipline gitse en fazla üç beş gün okuldan uzaklaşır ki bu onun için mükafattır. Patlamaya hazır bomba gibi sınıflarda, koridorlarda, pansiyonlarda volta atan bu gençlere dokunmak cesaret ister. Bu tür kişilerle haftanın her günü aynı sınıfta olmanın nasıl bir duygu olduğunu yaşayanlar bilir.
Böylesi gençlerin yeri ilkokuldan sonra iş hayatı vs olmalıdır. Çünkü her insan ayrı bir dünyadır. Herkesi ayni kalıba sokmaya çalışmak hem bu gençlere, hem ailelerine, hem okumak isteyen öğrencilere, hem öğretmenlerine eziyettir. Eğitim ve öğretimi çoktan geçtim, yeter ki ailelerin başından savdığı bu gençler, sınıfta uslu uslu otursun, diplomasını alsın! Çünkü bugün okullar eğitim öğretim yuvaları değil, diploma dağıtılan kurumlara dönüşmüştür. Biz öğretmenlere de bekçilik rolü verilmiştir. Veli’nin, öğrencinin, idarecilerin elinde şamar oğlanına dönen bekçi…. Hal böyle olunca öğretmencilik oynuyoruz, sözde eğitim yapıyoruz. Halbuki birbirimizi kandırıyoruz. Her şey “şeklen” yapılmaktadır. Kralın çıplak olduğunu söylemek gerek üst düzey yöneticilere. Bundan olsa gerek ki yeni eğitim sisteminde, ders sayısı ve saati azaltılmış, sosyal etkinlikler ön plana çıkartılmıştır.
Mesele, “Öğretemeyen öğretmen vardır. Öğrenemeyen öğrenci yoktur” gibi sloganik cümlelerle geçiştirilemez. Herkesin okulda eğitileceğini de nereden çıkardınız? Bu ön yargıyla bir eğitim sistemi inşa edilebilir mi? Biz, değil insanların hayvanların bile eğitilebileceğine inanıyoruz. Lakin herkes okullu olsun, sınıfları doldursun diyemeyiz.
Kılık kıyafet yönetmeliği
Ayrıca kılık kıyafet yönetmeliğinin halen yürürlükte olduğunu unutmayalım. Bu yönetmeliğe göre kız öğrencilerin ve öğretmenlerin başı görev mahallinde açık olmalıdır. Mevcut iktidarın inisiyatifiyle şimdilik sorun yok. Kızlarımız her türlü okula başörtüleriyle gidebiliyor. Başörtünün “in”, başı açık olmanın “aut” olduğu dönemi yaşıyoruz. Fakat bu hep böyle gitmez. Biz 28 Şubat dönemini unutmadık. Başörtülü kızlarımızın okullardan hatta İHL ve ilahiyatlardan nasıl atıldığına şahit olduk. Yarın iktidar değişirse aynı manzaralarla karşılaşmayacağımızı kim garanti edebilir? 18 yaşına kadar okula gitme zorunluluğu getiren muhafazakar demokratların çocuklarından başörtüleri zorla alınırsa bunun hesabını kim verecek? Zorunlu eğitimini tamamlamayanların evlerine baskın yapılıp velilerine ceza verilince neler hissedilecek? Acaba bu yasayı çıkaranlar ileride olacak muhtemel gelişmeleri düşündüler mi? Yoksa günübirlik hesaplar yapıp kendi ayaklarına mı sıktılar?
Hayata geç başlamak
Zorunlu eğitim, evlilik yaşını da geciktiriyor ve gençlerimiz hayata geç başlıyor. Evlilik yaş ortalamasının her geçen gün daha da yükselmesinde, eğitim ve kariyer planlamasının önemli bir etkisi vardır. TÜİK verilerine göre ortalama ilk evlenme yaşı, 2018 yılında erkekler için 27,8, kadınlar için 24,8 olmuş. Bu tablo kariyer peşinde koşanlar ve şehirde yaşayanlar için 30 yaşın üzerindedir. Bir insanın ortaokul döneminde ergenlik çağına girdiğini düşünecek olursak, toplumun temeli olan ailenin ve tabi ki genel ahlakın nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığını görebiliriz. Her türlü tahrik, taciz ve teşhirin zirve yaptığı ortamlarda eğitim uğruna bulunmak zorunda kalan geçlerimizi nasıl bir girdabın içine sürüklediğimizin farkında mıyız? Bunu anlamak için herhangi bir lise ya da üniversitenin çevresini gözlemlemek yeterlidir.
Bu tespitlerden sonra orta öğrenim ve yüksek öğrenime karşı olduğumuz çıkarılmamalıdır. Tam aksine ilim öğrenmek her müslüman erkek ve kadına farzdır. Bu yolda atılan her adım sevaptır. Dikkat çekmek isteğimiz husus, eğitimin nasıl ve hangi şartlarda olacağıdır.

Paylaş

Hakkında Ali EROL

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Facebook
Facebook
Twitter